3
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
90
Okunma
Senelerden bir seneydi. Hangi aydı, hangi haftaydı, hangi gündü hatırlamadı genç kadın. Çarşı kalabalığından sıyrılmak için önüne çıkan ayakkabı butiğine girdi. Biraz nefeslenecek, biraz da ayakkabılara bakacaktı; nasılsa vaktı vardı.
Topuğu kapalı, önü açık bir çift kahverengi sandaleti eline aldı. Evirdi çevirdi. Sonunda denedi. "Alsam mı?" dedi kendi kendine. Fiyatı da düşmüştü. karar verdi oracıkta. Kasaya gitti. Ödedi. Sevinçliydi. Elindeki fazlalıkla evine döndü.
İlk işi sandaletleri kutusundan çıkarıp giymek oldu. Giydi. Hafif ve rahat olmalarına sevindi yeniden. Aynanın karşısına geçti. Döne döne baktı.ayaklarına. Evet, çok yakışmış, dedi. Çocuksu bir sevinçle, bir de çığlık attı.
Evin içinde yürümeye başladı cicileriyle. Iyice tanışmalı onlarla. Yeniden çocuklaşmıştı sanki. Her fırsatta aynanın karşısına geçti. Kendi kendine sallanıp durdu. İnsan hiç büyümüyordu, yeni şeylere sahip olduğu zaman. İşte bu zaman, o zamandı. Üstelik kahverengi sandaletlerin hafif tak tuk ses çıkarması rahatsız etmiyordu. Belki de umursamıyordu. Kızı okuldan gelmeden keyfine bakabilirdi. Öyle çocuksu bir sevinç taşıyordu ki, neredeyse okşayacaktı sandaletleri.
Ertesi gün hava yine güzeldi. Yine kuruma gidecekti. Oh, ne iyi; sandaletleri giyecek, hanimefendiler gibi yürüyecekti bugün. Giydi. Dudağına bir ruj sürdü hafiften. Topu topu yaptığı makyaj oydu. Bir ruj...
Yola çıktı. Henüz elli adım atmadan, cırt, diye kaydı asfaltta. Kendini zor tuttu paldır küldür yere yığılmaktan. Heyecanlandı. Telaşlandı. Korktu kadın. "Aaa, bu da ne?", dedi homurdanarak. Ama çarçabuk doğruldu. Etrafına baktı. Kimse yoktu yakınlarda. Rahatladı. Bu kez daha temkinli adım atmaya başladı. Sanki kasları tutulmuş gibi attı adımlarını. sanki ha doğurdu ha doğuracak gibi. Otobüse de yetişmesi gerekiyordu üstelik...
Cesaretini topladı. Yeniden hızlandı. Daha on metre gitmeden yeniden kaydı. Bu sefer daha şiddetliydi kayması. Bacağının biri aldı başını gitti önden, o derece hani... "Aaaaaa!", dedi yeniden. "Bu ne ya? Ben ne yaptım?" Allahtan toparlandı hemen, kemiklerini kırmadan. Düşünmeye başladı: Duraksadı bir an. Eve geri dönse randevusunu kaçıracaktı. Hayır, olmazdı. Artık bacaktan vazgeçti genç kadın: "Ya başımı vurup beynim parçalalarsam, bu dandik sandaletler yüzünden? Gülerle bana, gülerler..." diye geçirdi içinden.
Sağını solunu çekiştirdi. Eğilip sandaletlere baktı yeniden. Anladı: kusur dipteydi. Bu böyle olmaz! Sorunu çözmek gerek...
Yürümeye koyuldu yeniden. Bu kez ayaklarını yerden süre süre yürümeye çalıştı. Hem komiğine gitti düştüğü bu hal, hem de öfkelendi içinden. "Benim aptallığım yüzünden..."
Tramvayda yerini aldı. Pek yolcu yoktu. Usulca çıkardı sandaletin birini. Elinde evirdi çevirdi. Alttaki kösele gıcır gıcır görünüyordu. Belki de sorun tam da buydu. Kendi kendine homurdandı yeniden. Kimse duymadı. Kimse görmedi onun elindeki sandaleti. Yine taktı ayağına sandaleti. Karar verdi, butiğe gidip geri verecekti. En azından değiştirmeye çalışacaktı. "Ya başaramazsam, nasıl dönerim eve bu baş belasıyla? "Yok, olmaz böyle! Yürümeyi öğrenmem lazım!", dedi, kendi kendini ikna edercesine.
Kendi aklını yiyip durdu oturduğu yerde. Anımsadı. Evde ayağına hiç takmadığı iki çift sandaleti vardı halbuki. Bu dupedüz fazlalikti , gereksiz tüketimin bir parçası olmuştu genç kadın.
Yedi durak sonra tramvaydan indi. Asfalt kaldırıma geçti kalabalığın arasında. Normal adım mı atmalı acaba?
Bir kaç adım yürüdükten sonra, yeniden kaydı genç kadın. Sanki buz döşenmişti yollara. paten yapması gerekiyordu sanki. Yine de durmadı. Yeni bir metot öğreniyordu sanki. Toparlandı. Her sarsılmada utançla etrafına baktı. Kimse oralı değildi. Başını çevirip bakanlar oldu, olmadı değil, ama ayaktaydı nasılsa. Bu böyle olmazdı. Ani karar verdi. Çıkardı sandaletleri ayağından. Eline aldı. Yalınayak yürümeye başladı. Ona dönüp bakan da olmadı. Oldu mu yoksa?
Hava güzeldi. Efil efil esen rüzgar ona ayaklarını unutturmaya yardımcı oldu bir ara. Butiğin olduğu caddeye saptı genç kadın. Etrafına baktı, kendisine bakan varmı, diye. Oysa hiç kimsenin umrunda değildi varlığı. Buna sevindi bir nebze. Birdenbire, önünde yürüyen genç çifte ilişti gözleri. Yalınayak yürüyorlardı onun gibi. Birinin elinde ayakkabı vardı. Diğerinin sırt çantası. Kendi kendine gülümsedi genç kadın. Bir rahatlık sardı ruhunu. Yalnız değildi...
Meraktan hızlanmaya başladı. Daha yakından görmek istedi önünde yürüyenleri. Neydi genç kızın elindeki? Yaklaşınca, onun elinde taşıdığı ayakkabıların kahverengi olduğu netleşti.
Biraz daha hızlandı genç kadın. İyice yaklaştı arkadan. Bir hırsız gibi hissetti kendisini, ama keyifliydi.
Peşine verdikleriyle aynı hizaya gelince, " Aaaaa!", dedi birden, "benimkilerden..."
H.K.
2026 Sthlm
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.