5
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
1257
Okunma
telaşında yıldız kıpırtısı
kasıklarında sancılı bir karanlık
belli ki yine gece doğacak mehtapsızlığıma
ve yine vurulacak zaman gözlerinden…
anlamalıydım
uykusuzluğuma devrilen boyası dökülmüş düşlerden
adını bile bilmediğim tenimi acıtan ruhsuz sevişlerden
ve şafağına kırgın doğmayan eksik güneşlerden
kundaklara sarılı bir cennettim oysa
aklım yaralı bir martının gagasında tutuşmadan önce
tüm denizleri de ak sakallı mavi gözlü sanmıştım
kül yağmurlarında gökkuşağım boğulana dek
hiç bir secdeye alın
hiç bir serviye gölge olamadım sessizliğimde
hiç bir Tanrı da aramasın artık beni hiçliğimde
ben duasız bir mezar nasılsa bulurum devrilmişliğime
ben türkü bilmem
çok iyi “off” çekerim sövmeye başlamadan
sevmeyi de bilemedim sövmeyi de aslında
en çok ta ölmeyi sevdim galiba
bir de gözlerini
ışığına söz geçiremeyen bir güneşe yasladım sırtımı
yelkovanı kayıp bir zamanın akrep sabırsızlığı oldu ömrüm
adımlarıma düşen soğukluk kış değil bunu da biliyorum
ve tüm serçeler şahidimdir ki kanatlarımda hiç rüzgar beslemedim
aynı toprağın tenindeki yağmurduk oysa
aynı dil dik bilmediğimiz tüm alfabelerde
zincirlere vurulmuş mahcup bir çift bakıştık
açlığımıza oruçtuk içimizdeki arsızlıklarda
hayattık
buğusuna yataklık eden tüm ırmaklarda
ormandık
kuytusuna yaslandığımız tüm soluklarda
telaşlı bir kıvılcımdık içimizde tutuşan tüm yangınlarda
şimdi
sıkıca giydir
ya da ört geçmişimizin ayak izlerini
ya da dön gel neredeysen iftar vakti…
ilhanaşıcımayısikibinonaltı
5.0
100% (6)