5
Yorum
32
Beğeni
0,0
Puan
1128
Okunma
yüzün, yosun bağlayan duvar
gözlerin duvar üstü
ç’ağlayan
hayata küsüp
uğradığın haksızlığa karşı
-çıkamayan çaresizliğin
ip arıyordu kendine
un serecek kader..
bütün bahaneler, bir tuğla da sen koy" sloganı altında
briket örüyordu parmakların
avuçlarım arasında..
mutluluk, malzemeden çalan umut işçisi
kalp tokluğuna yaşadık aşkı
ay, yarım simit
yıldızlar susam tanesi
gibi düşerdi
gün doğumunda
çocukluğum derdin,
hor kullanılmış bir oyuncak dile gelirdi hikayende
oysa benim kırılacak oyuncağım bile olmadı derken
duvar dinler gibiydin
ip bu nihayetinde,
un da serilir
kuyruklu yalan da-uçurtmaya-
ya da öcü alınacak bir hayatın tepe taklak hıncı
italyan usulünce"
T plakanın yanı başında şofördü İstanbul
sokak ağzıyla atıp tutuyordu gün görmüşlüğü
sen her zamanki gibi şık
topuklarından çıkan ses, bastırıyordu kaldırımı
ben mi?!
olsam olsam simit sarayı..
şoför, istifini bozup bardakta kalan çayıyla birlikte
kaşık gibi bırakırken beni
yanına yakıştıramadığından olsa gerek
sarılmamıza önce hayret
sonra buyur etmişti..
ellerimiz kenetli
haliçin bilmem neresi
kuşlara hava atan o limana doğru son yolculuğumuzdu seninle
yüzün duvar
gözlerin aşk çeşmesi
berbat bir ayrılığın arifesinde seninle yan yanayken
şoförün aynasında gördüm ikimizi
aşk çeşmenden yaş içiyordum
şoför şahit
yol şahit
dikizleyen ayna
sır tutar mı bilmem amma
son vedaya el veriyordu istanbul
boğaz" tokluğuna yaşamıştık aşkı
ve iki yakası bir araya gelmeyecek kadardı uzaklığın adı..