0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
58
Okunma
Anadolulunun kadim şehri, şehirlerin şehri güneşlerin üzerine doğduğu, güneşlerin üzerine battığı bir coğrafya parçası, haritada rastgele çizilmiş bir çizgi ya da sadece taştan ve ahşap konaklardan ibaret bir yerleşim yeri değil. “Geniş otlaklı ova” anlamına gelen, “Polybotos- Polybotum Orası; ilçenin kalbi denilen o muazzam erenlerin evliyaların bulunduğu bir yerdir. Bu asırlık çınarın devasa gölgesinin altında kısaca unutulmuş, üzeri örtülmüş tek bir duygu, es geçilmiş tek bir söz yoktur.
Sabahın ilk ışıkları, çınar yapraklarının arasından sızıp parlatırken ilçe uyanır. Karadeniz ekmek fırınından yükselen o taze ekmek kokusu bulunduğu sokağın ilk nefesi olurdu. Çarşı merkezinin güzide esnaflarının sabah seansları ve ardından kahvehaneden gelen bardak şıkırtıları, "Hayırlı işler, hayırlı sabahlar ,rızkınız bol olsun!" dileklerinin ardından fırlayan atışmalar, bağırışlar, kaldırımdaki ayak sesleri ve kahkahaları yükselirdi. İnsanlar birbirinin gözünün içine bakar, birbirinin varlığına şükreder gibi tebessüm ederdi. Bakkallar, fıstıkçılar, ekmekçiler, pastacılar, simitçiler, ayakkabıcılar ve zamanın tanığı lokantacı hacı mustafa o tanıdık buyurun efendim sesi, bir tarafta imaret camisi bir tarafta Hacı Mahmut camisi ve sıra çeşmeleriyle ünlü çarşı camisi üçgeninin ortasında çınar altı vitrini, o neşeli günlerin ve günümüzün sembol ismidir.
Çınar ilçenin tam merkezinde, sinema afişlerinin asıldığı, gelenin, gidenin etrafında tur attığı, hatta kuşların bile orada sohbet ettiği, toplantığı yazın sıcağında ayranların, çayların içildiği sohbetlerin bol olduğu park kahvesidir. Ama o tatlı, gürültülü telaşın tam ortasında bile herkes kendi gizli dünyasının, kendi derin kuyusuna su taşır gibi taşırdı.
Koca çınar etrafın gürültüsünü umursamaz, yazın sıcaklığını hissettirmeyen, rüzgârda savrulan dalları ilçeyi selamlarken, öğleden sonra aniden bastıran o yaz yağmuru, sanki dünyadaki tüm gizli gözyaşları gibi bizleri korurdu, çınarın altına, saçakların altına, dükkan tentelerine sığındıklarında, o neşeli gürültü yerini dingin, sırılsıklam bir iç hesaplaşmaya bıraktığı, sırılsıklam olan sokakta aslında kendi içine, kendi ıslanmış hatıralarına bakar. İlçenin tüm gençleri, ihtiyarları, hatta ayrılık acısı çeken de çekmeyende, geçim derdiyle omuzları çöken de, gençliğine bir daha dönmeyecek olanlar ve o ortamın havasını almadan duramayanlarda var.
İşte tam o an, asırlık çınarın altındaki o ıslanan ahşap bankta, zamanın ve mekânın ötesine geçmiş gelenin gidenin oturduğu yer. Düğüncülerin, sünnet olan çocukların konvoyla beraber tur attığı, siyasetçilerin toplantı yeri, nutuk attığı daha doğrusu ilçenin kalbinin attığı selamlamadan geçilmeyen yerdir.
Yağmur aynı hızla dindiğinde, çınar yapraklarından süzülen son damlalar asfaltta parıldayan su damlaları adeta birer ayna oluştururdu. Güneş, bulutların arasından sızıp çınaraltını yeniden ısıtmaya başladığında, ilçe halkı hiçbir şey olmamış gibi, hayatın o muazzam umuduyla yeniden koşuşturmaya başlardı. Kahvehaneden taze demlenmiş çayların kokusu yeniden sokağa yayılır, seyyar kasetçi etrafına toplanan gençlere kaset satma telaşında bir önyüzü, bir arka yüzü sevilen sanatçıların şarkılarını dinleme telaşında yok o şarkı güzel, yok bu şarkı derken hüzünlü ama umut dolu, yaraları saran bir memleket şarkısı çalmaya baladımı, gençlerin neşeleri etrafa saçılırdı.
Çınaraltı işte böyle bir yer tıpkı insan ömrünün ta kendisi gibi; doğumuyla ölümüyle, kavuşmasıyla ayrılığıyla, kırgınlıkları ve vefasıyla, kahkahası ve gözyaşıyla hayatın her noktasına dokunan, eksik hiçbir duygu bırakmayan ebedi bir döngüdür. Oradan gelen geçen her insan, ilçede yaşayan yolda yürüyen, akçeşmenin suyundan içerken , sıra çeşmelerden abdestini alanlar mutlaka kendi yarasından, kendi saklı sevdasından, kendi gurbetinden ve kendi neşesinden bir parça bulur, derin bir nefes alarak "Ben de buradayım, ben bu ilçede yaşadım" der. Günümüzde çınaraltı gizemli yerini korur. kimlere şahitlik etti, kimleri yağan yağmurdan korudu yada koruyacak bilinmez. Gurbetten sılaya ne haberler altıda söyleyemedi, ya da daha neler aktaracak sıladan gurbettekilere adeta ben buradayım dercesine açmış kollarını ben ulu bir çınarım heybetiyle başım yüksektedir der.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.