Kürşat, aslında Bilge kağandır
Ergenekon’dan Çin’i kovandır
Tarumar milletimi toparlayandır
Ecdadına Türk adını koyandır
...
Devamını oku »
ne yazsın kalemim
ne anlatsın kelâmım
kan mı , kin mi yazsın
Yunus'luğumu mu unutup atsın
duygularım ,Mevlâna'yı mı satsınn
...
Devamını oku »
Türk’e zulüm reva mı?
Çıkmaz mı yiğit Kürşat?
Türk birliği heva mı?
Çıkmaz mı Yiğit Kürşat?
...
Devamını oku »
Bu gün iki insanın birleşmesiyle ikinci bir hayat başlıyor
İki güzel yüreğin buluşması ve…birleşmesi…
Bu yeni hayat yeni bir günde,
İki güzel yürek için başlıyor.
Çünkü gün bile bugün onlar için doğdu.
...
Devamını oku »
Canı can bilirken yürek içinde
Dikenler batsa da solmaz rengimiz
İnsanı dost bildik al gül biçimde
Bir kemik peşinde koşmayız asla
...
Devamını oku »
Hüzün eyle, Canım yitti, Yandım Anda, Yana dursun
Yetim böyle, Umut bitti, Tendim onda, Ara dursun
Şimdi neylim, Düş olmuşum, Dem vursada, Çağım bitmiş
Gamı astım, Yeller değdi, Bağ üşüdü, Dal kurudu
...
Devamını oku »
Yanında kırklar gibi arkadaşı,
Ülkemde, ülkemde genler taranıyor,
Aranıyor, Kürşat ve kırk yoldaşı.
Yürek aranıyor, kocaman yürek,
...
Devamını oku »
Yumulu ıslacık gözlerinde, kirpiklerinin arasında dalgalanıyordu ebedi ayrılık. Bir söğüt gölgesinde uyuyan pınar gibiydin. Ağırlaşsa da nefesin, sıcacık yüreğinin çarpıntısı, zamanı taşıyan damarlarının seğirmesi, ölüme direnişinin göstergesiydi hâlâ. Ama biz biliyorduk ki, yarın olmayacaktı senin için. Uzanacaktın birazdan sonsuzluğa ve biz dünyanın merhametsizliğine bir kez daha tanıklık edecektik senin gidişinle.
Bütün benliğimizi bağladığımız umudumuz çoktan bize ihanet edip ölümü an be an seyrettirmişti gözlerinde, oysa sen kaçıncı kez denedin kurtuluşu ve umutsuzluğu kaçıncı kez söküp atmak istedin yüreğinden ama kader bu ya, her seferinde yakaladı yaranı en derin yerinden. Bu yüzden dile getirmek istesen de getiremedin, anlatamadın. Anlatamadıkça da içindeki en güzel şeyleri zehre dönüştürdü o suskunluğun. Hüzün dolu bakışların hep boşluğa takılı kaldı günlerce. Hayallerin özlem dolu, umut dolu bekleyişlerin gün, gün hastalığın seyrinde eriyip gitti.
Şimdi sanki her sözde saklı olan sensin. Gözlerimiz yaşarmadan, yüreklerimiz parçalanmadan anılmaz oldu adın. Kırılgan anılarda seyrediyor yüreğimizin yol haritası. Sensiz geçecek olan yıllar özlemden yana ne varsa taşıyor solukladığımız hayata. Acizliğin alacası tanıklık ediyor geleceğimize. Kuracağımız hayaller senden uzak, sana ait ne varsa yokluğa teslim ve o yokluğun acı cazibesine gizledikçe kendimizi acılar içiyoruz vaktin avuçlarından ve ne vakit hatıraların sır dolu bahçesinde gezinecek olsak bizi yakıp, yıkan bölümleriyle yüzleşiyoruz.
Girdabında boğulacağımız günler hazırlanıyor şimdiden bizim için. Kim bilir kaç uykusuz gecenin ortağı olacak bu son saniyeler. Bilincimizin en kuytu yerine saklasak da şu anı, her fırsatta hayalini serecek, anılarını sergileyecek biliyoruz ve biz hayatın kıyısında gezinip duracağız.Sırada bekleyen acıların bazısı, paslı bir çivi olup saplanacak beynimize, kimisi ateş gibi yakacak içimizi. En acısı da isyan olup akacak gözpınarlarımızdan, çünkü bütün güzelliklerin hükmü dünde kalacak senin gidişinle.Takvim yapraklarına gülüşlerimizi iliştirmeyeceğiz artık ve şimdi senden uzak olduğumuz kadar uzağız kendimizden ve bir gün hayattan soyunduğumuzda, her şeyin tıpkı senin yaşadığın gibi kısacık bir geçitten ibaret olduğunu biz de göreceğiz.
...
Devamını oku »
Yirmialtı şubat'tı ikibinonbeş yılı
Bir can daha bıraktık toprağın ta bağrına
Soğuk bir kış gününde gözlerde yaş asılı
Kürşat'ım davetinle geldik bu son çağrına.
...
Devamını oku »