3
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
108
Okunma

Her ağızdan bir ses çıkıyordu. He zamanki gibi, kimse kimseyi dinlemiyordu. Kendileri dinlemedikleri, susmadıkları gibi, bir diğerini azarlamaktan da kaçınmıyorlardı. Vana hariç.
Bu gürültünün en ağır aktörü E’ydi. En son sözü kendi söylemeyi severdi. Şimdi ise kimseye söz geçiremediğinden, Vana’ya döndü:
- Sen de hep sus, e mi? Sanki senin meselen değil gibi, uzak dur öyle. Yargıla bizi, diye çıkıştı.
Vana, bu atağı o an hiç beklemiyordu. Şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi. Öyle bi şaşırdı ki, adeta beyni kilitlendi. Kelimeler Sahara çölüne uştu, geri dönmemek üzere...
Acizlikten mi bilinmez ama, birden gülmeye başladı Vana. İstemsizce miydi? Öyle bir gülme tuttu ki onu, dudakları bir araya gelmiyordu bir türlü. Az sonra, gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Kalabalığın çıkardığı gürültüye, tepkiye, ikazlara aldırmıyordu. Apokaliptik bir atmosferin içindeydi hepsi ve her ağızdan çıkan seslerin yoğunluğu, bedenlerin kıpır kıpır oluşu arttıkça artıyordu. Ama Vana, o dünyayı terk etmişti sanki. Bambaşka bir insandı. Belki de uzaylı... Sanki sağır olmuştu kulakları. Sanki duyuları körelmişti. Bir yandan kıvranarak gülüyor, ağlıyor, bir yandan da gözyaşlarını siliyordu elleriyle.
B, dayanamadı. Buruşturduğu kaşları ve kızaran yüzüyle atıldı. Öyle bir atıldı ki o tiz sesiyle; kalabalığın diğer fertleri susmak zorunda kaldı:
- Durun hele, durun! Muradı olsun, gülsün bol bol! Bizle dalgasını geçsin, ne olacak? Niye güldüğünü iyi biliyorum ben... Hmmm! Bıktın bizden. Bıktı bıktı tabii, deyiverdi.
O daha bitirmeden sözünü, nefes alış verişi sıklaşan Ç girdi araya:
- Niye ki? Biz kime ne yapmışız? Konuşmayalım mı? Dertleşmek ayıp mı? Bunda ne kötülük var? O konuştu da, biz konuşma mı dedik? O hooo! Dert ettiği şeye bak! deyip çıktı işin içinden.
Kalabalık, kalabalıklık konçertosuna devam ederken; hala gülüyor, hala gözyaşlarını siliyordu Vana. Sesinin bastırılmasına tahammül edemeyen E, yeniden atıldı çınlayan sesiyle:
- Ya siz bilmiyorsunuz! Sizin anlamadığınız şu: o zaten başından beri bizi ciddiye almıyor. O bir şey söylemeden dinliyor böyle, ama sonra da alaycı bir şekilde, kahkahayı basıyor işte... Her zaman böyle, her zaman! Bir tek gülme olsa? Anlamıyorsunuz işte: o bizim konuştuklarımızı hafife alıyor, öyle değil mi? Entel ya... İtiraf et bakalım Vana hanım! diyor ve kucağındaki kırlente sıkı sıkı sarılıyor.
Sanki E, hiç kimsenin düşünmediği bir şeyi keşfetmiş ve madalya hak etmiş gibi, gerinerek etrafına bakıyor. Sanki dediklerine tezahürat bekliyor. Ama kalabalığın umrunda değil onun dedikleri.
Konu neydi, ne tartışılıyordu? Unutuluyor. Kalabalığın odak noktası, Vana’nın gülmesi olmuştur artık.
Vana’nın mide kasları ağrıdığından, daha fazla devam edemedi gülmeli ağlaması. Kalktı divandan. Hızlı adımlarla banyonun yolunu tuttu. Geridekiler kafa salladılar. Kollektif olarak "Ya ya!" dediler. Manali manalı bakıştılar...
Konuşkan B, yeniden atıldı:
- Dur bakalım, gelsin bi! Bir sıkıntısı vardır heralde. Anlatsın! dedi.
- Hııı! Çok yapar şimdi! dedi E, alay eder gibi.
- Çok yüklenmeyin! dedi Ç ve davam etti. Belki bir yeri ağrıyor, halla halla! dedi.
Bu kez, kalabalığın kendisi gülmeye başladı. Eksik olan bir tek davul ve zurnaydı.
Öyle bir kahkaha yükseliyordu ki kalabalıktan, Vana da duydu banyoda.
Yüzünü yıkamayı yarım bıraktı. Sabunlu elleriyle salonunun kapısında, dimdik belirdi. Hiçbir his yoktu bakışları ve mimiklerinde. Tek tek süzdü gülen kalabalığı. Sakin bir ses tonuyla:
- İşte buydu! Buydu söylemek istediğim. Buydu istediğim, dedi.
Ve kayboldu.
H.K.
2026 Sthlm
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.