5
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
153
Okunma

Bir bina hiçbir zaman yalnızca yıkıldığı gün çökmeye başlamaz. Dışarıdan bakıldığında hala güçlü görünen bir yapının içinde, çoğu zaman kimsenin fark etmediği bir süreç çok daha önce başlamıştır. Önce küçük bir çatlak oluşur. Ardından o çatlağın içine su sızar, zaman ve koşullar o küçük zayıflığı büyütür. Taşın dayanıklılığı azalır, demir paslanır, taşıyıcı unsurlar eski gücünü kaybeder. Fakat bütün bunlar yaşanırken bina hala yerindedir. İnsanlar yanından geçer, ona güvenmeye devam eder ve bir gün ansızın çöktüğünde büyük bir şaşkınlık yaşarlar.
Oysa çöken şey o gün başlamamıştır. O gün yalnızca uzun zamandır devam eden bir sürecin sonucu ortaya çıkmıştır.
Toplumların ve devletlerin yaşadığı büyük kırılmalar da çoğu zaman böyledir. Hiçbir toplum bir sabah uyandığında bütün değerlerini kaybetmez. Hiçbir devlet yalnızca tek bir olay yüzünden zayıflamaz. Büyük kayıpların arkasında genellikle küçük ihmaller, görmezden gelinen yanlışlar ve zaman içinde normalleştirilen davranışlar vardır.
Çürüme sessiz ilerler.
Önce küçük bir taviz verilir. Ardından bu taviz alışkanlığa dönüşür. Bir yanlış karşısında bunun da bir önemi yok denir. Bir haksızlık görüldüğünde böyle gelmiş böyle gider anlayışı artık hakim olur. İnsanlar zamanla yalnızca yanlışları görmekten değil, yanlışlara karşı durmaktan da vazgeçmeye başlar.
Asıl tehlikede tamda burada ortaya çıkar.
Çünkü insan kötülüğe bir anda alışamaz, önce rahatsız olur, sonra susar ve daha sonra artık yavaş yavaş alışır. Bir süre sonra ise alıştığı şeyi artık savunmaya başlar. Bir toplum için en tehlikeli aşama, yanlışların yanlış olmaktan çıkıp sıradan kabul edilmeye başlandığı andır.
Kötülük her zaman güçlü olduğu için büyümezler. Bazende iyilerin sessizliği ona alan açar.
Bir toplumun geleceğini yalnızca kötü insanların davranışları belirlemez. Aynı zamanda iyi insanların neye karşı sessiz kaldığı da belirler. Çünkü ahlaki değerler yalnızca doğru insanların varlığıyla korunmaz, yanlış karşısında gösterilen tavırla da korunur.
Bir ormanda çürüme başladığında, dışarıdan bakıldığında ağaç hala ayaktadır. Gövdesi sağlam görünür, dalları yerindedir. Fakat içindeki zayıflık büyüdükçe ilk büyük fırtınada devrilmesi kaçınılmaz olur. O anda herkes fırtınayı suçlar. Oysa fırtına yalnızca zaten var olan gerçeği ortaya çıkarmıştır.
Toplumlarda yaşanan krizler de çoğu zaman böyledir. Krizler her zaman sebep değildir, bazen yıllardır biriken sorunların sonucudur. Bir kurumun güven kaybetmesi, bir devlet düzeninin zayıflaması veya insanların birbirine olan inancının azalması bir gecede gerçekleşmez. Bunların arkasında uzun süre boyunca biriken küçük yanlışlar vardır.
İnsan karakteri de toplumların kaderi de aynı noktada birleşir. Büyük yanlışlar çoğu zaman küçük doğruların terk edilmesiyle başlar.
Bir gün adalet yerine çıkar tercih edilir.
Bir gün liyakat yerine yakınlık önem kazanır.
Bir gün gerçekler yerine hoşumuza giden sözler tercih edilir.
Bunların her biri küçük görünür. Ancak tarih bize göstermiştir ki büyük çöküşler çoğu zaman küçük bozulmaların birikmesiyle gerçekleşir.
Medeniyetleri ayakta tutan yalnızca büyük zaferler, büyük eserler veya güçlü liderler değildir. Bir toplumun gerçek gücü, günlük hayatın içindeki küçük doğrularda saklıdır. Bir öğretmenin adaletli davranmasında, bir yöneticinin makamı bir ayrıcalık değil sorumluluk olarak görmesinde, bir insanın kimse görmediği anda bile doğru olanı yapabilmesindedir.
Çünkü toplumların görünmeyen temelleri vardır. Bu temeller zayıfladığında dışarıdaki görüntü ne kadar güçlü olursa olsun, yapı zamanla dayanıklılığını kaybeder.
Sessiz çürümeyi durduracak olan da büyük sözler değildir. Gerçek değişim, insanların yeniden küçük doğrulara sahip çıkmasıyla başlar. Çünkü büyük değerler, her gün yapılan küçük doğru seçimlerin üzerine kurulur.
Bir milletin kaderini değiştiren bazen büyük olaylar değildir. Bazen sıradan insanların sıradan günlerde verdikleri küçük kararlardır.
Bu nedenle unutulmamalıdır ki;
Bir toplum önce binalarını kaybetmez, önce değerlerini kaybetmeye başlar, sonra adaletin anlamı zayıflar, daha sonra güven azalır ve en sonunda insanlar yanlışlara alışır.
Ve en sonunda herkes yıkılan yapıya bakıp aynı soruyu sormaya başlar.
“Bu kadar güçlü görünen şey nasıl oldu da çöktü?”
Oysa cevap çok daha önce verilmiştir.
"Unutmayın ki, toplumları yıkan, büyük darbelerden önce başlayan küçük çürümelerdir. Bir millet en sonunda dışarıdan gelen fırtınalarla değil, içeride büyümesine izin verdiği sessizlikle yıkılır."
*
Mehmet Demir
22726
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.