Anlatmadın…Ağlamadında.
Çünkü sen,
acının paylaşıldıkça azalacağına değil, derinleşeceğine inananlardansın.
Birini sevdin…
...
Devamını oku »
Şiirlerimde sözlerimde
Yoksunluğunun cehenneminden
Taşınıyorum
İyileşmeyi seçiyorum
Seni olduğun yerde bırakıyorum
...
Devamını oku »
Uyan Ferhat’ım
Bak arkadaşların geldi
Uyan ey Ferhat’ım uyan
Feryadım dağları deldi
...
Devamını oku »
Kurban olayim senun, o güzelum havana
Arakli, Köpribaşı, gönlümün dumanisun
Şu yalan dünyanun da, en güzel zamanisun
...
Devamını oku »
Gecenin en ücra kıvrımında, sözün gölgesinden sarkan yaralı bir şiir gibi buldum.
Uykuya yatmış nehirlerin kalbinde, suya benzer serinliğinle gözlerime kıyı çeken yakamoz oluyordun.
Gece, saçlarından süzülen yoldu.
Ben o yolu ıpıslak gölge gibi takip ettim.
...
Devamını oku »
Gözlerim kapalıyken bile seni düşünüyorum.
Açıkken zaten dünya yok; sen yoksan hiçbir şey yerli yerinde değil.
Bu acının bir tesellisi yok, yokluğunu avutacak tek bir kelime yok.
Anlatmaya çalışıyorum ama kelimeler yetmiyor, cümleler yarım kalıyor, sesim boğazımda düğümleniyor.
İnsan evladını kaybedince dili susuyor, kalbi haykırıyor ama kimse duymuyor.
...
Devamını oku »
Zaman takılıp kalıyor. Saat ilerlemiyor, nefes bile yerinden kıpırdamıyor. Geçmişten yüzüme çarpan bir gülüşte, bir bakışta donup kalıyorum. Bir insan aynı fotoğrafa saatlerce bakar mı? Bakar… Ben bakıyorum. Çünkü o fotoğrafta yalnızca bir yüz yok; ömrüm var, kalbim var, yarım kalan bir hayat var.
Oğlum…
Fotoğrafa bakarken anneliğimin sesini duymaya çalışıyorum. Sanki yıllar öncesinde kalmış bir anı değil de, tam şu an karşımdaymışsın gibi. Gözlerimi kapatıyorum, sen bana yine bakacakmışsın gibi geliyor. O bakışta her şey tamamlanıyor. Sen gülüyorsun, ben de seninle birlikte gülüyorum. Sen heyecanlanıyorsun, kalbim senin kalbinin ritmine uyuyor. O an öyle gerçek oluyor ki… Acı bile bir süreliğine susuyor.
Ama her dalışın bir dibi var.
Ve ben her seferinde aynı yere çarpıyorum. O an bitiyor. Hayat yeniden nefes alıyor. Sen yine gidiyorsun. Ve ben yine gerçeğe uyanıyorum. İşte o an içimde bir şey kırılıyor; zaten kırık olan yer, bir kez daha paramparça oluyor.
...
Devamını oku »
Evlat denince yanan bir kalbim var.
Ben evladımı, canımı, ciğerparemi doymadan toprağa verdim.
Bu bir cümle değil; bir annenin ömründen koparılıp alınmış bir feryattır. Evlat acısı, insanın adını unuttuğu, nefes alırken bile suçluluk duyduğu bir yangındır. Gözlerin açıkken bile karanlıkta kalmaktır. Kalbin hâlâ atıyor olabilir ama yaşadığını sanma; çünkü ruhun mezar başında kalmıştır.
Ben evladımı doymadan toprağa verdim…
Hayata doyamamış bir canı, annesinin koynuna değil, soğuk toprağın bağrına emanet ettim. Saçlarını okşayamadan, sesine doyamadan, “anne” deyişini içime sindiremeden… Her sabah uyanmak bir ceza, her gece uyumak yeni bir vedadır.
...
Devamını oku »
Şimdi dışarıda yağmur,
En çok kimsesizlerin omzuna dokunuyor.
Ben ise bir fincan kahvenin soğuyan kıyısında,
Seninle başlamayan cümlelerin ağırlığını taşıyorum.
**
...
Devamını oku »
Ağır bir uykunun mahmurluğunu silkeliyor üzerinden.
Gri bulutların arasından sızan o ilk cılız ışık,
Eski bir dostun kapıyı çalması gibi;
Ürkek ama tanıdık.
Betonların arasından başını uzatan o adsız çiçek,
...
Devamını oku »