İnsan yaşamak için doğar, yaşama hazırlanmak için değil. boris pasternak
ısmahan çeribaşı
ısmahan çeribaşı

TUZSUZ TAŞ

Yorum

TUZSUZ TAŞ

( 4 kişi )

4

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

118

Okunma

TUZSUZ TAŞ

TUZSUZ TAŞ
Bütün koşturmaca bitmişti de dinlenmek üzere, aylar sonra geliyordum yine buraya; Eyüp Sultan Camii’nin üzerindeki Kaşgari Dergâhı’na... Yağmura tutulmuş bedenimi kurutmaya gerek bile görmeden, saç tellerimden düşen damlalara imrenerek izliyordum. Kirpiklerimden öpen yağmurun önünde diz çöküp, onca sessiz insanla rahat rahat konuşa konuşa... Birileri bir yerde, bir şekilde duyuyordu; buna inandırmıştım kendimi.
Ipıslak banka ilişiyorum. Islandım zaten ıslanacağım kadar; tepemden aşağıya bir bardak sudan daha fazlası döküldü...
Yemyeşil mezarlığın içinde sivrilen taşlar ve üzerlerini okuyamamak... Olsun... "Okumasını yazmasını bilmeyenler de geliyor buraya" deyip kurtarıyordum kendimi.
Bugünkü sohbet arkadaşım boş bir mezardı... Sahibini tanıyordum ama henüz evine gelip yerleşmemişti. Olsun! Konuşmak için bugün daha iyisini bulamazdım.
...Uyanıyorum en derin uykularımdan ve bu uyanıklık hiç de hoşuma gitmiyor. Uyurken yazdığım yazılara eş değer bir yazı daha kaleme alamayacağım için endişe ediyorum. Severken kalem başka güzeldi... Ağaçlar, kuşlar, gökyüzü, toprak bile başka kokuyordu... Aldığım nefes başkaydı, verdiğim nefes bambaşka... Gayem sevmekti; sevmiş olmanın o olgunluğuna erişmenin hazzını hissetmek...
Zaman, mekân yersizdi... Ben bunca düzensizlik içinde düzenli sevmeye kalkmıştım. Suç benimdi.
Ben bu konuşmaların aynısını, sırılsıklam olmuş bedenimi Kaşgari Dergâhı’na sürüklerken geçirmiştim. "Şimdi ne oldu, kalem neden kelam edemiyor?" derken sevgi denen şeyin artık sol yanımda nefes alıp verişinin tükendiği kanaatine varmıştım... Bitmişti işte. Yol yürünmez olmuştu; saatler geçmez, beklenenin hiç gelmeyeceği, gelmek kenarda dursun, sevmediğini anlamıştı. Değersiz hissettiren sevgi olur muydu? Oluyordu işte. Tadının damağımda yer ettiği o sohbetler yoktu.
Sevginin ne demek olduğunu bu mezarlıkta daha iyi anlıyordum. Hele bir de sohbet için sessiz bir arkadaş buldum muydu, değme keyfine...
Saatime bakıyorum; 11.55... Yetmiyor sohbet... Sohbet dediysem, dile düşen bir şey yoktu. Gönül kara toprağa, henüz evine gelmemiş o insana dökülüyordu... Ben ondan öğrenmiştim: Kalp kalbe karşıydı... Bu yüzden beni anladığına dair hiç şüphe etmedim. Bacaklarım bedenimi taşıyamaz duruma gelince mezarın kenarına oturup, gözümün ucuyla mezar taşının üzerindeki isme baktım. "Ben aradığımda ulaşmamaya razıyım; yeter ki burada bulmayayım. Kapın hep kapalı olsun, çayın çorban olmasın önemli değil, yeter ki bu evde olma, en azından ben yaşarken" dedim, kendi sesimi duyacak şekilde...
Sohbetin tadını kaçırmıştı aklım... Hiç düşünmek dahi istemediğim şeyleri aklıma düşürmüştü. Islak toprağa ellerimi sürüp veda etmek için doğruldum.
Artık kurulanmam ve normal halime dönmem gerekiyor derken gönlüm buranın bir güzelliğini de dışa vurmuştu... Burada ayıplama yoktu; burada ne yaparsan yap sana yanlış gözle bakan yoktu...
Dergâhın avlusundan tekrar aşağı doğru, suyumu damlata damlata indim... Aşağıya indikçe insanlarla karşılaşıyordum; yabancı ve meraklı gözlerle... İşte ne kadar haklı olduğumu gösteren o tuhaf bakışlar içinde arabadan kıyafetlerimi aldım...
Meğer ne çok ihtiyacım varmış ıslanmaya... Gönülden gelip dile düşmeyenleri anlatmaya... Kelam sahibini bulamasam da, sözün sahibi yankısız dağ gibi kalsa da...
Yağmur hâlâ varlığını gösteriyor, arındırmak için hâlâ davetkar gibiydi...
Şu an aynı yolu sırf ıslanmak için bile gider gelirdim... O kaldırımlar, sessiz sedasız yatan tanıklar, sessiz evin kuşları, ağaçları... Onları tekrar dinlemek bambaşkaydı...
Keşke yazdığım gibi olsaydı hakikat...
Oysa ne bedenim ıslanmıştı ne de ruhum arınmıştı. Ayakların gidip geldiği bir ziyaretten başka bir şey değildi...
Ayna gösteriyordu kimin ne olduğunu ve ben o aynada kendimi görüyordum. Ağlamayacak kadar taşa dönmüştü kalbim ve onun içindekiler...
Sonra bir söz geliyor uzaktan: "Bizim yolumuz tuzsuz taşı yalamak gibidir."
Ismahan Çeribaşı

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (4)

5.0

100% (4)

Tuzsuz taş Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Tuzsuz taş yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
TUZSUZ TAŞ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
CANIM.BENİM
CANIM.BENİM, @canim-benim
13.7.2026 16:07:02
5 puan verdi
"Keşke yazdığım gibi olsaydı hakikat..." itirafıyla başlayan o uyanış ve kalbin ağlamayacak kadar taşa dönmesi tasviri çok derin bir içsel sorgulamayı beraberinde getiriyor. Yazının sonundaki o kadim sözle başlığa yapılan tasavvufi dokunuş, eserin bütünsel derinliğini mükemmel bir şekilde tamamlamış. Gerçekle yüzleşmenin hüzünlü zarafetini bizlere bu kadar güçlü aktardığınız için teşekkürler. Yüreğinize, emeğinize sağlık. Kaleminize, kelamınıza sağlık Ismahan Çeribaşı Hanım.
Sevgi iklimi
Sevgi iklimi, @sevgi-iklimi
12.7.2026 00:19:35
5 puan verdi
Evet kalp kalbe karşıdır.
Aydınlıksa kalbin hisseder.
Derinlikli dokunaklı güzel yazınızı tebrik ederim.
Celil ÇINKIR
Celil ÇINKIR, @celilcinkir
11.7.2026 22:00:10
5 puan verdi
RUSAMER – Ruh ve Us Sağlığı Ayarı Merkezi

Gönül Arkeolojisi, Tevbe ve İç Yalnızlık Kliniği

Eserin Adı: Tuzsuz Taş
Yazar: Sayın İsmahan Çeribaşı
Yorumu Yapan: RUSAMER Sertabibi Ser Feyzlizof Kalburabastî Efendi Hazretleri (Celil ÇINKIR – Delibal)

Kafası patlak, fikri çatlak sakinlerimiz metni okuyunca RUSAMER'de uzun süre kimse yüksek sesle konuşmadı. Bir sakinimiz, yağmurdan çok insanın içine yağan yalnızlık ıslatmış burayı dedi. Bir başka sakinimiz, mezarla sohbet edenleri anlarım da boş mezarla sohbet edecek kadar içi dolu olmak ayrı bir mesele diye görüş bildirdi. Bir diğer sakinimiz ise herkes yağmurdan kaçarken yazarın yağmura sığınması bana çok şey anlattı dedi. Bunun üzerine Kalburabastî Efendi Hazretleri, bazı insanlar kalabalıklarda kaybolur, bazıları ise mezarlıklarda kendini bulur buyurdu.

Kalburabastî Efendi Hazretleri'nin Değerlendirmesi

Sayın İsmahan Çeribaşı bu metinde bir hatırayı anlatıyor gibi görünse de, aslında insanın kendi içine yaptığı uzun ve sessiz bir yolculuğu kaleme almıştır. Yağmur, mezarlık, boş mezar, dergâh ve sessizlik; metnin ana sembollerini oluşturmaktadır. Özellikle sevginin tükenişiyle ölüm fikrinin aynı atmosfer içinde işlenmesi, yazıya güçlü bir iç derinlik kazandırmıştır. Metnin en dikkat çekici tarafı, dış dünyadan çok iç dünyada yaşanan kırılmaları anlatmasıdır. Son bölümde yer alan "Bizim yolumuz tuzsuz taşı yalamak gibidir" sözü ise bütün metni özetleyen tasavvufî bir kapı aralamaktadır. Çünkü burada anlatılan şey yalnızca bir ayrılık değil, nefsin, beklentinin ve insanın kendi hakikatiyle yüzleşmesinin hikâyesidir.

Özün sözü budur.

Bazı yollar sevgiliye çıkmaz; insanı kendi içindeki eksik parçaya götürür.

Kalburabastî Efendi Hazretleri
Fikrim Derya
Fikrim Derya, @fikrimderya
11.7.2026 21:41:06
Çok güzel ve seri bir anlatımla yazılmış.Tebrik ederim
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL