8
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
2056
Okunma

Seher’ in ölümü büyük bir acı getirmişti koğuşa. Herkes Elif’ e göstermeden bir köşede gizli saklı ağlıyordu. Şimdi en büyük mesele henüz 4 yaşında olan bu çocuğa annesinin ölümünün nasıl ve kim tarafından söyleneceğiydi. Sultan kadın " Benim dilim varmaz, yüreğim dayanmaz " diyerek kendini sıyırınca bu meşakkatli görev Nimet’ e düşmüştü. Sıkıntılıydı genç kadın. Elif’ le beraber kendi ranzasına doğru giderken nereden başlayacağını düşünüyordu. Kendi anacığını kaybedişini anımsadı içi acıyarak. Yetişkin bir kadın olarak bile bu acıyı kaldıramazken şimdi bu küçücük çocuğun annesine en muhtaç olduğu bu dönemde buna nasıl dayanacağını kestiremiyordu.
İncitmekten korkarmış gibi özenle kucaklayıp yatağına oturttu onu. Kendi de yatağın diğer yanına ilişti. Küçük kız gözlerini ona dikmiş merakla bakmaktaydı. O an Nimet bu kadar zamandır farkedemediği şaşırtıcı bir benzerliğin ayrımına vardı. Elif’ inde aynı kendisinin gibi kocaman kömür karası gözleri vardı. " Ne garip" diye düşündü.
"Gözlerimi ondan alamazken bunu nasıl farkedememişim bunca zamandır " diye hayıflandı.
Küçük kız beklemekten sıkılmış olacak ki huzursuzca kıpırdandı oturduğu yerde. Nimet derin bir nefes aldı. " Rabbim sen yardım et bana" diyerek dua etti. " Elif " dedi
" Ben sana daha önce hiç cennet diye bir yerden bahsetmiş miydim?"
" Yooo " dedi küçük kız dudaklarını uzatarak. Güleceği geldi Nimet’ in kızın bu şirin haline.
" Öyleyse şimdi anlatayım da dinle beni" dedi Nimet.
" Orası öyle güzel bir yerdir ki ; bu dünyada bir eşi benzeri yoktur. İnsanlar orada buradaki gibi mutsuz değildir. Çeşit çeşit meyveler, mis kokulu çiçekler vardır. Herkes oraya gidebilmek için can atar. Bazen sevdiklerimiz bizlerden ayrılarak oraya giderler ve bir daha hiç geri dönmezler. Bak mesela benim annem ve babam da oraya gittiler uzun zaman önce. "
Küçük kız bir süre düşündü. Sonra sanki bir şeye karar vermiş ya da anladığını belli edermiş gibi kafasını salladı.
" Benim annemde oraya gitti ve bir daha gelmeyecek değil mi? " dedi.
Nimet’ in gözlerine yaşlar doluverdi. Sımsıkı sarıldı küçük kıza.
" Evet Elif’ im gitti ve bir daha hiç dönmeyecek."
" Bir daha hiç kötü kötü öksürmeyecek, ağzından kan da gelmeyecek mi peki? "
Söylediği her söz görünmez bir hançer darbesiyle yarıyordu Nimet’ in yüreğini. Yokladı içini. Yok hayır şimdiye dek böylesi bir ıstırap yaşamamıştı hayatında. Şimdiye kadar bir çok kereler Rabbine yakınmıştı çaresizliğinden ama o çaresizliklerinin bunun yanında çok hafif olduklarını düşündü.
" Hayır tatlım hiç öksürmeyecek, hatta bir daha hiç hasta bile olmayacak" dedi Nimet.
" Tamam o zaman" dedi Elif yüzündeki gölgeye rağmen. " Madem iyi olacak hiç kızmadım ona beni bıraktığı için. Ben her gece hep dua ederdim annem iyi olsun diye. O öksürürken ağlardım. Annem bana bir şey oldu zannederdi ama ben demezdim sana ağlarım diye. Karnım ağrır derdim. Madem hiç öksürmeyecek beklerim ben. Cennete gidip onu görünceye kadar beklerim. O da beni bekler değil mi orada? Kimselere kızım demez, benden başka kimseye sarılıp, koklamaz değil mi?"
Gözyaşlarını saklamıyordu artık genç kadın. Bir kez daha kollarına aldı minik bedeni. Öptü, sevdi, kokladı...
" Hayır güzel gözlüm" dedi. " Kimseleri sevmez senden gayrı! "
Bu konuşmadan sonra Elif’ in eşyalarını kendi dolabına taşıdı Nimet. O gece ilk kez birlikte uyudular. Saatlerce gözünü kırpmadan kollarında melek gibi yatan o varlığı seyretti Nimet. Usulca hamdetti Rabbine. Kendinden analık vasfını alarak cezalandırdığı kuluna, hiç tahmin edemeyeceği bir yerde ve şekilde bu ihsanı bahşetmişti yaratanı.
Bütün vaktini onunla geçirir olmuştu. Akşam yemeklerinde bebek gibi Elif’ i eliyle yedirmesi diğer kadınların taktirini ve saygısını kazandırıyordu Nimet’e. Hatta Sultan bir gün dayanamamış " Sen eli öpülesi bir kadınsın " demişti. Koğuştaki kadınların gelen ziyaretçilerine boya kalemleri ve resim defteri sipariş etmişti Nimet. Bir gün Zehra gardiyan onları getirdiğinde ikisi de çok sevinmiş hemen resim yapmaya başlamışlardı. Nimet Elif’ e kendi yapabildiği kadar ev, ağaç, kedi, insan resimleri çiziyor sonra onunda yapmasını söylüyordu. İlk günler acemice yapmaya çalışmış ama günler geçtikçe daha başarılı resimler çizmeye başlamıştı o minicik parmaklarıyla.
Bir gün gizemli bir şekilde yaptığı resmi göstermek istemedi Nimet’ e. Bunun nedenini sorduğunda bitince göstereceğini söyledi. Yemek yedikleri masaya giderek oturdu. Yüzünde çok önemli bir iş yapıyormuşçasına büyük bir ciddiyet vardı. Uzaktan sevgi dolu gözlerle baktı Nimet.
Biraz sonra koşarak yanına gelerek yaptığı resmi gururla gösterdi. Bir çocuk ve iki kadın çizmişti küçük kız. Resimdeki çocuk iki kadının ellerinden tutmuştu. Bak dedi heyecanla.
" Bu kız benim "
" Ya diğerleri? "
" Biri annem diğeride sen. Nimet annem."
Bir yumru gelip takılmıştı Nimet’ in boğazına. Ne yapacağını, ne diyeceğini bilemeden baktı gülümseyerek kendine bakan çocuğa. O an dünyanın tüm hazinelerinin kendine bahşedilmiş olduğunu düşündü.
" Annem" demişti Elif. İlk kez duyduğu bu kelime yeryüzündeki tüm güzelliklere bedeldi o an.
Günler birbirini takip etmiş aradan 2 yıl geçmişti. Bir akşam üstü koğuşun ağır, demir kapısı açılmış içeriye 2 yılda biraz daha irileşen cüssesiyle Zehra gardiyan girmişti. Gözleriyle bir süre etrafı dolaşmış sonra aradığını bularak seslenmişti :
" Sultan hazırlan. Sabaha gidiyorsun! " dedi sert bir sesle.
Sultan kadın şaşkınlıkla baktı Zehra’ ya. Bu kadar yıldan sonra nereye giderdi? Bir suçu olmuştu da onu başka bir cezaevine mi sürüyorlardı?
" Hayırdır Zehra nereye gönderiyorlar beni? " diye sorunca Zehra gardiyan koca göbeğini hoplata hoplata gülmeye başladı. Sultan’ın siniri bir anda tepesine çıkmıştı . Yıllardır yaşadığı, evi gibi benimsediği yerden ayrılışına kahrolurken bu kadın ne diye gülerdi? Mavi gözleri öfkeyle parlayarak kadının önüne geldi.
" Başka yere göndermiyorlar" dedi Zehra gülmekten yaşarmış gözlerle. Sultan’ ın hem öfkeden hem de meraktan kızaran yüzünü görünce açıkladı neden güldüğünü.
" Tahliye oluyorsun Sultan. Cezan bitti, kuşlar gibi özgürsün artık! "
Ortalık bir anda bayram yerine döndü. Kadınlar çığlık atarak, gözyaşları içinde Sultan’ a sarıldılar. Sultan’ sa olduğu yerde ne diyeceğini bilemez halde heykel gibi durmuş, konuşma yetisini kaybetmişçesine lal-ü ebkem kalmıştı. O akşam kadınlar Sultan analarının tahliyesi şerefine çok güzel yemeklerle sofrayı donatmışlardı. Hatta Deniz bile bu coşkuya katılmış, eldeki çok sınırlı imkanlarla pasta denebilecek bir şey yapmıştı. Yenilip içildikten sonra şarkılar söylenmiş, içlerinde tencere tıkırtısına, kapı gıcırtısına bile oynayan bazı kadınlar göbek atmışlardı neşe içinde. Bütün bu temaşa bittikten sonra masada Sultan ile başbaşa kalan Nimet :
" Demek en sonunda bitti he Sultan ana " demişti.
Sultan düşünceli bir şekilde kafasını salladı. " Burdan ölüm çıkar diye düşünüyordum Nimet kızım" dedi.
" Nicedir saymıyordum yılları, ne kadar olmuştur ben bile bilmiyorum. Şimdi bana git diyorlar. Özgürsün diyorlar. Ama ben onu unuttum bile. Ne demekti ki özgür olmak? Hem bu yaştan sonra çıksam ne olacak? Ne yaparım, nerede yurt tutarım bu saatten sonra? "
" Köyüne dönersin ana, her şeye yeniden başlarsın. Yeni bir hayat kurarsın kendine" dedi Nimet. Sonra koşarak gitti. Gittiği gibi çabucakta geri döndü. Elinde mendile sarılı bir şey vardı. Elini uzattı Sultan’ın avucunu açarak içine bıraktı elindekini. Sultan olanlara anlam vermeye çalışarak avucundaki mendili açtı. İçinden bir bilezik çıktığını görünce soran gözlerle baktı Nimet’ e.
" Al bunu ana. Benden çok senin ihtiyacın olacak buna. En azından bir süre idare eder seni."
Yılların gün görmüş Sultan kadını belki de uzun zaman sonra çocuklar gibi hüngür hüngür ağladı o akşam. "Sen" dedi Nimet’ e :
" Sen Rabbimin yeryüzüne insan suretinde gönderdiği bir melekten başka bir şey değilsin."
Ertesi sabah gözyaşları içinde uğurlandı Sultan ana. Herkese sarıldı helallik aldı. En son çıkarken Nimet’ e : " Burdan ne zaman çıkarsan gel beni bul. Evimin de yüreğimin de kapıları açıktır sana ardına dek " Sonra koğuştakilere döndü " Hepinizi Allah kurtarsın bacılarım! diyerek kapıdan çıktı gitti.
Uzun bir süre eksikliği duyuldu Sultan kadının. Ama bir süre sonra zamanın o unutturan etkisi kendisi gösterdi. Bir tek Nimet unutmamıştı onu. Sultan tahliye olduktan sonra köyüne dönmüş, köylülerin yardımıyla viraneye dönen evini içinde oturabilecek hale getirdikten sonra mektup yazmıştı Nimet’ e. Bir cezaevinin kadınlar koğuşunda başlayan kadim dostluk vefanın en güzel örneğiyle hayat buluyordu birbirlerinde.
Sultan köydeki yaşantısından bahsederken, Nimet koğuştaki son olayları bildiriyordu ona. Yeni gelenler olmuştu onları anlattı sonra Elif’inden bahsetti uzun uzun sanki Sultan hiç tanımazmış gibi. Ona Deniz’ le birlikte okuma yazma öğrettiklerini söylemişti.Aslında çok üzülüyordu Nimet kızın bu haline. Akranları okula giderken bu zavallı burada hiç suçu yokken mahkum oluyordu bu esarete.
Zaman su gibi akıp geçmiş 5 koca yıl daha tükenmişti cezaevinde. Her gün aynı yeknesaklıkla sürerken, bir sabah hiç beklenmeyen bir olay olmuş, Nimet kulakları sağır eden bir gürültüyle fırlamıştı yatağından.
Kadınlar ellerinde tencere, sini, güğüm ne bulmuşlarsa çalıp oynuyor, sevinçle birbirlerine sarılıyorlardı.
" Ne oluyor? " diye sordu afyonu henüz patlamamış ses tonuyla.
" Duymadın mı müebbet abla af çıkmış af! Kurtuluyoruz artık buradan!
Nimet şaşkınlıkla kalakalmıştı. Doğru olabilir miydi duydukları? Kesin bir cevap almayınca umuda kapılmak istemedi. Hemen demir kapıya gidip kapı önünde duran gardiyanlardan birine seslendi.
" Meryem kadın duyduklarımızın aslı var mıdır? Gerçekten af mı çıktı?
Evet Nimet dedi Meryem gardiyan. " Af çıktı bir haftaya kalmaz çoğunuzu tahliye edecekler. Siz yavaştan hazırlanmaya başlayın"
Sevinçle geri döndü Nimet. Yüreği pır pır ederek gitti henüz herşeyden habersiz yatağında mışıl mışıl uyuyan Elif’ e sarıldı.
" Kalk gözümün nuru " dedi gözlerini oğuşturan küçük kıza.
" Gideceğiz burdan. Mavi göğün altında uçurtmalar gibi özgür gezeceğiz artık. Köyümüze gideceğiz. Dağları göstereceğim sana, o hep anlattığım pınarlardan soğuk sular içecek, kırlarda koşacaksın!
Öylesine heyecanla anlatıyordu ki, bir süre sonra Elif’ te katıldı onun bu coşkusuna.
" Okula da gidecek miyim Nimet anne? " diye sordu.
Hiç gitmez olur muydu? En güzel önlüğü, çantayı alacak eliyle okula götürüp- getirecekti kuzusunu.
Bir kaç gün sonra tahliyeler başladı. Her sırası gelen gözyaşları içinde diğerlerine sarılarak ayrılıyordu. Nihayet sıra Nimet’ e gelmişti. Sabah erkenden gelen Zehra kadın onları koğuştan çıkarmış, cezaevinin dış kapısına kadar uğurlamaya gelmişti. " Buraya düştüğün ilk günü hatırlıyorum Nimet kızım" demişti.
" 8 yıldan fazla oldu. Ama o ilk günden beri buralara ait olmadığın hissi hiç değişmedi bende. Sen iyi bir insansın. Bu yüzden değil midir rahmetli Seher’ in de en kıymetlisini sana emanet etmesi? Bu sana Allah’ tan ikinci bir şanstır onun kıymetini iyi bil kızım. Sakın bir daha sebep ne olursa olsun böyle bir cahillik etmeyesin. Şimdi uğurlar olsun. Elif’ e iyi bak demeyeceğim. Bilirim ki onu canından aziz tutarsın. Allah’ ıma emanet olun her ikinizde.
Gözleri dolmuştu Zehra gardiyanın. Nimet dayanamayarak ellerine sarıldı bu kocaman yürekli kadının.
" Allahaısmarladık Zehra abla. Hakkını helal edesin" dedi hıçkırarak.
" Helal olsun kızım. Ananın ak sütü gibi helal olsun!"
Kızının elinden tutarak kapıdan çıktı Nimet. Güneşin parlaklığı gözünü aldı önce. Sonra sıcaklığını duyumsadı tüm bedeninde.
" Bugün güzel bir gün olacak" dedi umutla.
" Bugün ve her gün çok güzel olacak"
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.