İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder
Erkan ŞEREMET
Erkan ŞEREMET

PERDELERİ KAPATAN ADAM

Yorum

PERDELERİ KAPATAN ADAM

( 1 kişi )

1

Yorum

4

Beğeni

5,0

Puan

121

Okunma

PERDELERİ KAPATAN ADAM

Kasabanın en eski evlerinden birinde, her akşam aynı saatte perdelerini kapatan bir adam yaşardı.

Adı Mert’ti.

Kırk üç yaşındaydı. Bir zamanlar insanların arasına karışmayı, dost sofralarında saatlerce oturmayı, sabahları umutla uyanmayı severdi. Şimdi ise hayatındaki en büyük alışkanlığı, güneş batmadan önce evinin bütün perdelerini kapatmaktı.

Komşuları onun için türlü şeyler söylerdi.

Kimi, "Hayattan bezmiş," derdi.

Kimi, "Başına büyük bir şey gelmiş olmalı," diye fısıldardı.

Kimse gerçeği bilmiyordu.

Çünkü Mert, yaşadıklarını anlatmayı çoktan bırakmıştı.

Onun hikâyesi, yıllar önce küçük bir marangoz atölyesinde başlamıştı.

Mert’in babası öldüğünde geriye yalnızca eski bir dükkân ve birkaç borç bırakmıştı. Mert, bütün çocukluğunu o dükkânda geçirmişti. Tahta kokusunu, talaşların arasında kaybolan öğleden sonralarını, babasının nasırlı ellerini hiç unutmamıştı.

Babası ona hep aynı şeyi söylerdi:

"İnsan elinden geleni doğru yaptığı sürece, gerisini zamana bırakmalı."

Mert de öyle yaptı.

Yıllarca çalıştı.

Dükkânı büyüttü.

Sonra iki çocukluk arkadaşını yanına ortak aldı.

Onlara kardeşi kadar güveniyordu.

Ne var ki insan bazen düşmanından değil, sofrasına ekmek koyduğu kişiden yara alıyordu.

Ortakları, dükkânın parasını gizlice başka işlere aktarmaya başladılar.

Mert hiçbir şeyden habersiz çalışmaya devam etti.

Geceleri eve geldiğinde yorgunluktan elleri titrerdi. Onlar ise arkasından hesaplar yapıyor, dükkânı kendi üzerlerine geçirmeye hazırlanıyorlardı.

Gerçek ortaya çıktığında Mert’in elinde ne para kalmıştı ne de yıllarca kurduğu düzen.

Ama onu asıl yıkan para değildi.

Güvendiği insanların bunu yapmış olmasıydı.

Mahkemeler, borçlar, satılan ev eşyaları...

Her şey birer birer hayatından çekildi.

Bir gün dükkânın kepengini son kez indirdi.

Elini paslı kilidin üzerine koydu.

Uzun süre öylece bekledi.

Sonra cebinden babasının eski çakısını çıkardı ve dükkânın kapısındaki küçük ahşap tabeladan kendi adının yazılı olduğu parçayı söktü.

O gün Mert’in içinde bir şey de sökülmüştü.

İnsanlara olan güveni.


---

Aylar geçti.

Mert başka bir şehirde küçük bir eve taşındı.

Kimseyi tanımadığı bir mahalle seçmişti.

Yeni hayatında kimse onun geçmişini bilmiyordu.

Sabahları erkenden kalkıyor, deniz kıyısındaki eski bir çay bahçesinde çalışıyordu.

Orada Nermin adında yaşlı bir kadınla tanıştı.

Nermin, her sabah aynı masaya oturur, çayını yudumlarken denizi seyrederdi.

Bir gün Mert’e sordu:

"Sen neden hiç denize bakmıyorsun?"

Mert şaşırdı.

"Bakıyorum."

"Hayır," dedi kadın. "Sen denize değil, denizin ardında kalanlara bakıyorsun."

Mert cevap vermedi.

Nermin de bir daha soru sormadı.

Bazen insanın yarasına dokunmadan yanında durmak, söylenecek bütün sözlerden daha kıymetliydi.


---

Kış geldi.

Mert’in hayatına ilk kez uzun zamandır bir çocuk girdi.

Mahallenin küçük kızı Ela, her sabah çay bahçesinin önünden geçerken Mert’e el sallıyordu.

Bir gün elinde küçücük bir saksıyla geldi.

"Bu senin," dedi.

Mert şaşkınlıkla saksıya baktı.

İçinde kurumuş gibi görünen küçük bir dal vardı.

"Bu ne?"

"Çiçek."

"Kurumuş."

Ela güldü.

"Annem de öyle dedi. Ama ben ölmediğini düşünüyorum."

Mert saksıyı aldı.

"Ya gerçekten öldüyse?"

Ela omuzlarını kaldırdı.

"O zaman yeniden başka bir tane dikeriz."

Çocuk bunu söyleyip koşarak uzaklaştı.

Mert uzun süre arkasından baktı.

O akşam yıllardır ilk kez evinin perdelerini kapatmadı.

Saksıyı pencerenin önüne koydu.

Her sabah suladı.

Günler geçti.

Haftalar geçti.

Kuru dal değişmedi.

Mert yine de vazgeçmedi.


---

Bir gece şiddetli bir fırtına çıktı.

Rüzgâr sokaktaki ağaçları sallıyor, yağmur camlara vuruyordu.

Mert pencerenin önünde oturmuş, yıllar önce yaşadıklarını düşünüyordu.

İnsanların yüzleri birer birer gözlerinin önünden geçti.

Ortakları...

Dostları...

Kendisinden çıkar sağlamak için yanında duranlar...

Bir zamanlar kardeşim dediği insanların aslında yalnızca onun imkânlarını sevdiğini anlaması...

Mert gözlerini kapattı.

İçinde yıllardır taşıdığı öfkenin artık onu yormaktan başka bir işe yaramadığını fark etti.

O gece ilk kez şunu düşündü:

Belki affetmek, yapılanları unutmak değildi.
Belki affetmek, onların yaptığı kötülüğü ömrünün geri kalanına taşımamaktı.

Sabaha kadar uyumadı.

Güneş doğarken pencerenin önündeki saksıya baktı.

Kuru dalın ucunda minicik, yeşil bir tomurcuk vardı.

Mert ayağa kalktı.

Saksıyı iki eliyle tuttu.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

Yıllardır ağlayamıyordu.

Ama o sabah ağladı.

Sessizce.

Kimse görmeden.

Ve ilk kez gözyaşlarından utanmadı.


---

Aradan aylar geçti.

Mert yeniden küçük bir marangoz atölyesi açtı.

Bu kez tek başına.

Kapısına büyük bir tabela yaptırmadı.

Sadece küçük bir tahta levhaya şunları yazdı:

"Kırılan her şey çöpe atılmaz.
Bazıları yeniden yapılır."

Mahalledeki çocuklar zamanla onun atölyesine gelmeye başladı.

Mert onlara tahta oyuncaklar yapıyordu.

Ela ise her zamanki gibi yanında duruyordu.

Bir gün ona sordu:

"Artık neden perdeleri kapatmıyorsun?"

Mert pencereye baktı.

Sonra gülümsedi.

"Çünkü dışarıda hâlâ kötü insanlar var."

Ela başını eğdi.

"Öyleyse neden açtın?"

Mert derin bir nefes aldı.

"Çünkü iyi insanların da var olduğunu unutmamam gerekiyor."

Ela gülümsedi.

Mert de gülümsedi.

O gün atölyenin penceresinden içeri güneş vuruyordu.

Mert, yıllarca kaçtığı dünyaya yeniden bakıyordu.

Dünya değişmemişti.

İnsanlar da değişmemişti.

Hâlâ çıkarları için başkalarını kullanacak, güveni kıracak, vicdanını susturacak insanlar vardı.

Ama Mert artık başka bir şey öğrenmişti:

İnsanın ruhunu başkalarının kötülüğü değil, o kötülüğe rağmen içinde yaşatabildiği iyilik kurtarırdı.

Akşam olduğunda perdelerini kapatmadı.

Pencereyi biraz araladı.

Dışarıdan hafif bir rüzgâr içeri girdi.

Pencerenin önündeki çiçeğin yaprakları usulca sallandı.

Mert gözlerini kapattı.

Ve yıllar sonra ilk kez geleceği düşündü.

Bu kez korkmadan.

Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkarak bizi eksiltmez.

Bize, kimlere güvenmememiz gerektiğini öğretir.

Bazı yaralar tamamen kapanmaz.

Ama insan, o yaralarla yaşamayı öğrenir.

Ve bazen…

Karanlığın içinden çıkmak için dünyanın değişmesini beklemek gerekmez.
İnsanın kendi içindeki son ışığı koruması yeterlidir.

Paylaş:
4 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Perdeleri kapatan adam Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Perdeleri kapatan adam yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
PERDELERİ KAPATAN ADAM yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
emre vehbi alkan
emre vehbi alkan, @emrevehbialkan
3.9.2026 08:29:01
Harika bir yazı okudum. Yürekten kutluyorum sizi güzel insan. Başarılarınız daim ilhamınız ölümsüz olsun. İki katlı şehrimden selamlar gönderiyorum çokça… Müsait olursanız sizleri de beklerim…
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL