0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
21
Okunma

"Sırrını insana değil, suya anlat. Zira insan sudandır ama sırrı sızdırır," derdi annem.
Küçücük bir bedenin o henüz kirlenmemiş, masum idrakiyle tam olarak kavrayamamıştım bu cümlenin omuzlarıma bıraktığı ağır mirası.
İnsan ne zaman ki insanı tanıdı,ne zaman ki o aynadaki tezatları, o çehrelerde saklanan yüzlerce maskeyi, yüzlerce yüzü gördü; işte o vakit anladı sırrın neden emanet kabul etmediğini ve neden hoyratça zayi olduğunu.
Şaşırdım.
Su bizzat kendisini tutuyordu da, suyun mukaddes mayasından gelen insan neden sızdırıyordu bağrındakileri?
Ey aziz İstanbul!
Asırlardır ne fısıltıları, ne kördüğümleri, ne ifşa olmamış sırları barındırdın o vakur, o her şeyi yutan derin bağrında.
Boğazın o serin sularından ne fırtınalar, ne sineleri yakan analar, ne dinmeyen acılar, ne de vuslatı kıyamete kalan aşklar geldi geçti.
Kimi o sularda sessizce boğulup yitti, kimi dilden dile gezerek zamansız bir efsaneye dönüştü, kimiyse akıntıyla beraber sonsuzluğun kollarına taşındı.
Ve şimdi, bunca dalganın, bunca gürültünün arasında nihayet ben geldim.
On altı milyon dertli, karmaşık, yarım kalmış hikayenin ortasında, bana da ayıracak sakin bir kuytun, bir parça nefesin var mıdır?
Bu efsunlu turkuazlığın içinden tek bir damlaya, benim payıma düşen o koskoca hikayem sığar mı?
Bilemiyorum,
nereye dokunsam, nereden başlasam?
Hangi sitemli kelimeye tutunsam, ucu yine dönüp dolaşıp o en başa, o dilsiz acıya varacak.
Yorgunsun, dalgalarının iskeleye vuruşundaki hırçınlıktan seziyorum.
Koca bir şehrin vebalini, günahını ve kederini taşımaktan, bir hikayeyi daha sırtlanacak, bir yükü daha omuzlayacak takatin kalmadı, biliyorum.
Ama müsterih ol ey koca çınar, ruhunu karartma.
Seni yormaya, insanları ve onların vefasızlıklarını sana şikayet etmeye gelmedim.
Benim hikayem, kendi cüz-i irademle, alnıma yazılan o mutlak mukadderatımın sessiz ve derinden işbirliğinden doğdu.
Belki de hikayemi en güzel, en müstesna kılan şey tam olarak budur.
Yaradan’ın hatırına, payıma düşen o çileli hikayeyi saf bir rıza ve muhabbetle sevebilmek.
Zira O, Kelam-ı Kadim’inde ruhları teskin eden o eşsiz ayette öyle buyuruyor:
"Rabbinin hatırına sabret."
İşte o yüce hatırın, o ilahi gölgenin altında, insandan yana heybemde biriken hiçbir kırgınlığı, hiçbir sitemi bırakmayacağım sularına.
Bugün, ruhumu kendi ördüğüm o karanlık zindanından, geçmişin prangalarından azad ettiğim o kutlu gün.
Herkesi, her haksızlığı hakkıyla affettiğim,nihayet kendimi de o bitmek bilmeyen suçluluk duygularından bağışladığım o milat.
Bu muazzam ferahlığı, bu içsel devrimi seninle, senin asırlık şahitliğinde kutlamaya geldim.
Geçmişin kırık dökük yükünü, yaşanmışlıkların tortusunu senin serin sularına emanet edip,senin sonsuz ummanında, yeni bir şafağa doğru, rüzgarı arkama alarak geleceğe yelken açmaya geldim.
Bak, sislerin arasından bir vapur yaklaşıyor kıyıya.
Bu sıradaki vapur,
geçmişin prangalarından sıyrılanlara, dünyadan ve en çok da kendinden azad olan tüm hür ruhlara gelsin.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.