2
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
1224
Okunma

Vakitsiz öten bir hıoroz sesiyle
İrkilip de kalkmak vardı eskiden.
Köz taşırdık komşu mesafesiyle
Ne kibrit, ne çakmak vardı eskiden.
Esirgerdi Kadir Mevla’m kulunu,
Yad ellerde garip koymazdı onu,
Ne kimse bilirdi gurbet yolunu
Ne de hasret çekmek vardı eskiden.
Haroda lazutun, merekte otun
Var ise karnende iyiydi notun,
Kim alırdı böyle çuval çuval un
Dağ- bayırı ekmek vardı eskiden.
Akıl işi değil, bu iş delice,
Nikahları kıyılırdı gizlice,
Göz gözü görmezdi gerdekten önce
Ne flört, ne el sıkmak vardı eskiden.
Sağdıçlar koyardı işi yoluna,
Böyle almak yoktu kızı koluna
Para- pul saçardı damat geline
Hep çatıya çıkmak vardı eskiden.
Bilmem ki gençlere bu zülum niye?
Dil dökerdik eşikteki bekçiye
Oynayan kızları görelim diye
Çiçinadan bakmak vardı eskiden.
Kanımca manası şu idi bunun,
Sağ- salim dönmesi içindi onun,
Evinden ırağa giden yolcunun
Ardından su dökmek vardı eskiden.
Aziz dostum, neden gider ağrına?
Yokluk yara açmış kulun bağrına,
Bir evlek yer edinmenin uğruna
Ormanları yakmak vardı eskiden.
Yanık Ozan düne bir bir göz attı,
Dün yaşanan hayat, gerçek hayattı.
Ne sevgi, ne ekmek, ne su bayattı
Ne küf, ne de kokmak vardı eskiden.
Muhammet AVCI/ Adapazarı
5.0
100% (2)