0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
56
Okunma
Bu coğrafya kanlı kartalların, iflah olmaz zorbaların, toprağı yırtan ölüm kusan tankların coğrafyasıdır; bu coğrafya salon adamlarının, leydilerin meskeni olmaktan uzaktır, burası ilahi gazabın nişanesini taşıyan Orta Doğu’dur, burada pembe hayaller kan rengine boyanır.
Mağaranın loş duvarlarında yankılanan zincir sesleri gibi akıp gider zaman bu kadim kum havuzunda. İnsan, hakikatin güneşine gözlerini dikmek yerine, kendi elleriyle ördüğü zindan duvarlarına yansıyan gölgeleri mutlak gerçek sanarak yaşar. Yeraltındaki siyah sıvı, ruhları zehirleyen bir simya misali toprağın altından fışkırırken; her kuyu bir mezar taşına, her varil benzin bir kurbana dönüşür. Mabetlerin kubbesinden semaya yükselen dualar ile barut kokusu aynı karanlık potada erir. Varoluş, bu coğrafyada saf bir lütuf barındırmaz; bizzat ruhun beden zindanında çektiği ebedi bir çile ve infazı ertelenmiş suçüstü halidir.
Tarih, Geist’in özgürlük bilincine doğru ilerleyen akışından sapmış, bu topraklarda kendi kuyruğunu yiyen bir yılan gibi dönüp durmaktadır. Siyaset maske takmayı bile zul sayar; buranın efendileri kılıçla doğrar, çıplak ellerle boğar. Uzlaşma masaları, ancak sıradaki kurbanın boynuna ilmek atılacak o kısa mola anlarında kurulur. İnsanlar, kendi akılsızlıklarının ve ihtiraslarının ürettiği cehennemi ilahi gazabın kaçınılmaz cezası sanacak kadar derin bir uyurgezerlik içindedir. Her doğan çocuk masallarla nefes almaz, hangi siperde öleceğinin ezberiyle büyür.
Kendi iradesini bir efendinin köhne heybesine terk edip varlığını başkasının gölgesine rehin veren o zavallı zihin konforcuları, özgürlüğün radikal çağrısından kaçan modern kölelerdir. Acaba insan, kendi prangalarını parlatmayı ne zaman erdem saydı? Kafesin altın kapısını marifet sanan bu aklı evveller, gölgesinde serinledikleri ulu çınar devrildiğinde hangi karanlıkta kaybolacaklarını hiç mi sezmezler? Varlıklarını başkasının lütfuna bağlayanlar, kendi ruhlarının celladı olduklarını hangi körlükle fark edemezler? Çarmıha gerilmeyi göze alamayanların, efendilerinin sunduğu konforlu çürümede insan kalabilmesi münkün müdür, yoksa her itaatkâr baş, kendi darağacını ören gizli bir mimar mıdır?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.