0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
35
Okunma
Gariban bir semtin gururlu çocuklarıydık biz...
Dünyanın en büyük serveti cebimizdeki üç beş kuruş değil, akşam ezanına kadar süren oyunlarımız, dizlerimizdeki yaralarımız ve mahalleyi dolduran kahkahalarımızdı. Yaz akşamları kaldırımlara serilen kilimlerde oturur, büyüklerimizin sohbetini dinler, gökyüzündeki yıldızları sayarak büyürdük.
Bir gün mahallemizdeki boş eve bir kamyon yanaştı.
Yeni bir aile taşınıyordu.
Mahallede haber çabuk yayılırdı. Taşınan kişinin öğretmen olduğu söyleniyordu. Biz de çocuk aklıyla hemen yardım etmeye koştuk. Belki bir teşekkür alırız, belki de içten bir tebessüm...
Tam çamaşır makinesini tek başıma indirmeye çalışırken yukarıdan ince bir ses duyuldu.
"Onu tek başına taşıyamazsın, çok ağır."
Başımı kaldırdım.
Ve onu gördüm.
Siyah saçları omuzlarına dökülüyordu. Gözlerinde tarif edemediğim bir masumiyet vardı. O an etrafımdaki sesler sustu sanki. Ne arkadaşlarımın konuşmaları ne de kamyonetin gürültüsü kulağıma geliyordu artık.
Sadece o vardı.
Bir süre birbirimize baktık.
Sonra babasının sesi duyuldu:
"Rüya kızım, annenize yardım edin."
Rüya...
İsmini ilk kez o gün duydum ama sanki yıllardır biliyormuşum gibi geldi bana.
O gece uyuyamadım.
Gözlerimi her kapattığımda onun yüzü geliyordu aklıma.
Ertesi sabah ekmek almak için mahalle fırınına gittiğimde onu yeniden gördüm.
Elinde sıcak ekmekler vardı.
"Merhaba" dedim utangaç bir sesle.
"Merhaba" dedi gülümseyerek.
İşte bizim hikâyemiz o gün başladı.
Önce selamlarımız çoğaldı.
Sonra sohbetlerimiz...
Bir süre sonra okul yollarımız birleşti.
Ben ağır ağır yürürdüm, o yetişsin diye.
O bazen yavaşlardı, ben yanında kalayım diye.
Mahallenin çocukları top oynarken o kaldırımda oturur bizi izlerdi.
Her gol attığımda gözüm onu arardı.
Bir gün maç bittikten sonra yanıma geldi.
"Bugün güzel oynadın."
Hayatım boyunca aldığım en değerli ödül belki de o cümleydi.
Günler geçti.
Sonbahar geldi.
Ağaçlardan düşen yapraklar gibi çocukluğumuz da yavaş yavaş geride kalıyordu.
Bir akşam mahalle çeşmesinin yanında oturuyorduk.
Rüya gökyüzüne baktı.
"Bir gün buradan gideceğiz değil mi Eşref?" dedi.
"Belki gideriz ama bu mahalleyi unutmayız."
"Peki ya birbirimizi?"
Sorusu yüreğime dokunmuştu.
Başımı ona çevirdim.
"Ben seni unutmam Rüya."
O da gülümsedi.
"Bende seni unutmam Eşref."
O gece eve dönerken ilk defa geleceği düşündüm.
Hayat bizi nereye savurursa savursun, bazı insanlar insanın kaderine yazılırdı.
Rüya benim kaderime yazılmıştı.
Fakat hayatın da kendine göre planları vardı.
Bir gün Rüya’nın babasının tayininin çıktığını öğrendik.
Mahallenin üzerine ağır bir sessizlik çökmüştü.
Gitmesine birkaç gün kalmıştı.
Son kez mahalle çeşmesinin yanında buluştuk.
İkimiz de konuşmuyorduk.
Bazen insanın söylemek istediği her şey boğazında düğümlenir.
Rüya sessizliği bozdu.
"Belki yıllar sonra yine karşılaşırız."
Ben gözlerimi ondan ayırmadan cevap verdim.
"Ben seni beklerim."
Rüya küçük bir kâğıt uzattı bana.
"Kendini yalnız hissettiğinde bunu oku."
Otobüs mahalleden ayrılırken elimde o küçük kâğıtla arkasından bakakaldım.
Titreyen ellerimle açtım.
Kâğıtta sadece bir cümle yazıyordu:
"Bazı insanlar birbirini bulmak için değil, birbirini hiç unutmamak için sever."
O günden sonra yıllar geçti.
Mahalle değişti.
Sokaklar değişti.
Çocukluğumuz büyüdü.
Ama ben ne zaman sıcak ekmek kokusu duysam, ne zaman bir kamyon bir evin önünde dursa, ne zaman bir kız utangaç bir sesle konuşsa...
Aklıma hep aynı isim geldi.
Rüya...
Belki bir gün yeniden karşılaşacaktık.
Belki de hayat yarım kalan hikâyeleri tamamlamak için insanları yıllar sonra yeniden aynı yola çıkarıyordu.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.