1
Yorum
11
Beğeni
5,0
Puan
1330
Okunma

sen ki,
gözlerinden akan ırmaklarda boğulduğum
gözlerin ki,
güneşe devrildiğinde denizlerden bir tutam mavi çalan
ay geceye uyandığında suyun tenine firuze yeşili ışıklar saçan cennetimdi
ve bil ki,
göğümdeki kızgın kumlarda denizleri boğduğum tek kadındın.
söz geçiremedik be yüreğimize Safiram
kaybedeceğimizi bildiğimiz savaş meydanlarında bile biz inadına yeşerip
bir sarmaşık edasında boy verdik, çiçek açtık tüm inançsız ayinlerin gölgesinde
ayrılığın yalanı, bir nefeslik aşk-ı ömrümüzün de arta kalanı olduk oysa seninle
ey ömrümün yatılı misafiri ve kalbimin tutukluk bilmeyen tetiği nerelerdesin…
şimdi
yokluğunun belası bir geceyi daha dişleyerek içiyorum dudaklarımdan
şakaklarıma nakşettiğin tüm yıldızları tek tek söndürüyorum gözlerimde
ve ayyaş damarlarımdan kan olup sızıyorum şehrin yorgun kaldırımlarına
hiç bir fırtına, hiç bir sağanak artık dindiremiyor ateşimi
ne küllenebiliyor ne de güllenebiliyor yüreğimdeki çarpıntılarım
faili meçhul bir bestenin son nakaratından yudumluyorum saçlarının meltemini
intihar sus-u verilmiş dudaklarımda son kez söndürüyorum sigaramın zifirini
ey ömrümün aşk azınlığı ve saçı sabaha değen kadınım, Safiram, şimdi nerelerdesin …
bu şehirde,
yalnız yürüyemeyen sokaklar, yalnız sevişemeyen aşklar var
bu şehirde,
her adım atışımda yokluğuna takılıp düştüğüm çukurlar
ve rakımı günden güne yükselen yalnızlıklarım var
aklımın peronlarında asılı kalmış,
infazı gecikmiş bir sevdayım şimdi
haydi ne duruyorsunuz
silin,
süpürün,
kazıyın,
savurun küllerimi şimdi bu şehirden…
ey ömrümün kalp söküğü, ecelime nikahlı alın yazım, Safiram, bil ki gittiğin uzağım şimdi…
ilhanaşıcışubatikibinonyedi
5.0
100% (7)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.