1
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
30
Okunma
Günümüz Eğitim Sistemi: Bilgiyi Değil, Şifreyi Ezberleme Sanatı
Günümüz eğitim sistemi, insanı hayata hazırlamak gibi eski ve modası geçmiş hedeflerden uzaklaşıp çok daha modern bir amaca yönelmiştir: sınavda doğru şıkkı bulabilen, zil çalınca susabilen, teneffüste koşmadan yürüyebilen ve hayatın anlamını optik forma sığdırabilen bireyler yetiştirmek.
Eskiden eğitim denince akla düşünmek, sorgulamak, üretmek gelirdi. Ne kadar da romantik zamanlarmış! Bugün artık sorgulayan öğrenciye “konuyu dağıtma”, farklı düşünen çocuğa “müfredatta yok”, yaratıcı fikre ise “sınavda çıkmaz” denerek sistem başarıyla korunmaktadır. Çünkü eğitim dediğin düzen ister; hele ki düşünce fazla serbest kalırsa sınıfın dengesi bozulabilir.
Öğrenci, sabahın erken saatlerinde uykusunu okul servisine teslim eder. Daha kahvaltısını bitirmeden matematikle yüzleşir, öğleye doğru fen bilgisiyle çarpışır, gün sonunda da tarih içinde kaybolur. Fakat bütün bu yoğun yolculuğun sonunda ona sorulan soru şudur: “Bu bilgiler günlük hayatta ne işe yarayacak?” Cevap basittir: Şimdilik hiçbir işe yaramayacak ama sınavda üç puan kazandırırsa yeterince değerlidir.
Öğretmen ise bu sistemin en sabırlı kahramanıdır. Bir yandan öğrenciye umut vermeye çalışır, diğer yandan evrak, toplantı, ölçme-değerlendirme, kazanım, performans, proje, veli mesajı ve idari beklenti üçgeninde ayakta kalmaya uğraşır. Öğrencinin gözündeki ışığı yakmak ister ama çoğu zaman önce fotokopi makinesinin çalışmasını bekler.
Veliler de sistemin dışında değildir. Onlar da çocuğunun mutlu, özgüvenli ve ahlaklı olmasını ister; tabii mümkünse aynı çocuk matematikte tam puan alsın, İngilizce konuşsun, kodlama bilsin, piyano çalsın, spor yapsın ve komşunun çocuğundan geri kalmasın. Böylece çocuk, çocuk olmaktan çıkıp çok amaçlı bir başarı projesine dönüşür.
Günümüz eğitiminde en büyük başarı, bilgiye ulaşmak değil, bilgiye ulaşmadan önce hangi sınavın hangi konusundan kaç net yapılacağını hesaplamaktır. Öğrenci artık merak ettiği için değil, elenmemek için öğrenir. Kitap okumak bile “paragraf çözmeye katkısı varsa” değerlidir. Sanat, müzik, felsefe ve edebiyat ise sistemin nazik misafirleridir; çok görünürlerse ders programında yer kaplayabilirler.
Oysa eğitim, insanın içindeki cevheri ortaya çıkarmalıdır. Fakat bizim sistem bazen cevheri aramak yerine öğrenciyi standart kalıba dökmeye daha meraklıdır. Her çocuğun aynı hızda, aynı şekilde, aynı sorulara aynı cevapları vermesini beklemek büyük bir başarıdır; sonuçta fabrikada sandalye üretmiyoruz ama eğitimde seri üretim neden olmasın?
Sonuç olarak günümüz eğitim sistemi, geleceğin bireylerini yetiştirme iddiasıyla yola çıkıp çoğu zaman geçmişin yöntemlerine sıkı sıkıya sarılan ilginç bir yapıdır. Çocuklara “hayal kurun” der, sonra hayallerini sınav takvimine göre planlamalarını ister. “Kendiniz olun” der, sonra herkesi aynı ölçekte değerlendirir. “Düşünün” der, ama fazla düşünürlerse konunun dışına çıktıklarını söyler.
Belki de asıl soru şudur: Eğitim sistemi öğrenciyi hayata mı hazırlıyor, yoksa öğrenciyi sisteme dayanıklı hale mi getiriyor?
Cevap henüz müfredatta yok.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.