1
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
126
Okunma
HERKES ALACAKLI!
Sokakta yürüyen insanların yüzüne bakın… Kaşlar çatık, sesler yüksek, sabırsız. Herkes bir şeyin hesabını sorar gibi. Sanki herkesin elinde görünmez bir defter var; orada biriken kırgınlıklar, borçlar, öfkeler yazılı. Herkes kendini “alacaklı” sanıyor, alacaklıymış gibi yaşıyor?
çoğumuzun içinde görünmez bir “haksızlığa uğrama” duygusu. İnsan, değer görmediğini, emeğinin karşılığını alamadığını, sevgisinin karşılıksız kaldığını düşündüğünde kendini otomatik olarak “mağdur” hisseder. Mağduriyet duygusu da, zamanla alacaklı bir psikolojiye dönüşür.
Sanki birileri bize borçluymuş gibi davranırız: sevgi borçlu, saygı borçlu, devlet borçlu, hayat borçlu…
Başkasının mutluluğunu kendi eksikliğimiz gibi algılıyoruz. “Ben niye o değilim?” duygusu, “Bana haksızlık edildi.” hissine dönüşüyor. Ve böylece herkes içten içe “benden alınanları geri isteme” hâline bürünüyor.
Şükür duygusunun azalması. Modern hayat bize sürekli “daha fazlasını hak ediyorsun” diyor. Bu cümle kulağa hoş gelse de, ruhu doyumsuzluğa sürüklüyor. İnsan sahip olduklarına değil, eksiklerine odaklanıyor. Halbuki huzur, sahip olduklarını fark etmekle başlar.
Bağışlamayı unuttuk. Affedilmeyen her kırgınlık, bir “alacak kalemi” gibi duruyor. Oysa affetmek, bir borcu silmek değil; kendi ruhunu hafifletmektir.
Gerçekten alacaklı mıyız, yoksa sadece kırgın mıyı?
Alacaklı gibi yaşayan sürekli hesap peşinde koşar. Bağışlayan gönül zengini olur.
“Ben bu kadar emek verdim, kıymet görmedim.”
Bir diğeri “Ben iyi davrandım, karşılığını alamadım.”
Toplumda “verdim ama alamadım” düşüncesi öylesine yayılmış ki; kimse vermenin güzelliğini, affetmenin yüceliğini hatırlamıyor. Herkes mağdur, herkes haklı, herkes borcunu ödememiş bir dünyadan alacağını isteyen alacaklı
Bu halin altında büyük bir tehlike yatıyor: öfke kültürü. İnsanlar birbirine merhametle değil, tepkiyle yaklaşıyor. Trafikte, işte, evde, sosyal medyada. Dilimizde dua değil, sitem; davranışlarımızda sabır değil, öfke hâkim. Kimse dinlemiyor, kimse anlamaya çalışmıyor. Herkes “haklı çıkmak” derdinde. İnsan ilişkilerinde kazanan, en çok bağıran değil, en çok anlayandır.
Bu öfke iklimi toplumu içten içe zehirliyor. Kırgınlıklar, küslükler, dargınlıklar artıyor. Empati azaldıkça nezaket de azalıyor. Bir toplumun dirliği, insanlarının gönül diline bağlıdır. Barışçıl bir dil, sadece siyasetle ya da kanunla kurulmaz; evdeki sohbette, sokaktaki selamda, öğrencinin öğretmenine, gencin yaşlıya bakışında başlar.
Etki-tepki yasası sadece fizikte değil, insan ilişkilerinde de geçerlidir. Ne verirsek onu alırız. Sevgi verirsek huzur döner, öfke verirsek kaos büyür. Artık “alacaklı” değil, “verici” olma zamanı… Bir tebessüm vermek, bir gönül almak, bir özür dilemek, bir helallik istemek… Bunlar en büyük kazançtır.
Unutmayalım:
Huzur veren, huzur bulur.
Sevgi eken, sevgi biçer.
Bağırarak değil, anlayarak çoğalır insan.
Dünya herkesin alacaklı olduğu bir yer değil; affedebilenlerin huzur bulduğu yerdir. Hayat muhasebe değil, imtihandır.
Hesap tutan değil, helalleşen huzur bulur.
Alacaklı değil, affedici ol, kalbin kazansın!
Şerife Bozoğlan Eker
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.