0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
194
Okunma
Et ve kemikten mamul bu kukla tiyatrosunda, birey dediğiniz o zavallı hilkat garibesi, kendi mezarını tırnaklarıyla kazarken dahi cennette olduğunu sanan bir akıl hastasıdır. Doğduğu günden beri kulağına dökülen lağım sularını "hikmet" diye yutmuş, zihninin tapusunu görünmez bir efendiye devretmiştir. Toplum ise bu köleler ordusunu besleyen, her bir ferdi kendi elleriyle ürettiği zincirlere tapındıran o devasa ve merhametsiz öğütücüdür. Birey, sisteme sunduğu her bir itaat kurbanını "hürriyet" namına yaptığını sanır; oysa elindeki telefonun ekranından ya da sokağın kaldırımından ibaret olan bu daracık kafes, onun hem beşiği hem de tabutudur. Köle, efendisinin kamçısına teşekkür eden, kırbacın sesini ninniden ayırt edemeyen bir sefiller silsilesidir.
Bu zihinsel çürümenin en vahim boyutu, mutlak hakikat tahtına kurulan o kokuşmuş kibrin ta kendisidir. Kitleler, beyinlerini kiraya verdikleri dogmaların ötesinde bir evren olabileceğini idrak etmekten acizdir. Kendi daracık kafataslarının içine sığdırdıkları hurafeleri kainatın merkezine koyar, ötekinin varlığını bir "küfür" ve yok edilmesi gereken bir leke olarak görürler. Sorgulamanın ve şüphenin adını "ihanet" koymuşlardır; çünkü bilirler ki şüphe, o konforlu cehalet sarayını bir anda yerle bir edecektir. Düşünmek, ruhun derisini canlı canlı yüzmek gibidir; bu yüzden korkaklar, kendi iradelerini başkalarının ayakları altına sermeyi, yani iradi bir lobotomiyi hürriyet zannederler.
İşte insanlığın en büyük trajedisi burada yatar: Esaret, artık ne bir ceza ne de bir zorlamadır; o, kitlelerin rızasıyla satın aldığı, altın varaklı birer zihinsel prangadır. Müstakil bir akıl taşımak, bu küresel mezbahada başı kesilecek ilk kurban olmaktır. İnsan, kendi zihnindeki o karanlık dehlizlerle yüzleşme cesaretini gösteremediği sürece, başkalarının kurduğu cümlelerle yaşayıp, başkalarının yalanlarıyla ölecektir.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.