1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
1120
Okunma

Yaşlı bir korkuluk gibi duruyorum bırakıldığım yerde.
Bana lekeleriniz bulaştı, şimdi biraz sevgi kirliliği var üzerimde.
Anayasalar icat etmekten bıkmadın mı;
beni koşulsuz sevmeyi tanrı sana öğretmiş olmalı!
Gövdesi en darağacın içinde bir ev yaptın bana,
şimdi parmak uçlarım içine sığmakla intihara kalkışıveriyor.
Bana yeis Edip Cansever yüreğinle beni sulamaya kalktığını
düşündüğüm an da bile ne çok umut dolu imiş yüreğim.
Sen beni petrole boğmuşsun.
Şimdi gövdem ağır metaller içeriyor,
ellerimden tutmaz isen nasıl kaldırır
bu yaşlı yorgun dizlerim dibimdeki acıyı?
Yaprakların susmakla yetindiği bir yaz sabahıydı.
Yapraklar susardı.
Onları da sulamandan korkuyor
keskinliğiyle görüntüyü yakamozlatan gözlerim.
Yapraklar susardı.
Onlar haberdardı soğuk terleri buza döndüren karların geleceğinden.
Bir yaprak için bu hayat kış doluydu.
Bu onun sonuydu.
Sonundaki ışığı görür görmez ruh daraltan
karanlığı ellerinden köklerine düşürüverdiği
umutları umarsızca ve sakin bir telaşla toprağına saklardı.
Dikkat ederdi özen gösterirdi yaprak umuda.
" All promises that is given on behalf of eternity are kinda birds. "
Ey güneşin karanlık yüzü!
Sessiz olmalısın, sesini duymam gerek.
Aydın olsun diye yolun gökyüzüne çıkıp
yapay yıldızlar kondururdum her gece.
Gün aydın olsun diye ben yana yana
güneşi yaklaştırırdım senin sesine sinsice ve sessizce.
Oysa sen, benden uzaklaşmanın
yollarını bulmak için yolsuzluklar yaptın.
İhanete bedeni büyük kıyafetler
giydirdin seninle ömrü boyu gelebilsin diye.
Sen
Tüm sessizlikleri ses çıkartmadan,
güçlük çıkartmadan,
çıkarıp attın tüm sevgi kitaplarından.
Şimdi
Sen
Geçiyorsun kendinden
Ellerine alıp sessiz bir şarkıyla sarıya boyadığın susuz yapraklardan.
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.