0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
312
Okunma
HASBİHAL-İ CANAN
Evvelim "Sen" ile başladı, ahirim de "Sen",
Hecemde elifsin, kelâmımda gizli ben.
Lügatler acizdir, tarifin sığmaz cihana,
Sırrın şifresisin, ruhumda can bulan ten.
Seninle başladı gönül kitabım her nefeste,
Zikrimdesin artık, her an dar gelen bu kafeste.
Satır sonundaki noktalar, aslında yaşlı gözüm;
Nokta dahi senden gelmiş, nasıl olurum heveste?
Önsözde seni anlatsam, sırlar faş olur korkarım,
Sanki aşikâr olsan, ben bu candan koparım.
Muhabbetinle gitmenden ürperir şu garip gönlüm,
Sen bensiz de varsın ama, ben sensiz kime taparım?
Haramdır sensiz aldığım hava, içtiğim her yudum su,
Sensiz geçen ömür, ruhun en derin uykusu.
İlk sözüm sendin, son sözüm de yine sen,
Gül yüzün, Aslı’n, Leyla’nın o kadim kokusu...
Kalu Bela’dan beri yanan bu sinem sana meftun,
İster bir mısrada saklan, ister ol aşikâr-u gün.
Yunus’un diliyle feryat eder bu dertli gönül:
"Bana seni gerek seni", gerisi sadece efsun.
Bu kitap nihayete ermez, bu dava bitmez ey Yar!
Zira yazmak değil muradım, yanmakta bin mana var.
Maksat; fani kalemle kağıdı karalamak değil,
Maksat; Can’ın Canan ile ettiği o kutlu hasbihal.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.