0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
1133
Okunma
Abdullah ile Amine’nin izdivacı
Hasta gönüllerin ilacı
Muhammed Mustafa doğacak
Habercisidir bu sancı.
Onun gibisi, ne geldi bu dünyaya
Ne de bundan sonra gelecek.
Müjdeler olsun insanlığa
Hatemül enbiya gönderilecek.
Daha doğmadan Yetim oldu
Altı yaşında öksüz kaldı
Abdülmuttlip yetiştirdi kendi huyunca
Ebu Talip sahiplendi ömrü boyunca
Amcasıyla Şama sefer eyledi
Bulut gelip onu gölgeledi.
Bahira, çocuğun farklı olduğunu söyledi
Mekke’ye geri dönülsün istedi.
OOO
Dünya yaratıldığından beri
Nice nebiler getirdi kutlu haberi
Muhammed güneş gibi parladı
Yedi kandilli Süreyya yanında sönük kaldı
Siması kamaştırırdı gözleri
Duyanı, meftun ederdi sözleri.
Mekke halkının güveni sonsuzdu
Hatice güvenerek onunla ortaklık kurdu.
Olmadı onda zerre miktarı hile
Malını verirken duymadı kuşku bile
Şamdan büyük kârla dönerdi
Hatice’nin malı katbekat artıverdi
Hılfül Fudul cemiyetine katıldı
Her yapılan iş adaletle yapıldı.
Yirmi beşinde Hatice’yle evlendi
Hatice ona altı güzide evlat verdi.
Hırada çekildi inzivaya
Hatice azık götürürdü yaya.
Bir gün Cebrail geldi Hıraya
“OKU” dedi. Yüceler yücesi Enbiya’ya
İslam’ın temeli Hırada atıldı
Yayıldı bütün dünyaya…
OOO
Bir güneş parladı Mekke’nin ufuklarından
Yüce Dini ihdas ediyordu yaradan.
Bu kutlu görev Muhammed’e verildi
Hak Dini yaymakla o görevlendirildi.
İlk önce, çevresini davet ile başladı
Hatice, “anam babam fedadır” diye karşıladı
Şahadet getirip girdi İslam dinine
Nail oldu “ilk inanan” olma şerefine
En zor gününde Peygamber’in yanındaydı
Herkes inkâr ederken o İslam’daydı.
Ebu Bekir, kadim dostuydu Peygamberin
Tasdik edeniydi, gelen kutlu haberin.
Dedi ki;
Görmedim, duymadım tek bir yanlışını
Onun dürüstlük imtisali yaşayışını
Yüce İslam dini dalga dalga yayıldı
Kelimeyi Tevhidi söyleyen mümin sayıldı.
Çıkardılar kalplerinden, açık gizli putları
Hayatlarına tahakküm eden tagutları.
Habeşli Bilal’i “Allah Bir” deyince dövdüler
Kızgın kayaları göğsü üstüne koydular.
Dönmeyecekti Bilal, inandığı bu yoldan
Başını koparsalar dahi boynundan
Ali’nin bıyıkları yeni terlemişti
“Ey nebi! Yoluna bu can feda.” demişti.
Titrerdi yollar, O yürürken Mekke’nin çarşısında
Allah’ın Aslanı olmuştu, gençlik çağında
Peygamber’e damat olama şerefine erişti
Zülfikar’la nice küffarın kellesini biçti.
Nefsi için hiçbir cana kıymadı
Yüzüne tükürene dâhi intikam duymadı.
Harp meydanında yaman kılıç sallardı
Allah düşmanlarını narı cehenneme yollardı.
OOO
Eniştesinin canını almak için gitti evine
Okunanı dinleyip kapıldı manevi tesirine.
“Bu ne güzel kelamdır bana getirin onu,”
Puta tapmanın gelmişti artık sonu.
Ömer Şehadet getirip girdi İslam dinine
Erişti mümin olmanın şerefine.
Yüce İslam dini gizli gizli yayıldı
Ömer Mümin olunca cem olunup sayıldı.
Sayıları kırkı bulmuştu müminlerin
Artık yürekleri korkusuzdu mücahitlerin.
İslam inancı, ilmek ilmek gönüllere örüldü
İlahi yardımın tecelli ettiği görüldü.
Bundan sonra güvendeydi müminler
İtminan olmuştu imanlı gönüller.
Peygamber Sefa tepesinde otururken
Ebu Cehil, yanaştı durup dururken
Hakaret etti o mübarek Peygambere
Üzüldü kendine yapılan hakaretlere
Hiç cevap vermedi sustu sadece
Bir kadın duyup üzüldü son derece.
Hamza avdan gelirken geçti önüne
Anlattı yapılan hakaretleri yeğenine
Hamza öfke seline kapıldı bir anda
Kendini buldu Ebucehilin yanında.
Elindeki yayla kafasını parçaladı
Ebucehil ses çıkarmayıp yalpaladı.
Kureyşliler hayret etti onun bu haline
Sakın hayret etmeyin onun sinsi emeline.
“Ey Kureyşliler, beni biraz dinler misiniz?
Siz Hamza’nın mizacını bilmez misiniz?”
“Öfkeyle gidip Müslüman olursa
Müslümanlar onunla kuvvet bulursa”
“Lat, Menat ve Uzza’mızın ne hükmü kalır
Aramızdaki birliğimiz tümden dağılır.”
“Dokunmayın, parçalanan kafa benim kafam olsun
Hamza Müslüman olup birliğimiz bozulmasın.”
Fakat Hamza, kararını vermişti
Onun için hidayete erme vakti gelmişti.
Söyledi Kelime-i Tevhidi o kükreyen sesiyle
İslam’a girmenin heyecanı ve hevesiyle
Artık üç bahadır Peygamberin yanındaydı
Kabul ettikleri yüce dinin fermanındaydı
İnsanlar, akın akın gelip bu Dini kabullendi
“Kelime-i Şehadeti” söyleyip İslam ile şereflendi
Boş durmuyordu ehli küfür yerinde
Ebucehilin kışkırtan rehberliğinde
Müşriklerin hali vakti yerindeydi
Müslümanlar kıtlık ve yokluk içindeydi.
Her türlü sıkıntıya göğüs gerip katlandılar
Allah yolunda asla yılgınlık yapmadılar.
Onların Dinleri canlarından azizdi
Zalime karşı amansız, mazluma ise sessizdi.
Onlara, yoktu müşriklerden hiç rahat
İslam’ı anlatmaksa en büyük kabahat (!)
Baskılardan bunalan sahabe
Çıkıp huzura, yaptılar musahabe.
Allah’ın resulü Habeşistan’ı işaret ediyordu
Habeş Kralı Necaşi, halkı adaletle yönetiyordu.
Gelenlere hüsnü kabul gösterdi
Ülkemde huzur ve güvendesiniz dedi.
Onları, istemeye gelenlere asla ümit vermedi
Müslümanlara sonsuz muhabbet besledi.
OOO
Mekke’de çok bunalan peygamber
Söyledi Zeyid’e önemli bir haber
Birlikte çıktılar Taif seferine
Orada yaşayanların düşmüştü derdine.
Amacı hak dini yaymaktı
Onları Kurtuluşa çağırmaktı.
Taif halkına İslam’ın akidesini anlattı
Kurtuluşa ermenin yollarını hatırlattı.
Fakat onlar, puta tapmakta kararlıydı
Sandılar bu dine girmek zararlıydı.
Peygambere eziyet edip taşladılar
Onu tahkir ederek hakarete başladılar.
Zeyit kendini siper etti Resulüllah’a
Yalvardı o anda Yüceler yücesi Allah’a.
“Ona bir şey olmasın Ey Yüce Allah’ım!
Beni parçalasınlar, çıkmaz hiç mi hiç ahım.”
Resul’ün kundurası kanlar ile doldu
Bunu gören Zeyd’in beti, benzi soldu.
Oturdular bir ağacın gölgesine
Denk gelmemişlerdi hiç böylesine
Zeyid akan kanları siliyordu
İki gözü iki çeşme ağlıyordu
Köle Addas onlara üzüm getirdi
Peygamber Bismillah deyip ağzına götürdü.
Addas bu sözü hiç duymamıştı buralarda
Fakat söylenirdi onun memleketi Ninovada.
Senin söylediğin Hak Dinin gereğidir
Bu dediğin bütün dinlerin direğidir.
Addas Şehadet getirip girdi İslam Dinine
Kavuştu Hak Dinde olmanın saadetine.
Mekke’de işkence gören insanlar
Yesrib’e göç ediyordu Müslümanlar.
Peygamber hicretlerine izin vermişti
Gidin ama tebliği unutmayın demişti.
Musab Bin Umeyr onlardan biriydi
Gidenler içinde en şık ve zarifiydi.
Fasih bir dille İslam’ı anlattı Yesrib’lilere
Duyan geliyordu bu güzel hitabelere.
Dinleyen etkileniyordu Musab’ın hitabından
Ayetler okuyordu Allah’ın kitabından.
Onu dinleyenler kabul ediyordu İslam’ı
Buldular kalblerini mutmain eden ilhamı.
Hattab oğlu Ömer çıktı er meydanına
“Pehlivanın, yenilmek yaraşmaz şanına!”
“Karısını dul, çocuğunu yetim isteyen varsa çıksın!”
“İmanla çarpan yürek, nasılmış bir baksın!”
Ömer düştü Yesrib’in yollarına
Kavuştu Yüce Dini anlatan Musab’ına...
OOO
Yesribden gelenlerle Akabe’de görüşüldü
Peygamberi himaye etmek için sözleşildi.
Dünyadaki her şeyden üstündü onların gözünde
Aradıklarını bulmuşlardı Muhammed’in sözünde
Peygamber, Hicret etmek isterse eğer Yesrib’e
Malları ve canları onun yoluna olurdu hibe
Bu olay onlar için en büyük saadetti
Misafirlik Yesrib için en hayırlı isabetti.
Peygamber düşünüp kararını vermişti
Müşriklerin tuzaklarını sezmişti.
Bir gün Ebubekir’i alarak yanına
Birlikte düştüler Yesribi’n yoluna.
Ali’yi yatırdı kendi yatağına
Emanetleri listeleyip koydu yanına.
Müşriklerin üstüne serpti bir avuç toprak
Çıkıp gitti onların gözlerine bakarak.
Onlar peygamberin çıktığını göremedi
Yatağında yatan Hz. Ali’ydi bilemedi.
Anladılar Nebinin Mekke’den çıktığını
Çaresizlik içinde gemileri yaktığını
Onları bulana yüz deve ödül koydular
Bu ödülü duyanlar yollara koyuldular.
İki Allah dostu Sevr’e ulaşmıştı
Yüklerini taşımak için yanaşmıştı.
Geçip oturdular Sevr Mağarasına
Gözleri erişti bir güvercin yuvasına.
“Görevim var.” dercesine onlara bakıyordu
Bu bakış Ebubekir’i ta derinden yakıyordu.
Örümcek, ağını örmüştü mağara girişine
Hasretti Resulün mağaraya gelişine.
Arayanlar, mağaranın önünde durdular
Aralarında biraz müşavere kurdular.
Ebubekir, korktuğunu Peygamber’e fısıldadı
Peygamber “Korkma Allah bizimledir.” dedi.
“Ya Resulallah bütün korkum sanadır
Sana bir şey olmasın canım uğruna fedadır.”
“İçinden Allah’ı zikret, aklına kötü şeyler takma
Allah dilemezse yaprak kımıldamaz, bunu unutma”
“Aylar olmuş örümcek, ağını öreli buraya
Güvercin yumurtasını bırakır mıydı hiç şuraya?
Haydi, gidelim hiç vakit geçirmeden
Yüz deve hakkımızı bari kaybetmeden.”
Hicret yolcuları üç gün mağarada kaldılar
Müşrikler aramadık bir yer bırakmadılar.
Mekke’ye döndüler umutları bitince
İlahi yardımın olduğunu göremeyince
Ebubekir ile Peygamber çıktılar Sevr’den
Vedalaşıp ayrıldılar, örümcek ile güvercinden.
OOO
Uzun süren bir yolculuğun ardından
Kuba’ya geldiler hiç sıkıntı yaşamadan
Dört gün misafir olup konakladılar
Bir mescit yaptırıp rahatladılar.
Yesripte Müminler hasretle yanıyordu
Damlara çıkarak yollara bakıyordu.
Sabırları tükenmişti yanan gönüllerin
Onun özlemiyle, bekleyen müminlerin
Bir sabah, bir Musevi evinin damına çıkmıştı
Uzakta, gelen iki yolcu görmüştü.
Müjde, müjde diye heyecanla çağırdı
Beklediğiniz kutlu yolcu geliyor dedi.
Bütün Müslümanlar düştü yollara
Gönülden nameler döküldü dudaklara…
HOŞ GELDİN YA MUHAMMED
Bizim için bitti hasret
Ne hoştur sana muhabbet
Müminlerle olan sohbet
Sadra Şifa Ya Muhammed!
Gözümüz yollarda kaldı
Gönlümüz hasretle yandı
Bıçak kemiğe dayandı
Bekletme, gel Ya Muhammed!
Ne mal, ne mülk gözümüzde
Aşk odu yanar özümüzde
Tükendi takat dizimizde
Yetti hasret Ya Muhammed!
O yerlerin türabı olsam
Sen basınca şeref duysam
Yürüdükçe kokun alsam
Kokun deva Ya Muhammed
Hasret yok, özlem yok bize
Rahmet olsun cümlemize
Yesrib halkı hepimize
Selam olsun Ya Muhammed
Kalpler İslam’ın nuruyla nurlandı
Gönüller Muhammed’in şavkıyla aydınlandı.
İnsanlar feyizli bir sabaha uyandı
Kâinatta yepyeni bir kapı aralandı.
Herkes Peygamberi misafir etmek istiyordu
O ise hiç kimsenin üzülmesini istemiyordu.
“Ey ümmetim! Serbest bırakalım devemi
Devem belirlesin benim evimi.”
Deve biraz gidip yattı boş alana
Kalktı yürüdü misafir olacağı mekâna
O mekân Eba Eyyüb’ün hanesiydi
Öyle takdir edilmiş, gerisi bahanesiydi.
Eba Eyyüb bu duruma çok sevindi
Hanemize saadet getirdin Ey Nebi! Dedi.
Peygamber uzun süre orada konakladı
Müminlere mescit, yapılınca rahatladı.
Kendini ilme vakfeden sofilere
Hurma dallarından yaptılar bir hane
Burada kalanlara Ashabı Suffe denirdi
Onlar sadece ilim ve irfanla ilgilenirdi.
OOO*
Hicretten sonra Müslümanların
Yağma edilmişti hepsi, mallarının.
Bunun karşılığı olarak;
Şamdan gelen kervanı hedef aldılar
Bedir yakınlarında beklemeğe başladılar.
Kurnaz olan Ebu Süfyan beklendiğini sezinledi
Mekke’ye haber yollayıp yardımlarını istedi.
Müslümanların üzerine yürümek için karar aldılar
Dokuz yüz elli kişilik bir de ordu donattılar.
Mücahitlerin sayısı üç yüz beş kişi idi
Müslümanlar yalın kılıç müşrikler zırhlı idi.
Peygamber açtı elini, yalvardı yüce Allah’a,
“Ya Rab bu bir avuç mücahit yok olursa
Yeryüzünde sana ibadet eden kimse kalmazsa
Bu muvahhitler bir gün telef olursa
Sana kim ibadet edecek?”
Vahiy geldi yüce Allah’tan
Şöyle diyordu ulu yaradan
“Bütün bu toplananlar hezimete uğrayacaklar
ve arkalarına dönüp kaçacaklar.”
Bu müjde Müslümanlar için yeterliydi
Çünkü verilen müjde çok değerliydi.
Çıkıp saf oldular Bedir’in ortasına
Korku saldılar kâfirlerin kafasına
Peygamber, yüzünü kumlara sürüyordu
“Ya Rab ne olur bizi mahcup etme!” diyordu.
Mücahitler dinlerken Peygamberlerini
Eksik etmiyorlardı dilinden Aminlerini.
Gözyaşları kumlara karışıyordu
Yürekleri nasıl dayanıyordu
Şimdi vakit er dileme vaktiydi
Mübareze o beldelerin âdetiydi.
Hamza, Ali ve Übeyde çıktı meydana
Er diledi mübareze için üç kahramana
Mübarezeyi Müslümanlar kazandı
Üç kâfirin üçü de cehenneme yollandı.
Büyük bir saldırıyla başladı muharebe
Her taraf oldu baştanbaşa harabe.
Müşrikler korkuya kapılarak kaçıyordu
Bedir’de Müminler zafere kavuşuyordu.
Ebucehil narı cehennemle buluştu
Şehitler hep Rablerine kavuştu.
Esirler hüsnü muamele gördüler
Fidyesini verip özgürlüğe erdiler.
Fakir olup okuma yazma bilenleri
On, kişiye okuma yazma öğretenleri
Azledip salıverdiler memleketlerine
Kavuştular hepsi de özgürlüklerine.
Bedir zaferinin etkisi oldukça fazlaydı
Rasülün nüfuzu gün be gün artmaktaydı
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.