0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
2397
Okunma

farkındaydım , bir şey yazmaya gerek yoktu dilinden anlayana.
harfler havada uçuştu, kelimeler lal oldu, gelemediler yan yana.
hasret, damlaları da ağlatır, çekilirmiş bir kenara
ve tek sen üzülme diye, göz yaşı dökermiş bahara…
pencereme arada bir, bir buse kondurur,
kaçışan damlalar ki; birbirine bakar durur
eşlik ederken içime, dışarının yağmuru
ay buluttan sıyrılmış, güneş kalbiyle duru.
eskimeyen sözler vardır yüreğinde solmayan çiçek
elbet güzel günler hatrına, beklediğin günler gelecek.
uzaklık; gönül gözüyle, mesafesiz soyut bir sırdır
yakınlık; hatırsız gönüllerde, sevgisiz bir kahırdır
hüzün ruhumu yansıtır şu yalancı dünyada
zaten, ben değil miyim, yaşıyorken rüyada
ne fark eder, gönlüm kırık içim hüzne boğulsa
yeter ki yolum doğru, yolum inançla yoğrulsa...
her şey sessiz derindeyse eğer, kendi içinde avunarak
gözünü toprağa dikermiş, dalından düşmek için yaprak.
merak etme tutarım ben, kendi dünyamda, kendi yasımı
pervanede vuslat için ziyaya, etrafında eylermiş ölüm dansını
bazen insan dökülürmüş içine belli etmezmiş kendine bile
bazen de içinde med cezir fırtınası asla getirmezmiş dile.
ben , önce benimle yaşamaya mahkum olan bir benim
ben, ruhumla öz benlik, bana baskı kurmasın bedenim.
başkaları beni nasıl görürse, ben o olduğuma inandım
oysa, kendimi kendi gözümle tanımam gereken bendim
kendimde miyim bilmiyorum kendime yolum düşecek mi?
belki de herkesten önce, kendimden vazgeçen ilk bendim.
içindeki sesi duymayanlar ne bilsin esen fırtınaları
kalbin özüne inemeyenler hissedemez asil duyguları
üzülme , ödünç aldım kelimelerini kurduğum cümlelere
şimdi hazırlanmak var, bezmi elestte söz verdiğin yere
(yusuferdoğan)