1
Yorum
9
Beğeni
5,0
Puan
73
Okunma
Dışarıda bir dünya var. Hızla akıp gidiyor. Arabalar geçiyor, insanlar gülüyor, çocuklar koşuyor, güneş doğup batıyor. Her şey olması gerektiği gibi işliyor. Ama biz, pencerenin ardında duruyoruz. Ne camı açabiliyoruz ne de perdeyi aralayabiliyoruz. Çünkü geçmiş, o koca yük, omuzlarımıza çökeli beri, koşmayı unuttuk. Hatta yürümeyi bile unuttuk.
Geçmiş yaşanmışlıklar… Onlar bizi öyle bir bağladı ki, her yeni gün aynı aynadan bakan bir mahkum gibi hissediyoruz kendimizi. Olumsuz duygular, birer ipek ip gibi, gittikçe sıkıyor bileklerimizi. Ve biz, farkında bile olmadan, kendimizi mutluluktan men ediyoruz. Sanki bir yeminimiz varmış gibi: “Gülmeyeceğiz, çünkü gülersek geçmişimize ihanet ederiz.” Oysa geçmiş zaten gitmiş. İhanet ettiğimiz, bizi tutsak eden o hayaletlere olan sadakatimizden başka bir şey değil.
Acıyı yaşamak, neden bu kadar çekici geliyor peki? Belki de acı, tanıdık. Acı, bizi yanıltmıyor. Ne zaman geleceğini biliyoruz, nasıl vuracağını, ciğerlerimizi nasıl yakacağını… Tıpkı o arabesk şarkılar gibi. Hani şu, bir türlü bitmeyen, bitse de başa sarılan şarkılar. Ağlatır, hüzünlendirir, ama bir yandan da insana garip bir teselli verir. Çünkü o şarkıyı dinlerken, yalnız olmadığını hissedersin. Başkaları da senin gibi acı çekiyor, başkaları da ağlıyor. Oysa mutluluk… Mutluluk ne kadar yalnız bir şeydir. Kimse seninle gülmez, kimse senin sevincine ortak olmaz. Mutlu olduğunda, yine bir şeyler eksiktir sanki. Hani, çok mutlu olduğun bir an, için sızlar. “Bu da geçecek” dersin. Çünkü alışkın değilizdir mutlu olmaya. Mutluluk bize yabancı gelir. Acı ise evimizdedir.
Oysa dışarıdaki dünya hâlâ akıp gidiyor. Biz pencere kenarında oturmuş, geçmişin provalarını yaparken, hayatın ta kendisi bizden habersiz akıyor. Çocuklar büyüyor, dostlar yaşlanıyor, ağaçlar meyve veriyor, deniz dalgalanıyor. Biz ise aynı arabeskin içinde, aynı döngüde, aynı yara izini parmaklıyoruz.
Belki de zamanıdır şu aynadan kurtulmanın. Acının bize öğrettiği tek şey, onun içinde kaybolmamak gerektiğidir. Evet, acı çektik. Evet, geçmiş ağır. Ama dışarıda bir dünya var ve o dünya bizi beklemiyor. Dışarıdaki dünya, bize aldırış etmeden dönüyor. O yüzden, penceredeki camı kırmak gerek. Perdeyi yırtmak gerek. Koşmak gerek. Düşsek de, yorulsak da, tökezlesek de. Çünkü durduğumuz her an, biraz daha gömülüyoruz geçmişin kumlarına.
Arabesk şarkılar güzeldir, ağlatır, sızlatır. Ama bir gün, o şarkıyı kapatıp, şu dışarıdaki neşeye kulak vermek gerek. Belki ilk başta rahatsız edicidir o neşe. Belki kulağa yabancı gelir. Ama alışırız. Tıpkı acıya alıştığımız gibi, mutluluğa da alışabiliriz. Yeter ki isteyelim. Yeter ki, acının bizi kandırmasına izin vermeyelim. Acı, bize kendini zorunluymuş gibi sunuyor. Oysa mutluluk da bir seçim. Zor, ama seçim. Dışarıdaki dünya işte orada. Sadece camı açmak kaldı. Sadece perdeyi aralamak. Gerisi akıp gidiyor zaten. Biz de akabiliriz. İzin verirsek.
5.0
100% (4)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.