İki kadın arasında kalanın vay haline.
Biri muska yazdırır, diğeri kurşun döker.
İki kadın arasında kalanın vay haline.
Biri ana biri yar, hangisinden geçersin.
...
Devamını oku »
Soğuk bedenim mermilere emanet...
Suda mı, havada mı bilmem bu hikmet,
Hüzünlü mısralarda yaşamak üzere,
Islak oldu toprağım, bu nasıl bereket...
...
Devamını oku »
öne eğilen başlar bilmez dersen
alev körü taşlar bilir acımı
böyle olgunlaştı saçım, sakalım
biz kendimizi kime bırakalım
...
Devamını oku »
Bu benim için günün son batışıydı anne.
Yine gün doğacak ve batacak elbet
Ama ben olmayacağım artık...
Hani bir keresinde :
...
Devamını oku »
En güzel goncanın, hanı orası!
Gonca, güle döner, güler daima
Bülbülün kırmızı, kanı orası!
En sevgilimize oluşmuş alem
...
Devamını oku »
O, fincanını masaya bıraktı ve Alaz’ın gözlerinin içine o kadar derin baktı ki, Alaz’ın içindeki o eski kırıkların yerini alan aşk ateşi yeniden harlandı. O, yavaşça Alaz’a doğru uzandı, ellerini Alaz’ın yüzüne koydu.
Sen benim her şeyimsin Alaz," diye fısıldadı. Dudakları Alaz’ın dudaklarına değmek üzereydi. "İçimdeki tüm kadınlık, tüm ruh, tüm nefes seninle anlam buluyor. Beni bir daha asla bu sessizlikten mahrum bırakma."
...
Devamını oku »
Bu romanın sayfaları ilerledikçe, Alaz’ın kalemi hep o geceyi ve o sabahı anlatacaktı. Çünkü gerçek aşk, bir kez yaşanıp biten bir an değildi; her saniye yeniden başlayan, her dokunuşta daha da alevlenen sonsuz bir döngüydü. Ve bu döngü, dünyadaki tüm kırık kalplere umut olmaya devam edecekti.
Güneş gökyüzünün en tepesine ulaştığında, odadaki o ateşli ve derin hava yerini tatlı bir rehavete bırakmıştı. Ancak ne Alaz’ın gözleri O’nun üzerindeki hayranlığından eksilmişti ne de O’nun Alaz’a olan o köklü adanmışlığı sarsılmıştı. Alaz, masadan kalkıp tekrar yatağa, o kokunun ve sıcaklığın merkezine döndü.
Çarşafların arasında birbirine kenetlenen elleri, sanki iki ayrı insanın değil, tek bir bedenin parçaları gibiydi. Alaz, O’nun parmak boğumlarını tek tek öperken, içindeki o yazar dürtüsü tamamen susmuştu.
"Bazen," dedi O, başını Alaz’ın çıplak göğsüne koyup kalp atışlarını dinleyerek, "Kelimelerinin arkasına saklandığını düşünüyorum Alaz. Ama dün gece ve bu sabah... Kelimelerin bitti. Sadece sen kaldın. Ve o sen, benim ruhumu tamamen ele geçirdi."
...
Devamını oku »
Alaz, yatakta sırtı göğsüne yaslanmış halde uyuyan O'na sarıldı. Eli, O’nun kalbinin üzerine yerleşmişti; teni hala o ateşli dakikaların iziyle sıcacıktı ve kalbi, az önce yaşadıkları o yoğun fırtınanın ardından huzurlu bir nehir gibi dingin akıyordu. Alaz, sevgilisinin omuz başındaki pürüzsüz tene küçük, minnet dolu bir öpücük daha kondurdu. O, uykusunun arasında hafifçe kımıldayıp Alaz’ın kollarına daha da yerleşti, arkasına bakmadan elini uzatıp Alaz’ın saçlarına götürdü.
"Uyumadın mı?" diye fısıldadı O, sesi uykunun o buğulu, kadife tonunu taşıyordu.
"Uyumak, seni izleyemediğim tek zaman sevgilim," dedi Alaz, sesi göğsünün derinliklerinden geliyordu. "İçimdeki bu doluluk hissi öyle büyük ki, gözlerimi kapatsam bu rüyanın bitmesinden korkuyorum."
O, yatakta yavaşça döndü ve yüzünü Alaz’ın yüzüne hizaladı. Ay ışığının yerini alan o soluk sabah aydınlığı, ikisinin de yüzündeki o yorgun ama kelimelerle tarif edilemez mutlu ifadeyi ortaya çıkarıyordu. O, parmak uçlarını Alaz’ın dudaklarında gezdirdi; az önce birbirlerini yakarcasına öpen o dudaklar, şimdi birbirlerine en derin güvenle gülümsüyordu.
"Sana bakarken," dedi O, gözlerini Alaz’ın gözlerine sabitleyerek, "Dünyadaki tüm insanların, tüm kalplerin neden birini aradığını anlıyorum. İnsan tek başına yarım bile değilmiş Alaz. Ben seninle, o fırtınanın içinde, o ateşin tam ortasında kendimi buldum."
...
Devamını oku »