0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
47
Okunma
Ölüm Üzerine
Fanî ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, târümâr olur.
"Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!" diye belirtmiş Hz. Peygamber. Peki gerçekten ne kadar hatırlıyorum? Dünya hayatının zevki ölüme her saniye yaklaştığımı bildiğim hâlde artıyor. Bu geçici sefa yerinin yalan olduğu aşikâr fakat elden ne gelir? Hepsi birer oyunmuş meğer. Ben de kafamı ancak dünya oyunlarıyla meşgul edebiliyorum. Oyun oynarken de kendimi bildim bileli geleceğe dair çok fazla hayal kuruyorum. Bu yazıya başlamadan önce de kurdum, yazıyı paylaştıktan sonra da kurmaya devam edeceğim. Durun durun! Bu yazıyı yazdığım şu saniyelerde de acaba yazımı kimler okuyup yorum yapacak diye hayal kuruyormuşum. İşte tüm bu hayallerin yok olması zevklerden arınamamış ruhumun ilahi buyruğun tecelli edeceği vakte bağlı. Bugün, yarın veya öbür gün. Korkutucu bir bilinmezlik. Bu bilinmezliği her insanın bilmesine rağmen bilinmezlik. Aldığımız her nefes başına buyruk. Okuduğunuz satırları yazarken parmaklarımın ucundan başlayan rahatsız edici duygular tüm bedenimi sarıyor. Çünkü hakikatle yüzleşiyorum. Dünyada ölümden başka her şey yalan değil mi? Gerçekle yüzleşmek her insanı rahatsız ediyor mu acaba? Bunları düşünmek istemiyorum. Sadece toprak olan sevdiklerimi özlediğim için bu yazıyı yazmak istiyorum.
Geçenlerde sevdiklerimin kabrini ziyarete gittim. Arkalarından bildiğim birkaç duayı okuyup kabirlerini sulamak ve ölümü hatırlamak istedim. Buranın ayrı bir kasveti var, belki de dünyada insanın gerçekle yüzleşebildiği tek yer olmasından ötürü. Günahlarımı ve sevaplarımı tartıp kendimi cehennem çukurlarına attığım, ruhların hâlime acıyıp tövbe et diye yalvardıkları bir yer. Peki neden kendimi cennetteki şarap ırmaklarında boğulurken hayal edemiyorum? Çünkü günahlarımdan utanıyorum. O anda elimdeki 5 litrelik damacana bakıyorum. Sonuçta su da her türlü kirden arınmanın yolu. İçime biraz ferahlık geliyor. Kabre su dökmek şamanlıktan geliyormuş. Varsın gelsin, benim hayalimde o toprağın üstüne dökülen her su damlası ölen yakınımın ruhuna ferahlık veriyor. Azap çeken ruhlar için de ferahlık verir mi acaba? Kimse yakınının azap çekmesini istemez ki. Allah’ım onun kabrini cennet bahçelerinden bir bahçe eyle diyerek suyu döküyorum. Beni bedenen terk etseler de ruhları buralarda bir yerde. Belki yanımda oturuyorlar belki sevdiği başka ruhlarla çok başka yerlerde. Zaten burası koca bir ruhlar ordusu. O ordu ki her saniye asker sayısı artıyor. Bu kadar askerin içinde kim bilir nerede? Hiçbirini görüp duyamıyorum. Ben buraya sevdiklerime duaya geldim ama diğer mezarlarda kimler yatıyor? Zamanında benim gibi hayal kurup en sonunda gerçekle yüzleşmiş binlerce asker. Onlara da dua etmeliyim. Allah’ım sen onların da günahlarını bağışla. Ben yine de hiçbirini duymadığım hâlde dertlerimi anlatırım, hayallerimden bahsederim, güzel anılarımızı hatırlarım. Onlar da beni görüyor; bunu biliyor,hissediyor ve tüm benliğimle inanıyorum. Ruhların öldüğü nerede görülmüş ki? Zaten ben ruhların dünyadayken öldüğünü düşünürüm hep. Yaşama amacı olmayan birinin ruhu ölmüştür. Bir amaç uğruna aldığımız her nefes. Doğuyoruz,yaşıyoruz ve ölüyoruz. Hayat demek ki basit bir matematik. Doğ,yaşa ve öl. Böyle bir basitlik içerisinde hayatı kendimize ne kadar da zorlaştırıyoruz. Bundan farklı bir yaşam geçiren yok. Yetmiş bin âlem de bu döngüden geçiyor. Musalla taşının üstünde boşuna “Her canlı mutlaka ölümü tadacaktır.” ayeti boşuna yazmıyor. Ayeti sürekli görsem de hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam ediyorum. Bazılarımız hiç görmüyor bile...
Kırıyorum, kırılıyorum, seviyorum, seviliyorum. Hırslarım, bencilliklerim, pişmanlıklarım, kırdığım kalpler, üzüntülerim peşimi bırakmıyor. Galiba hepsiyle o büyük kıyamet gününde hesaplaşacağım.
Ey toprak altında sadece kemikleri kalmış yakınlarım! Bana ne söylemek istiyorsunuz? Keşke sizleri duyabilsem. Sizlere tekrar sarılabilmek için her şeyi verirdim ama sadece zihnimde birer anı olarak kaldınız. Veda ettiğiniz ilk günler her anınız canlıydı fakat yıllar geçtikçe siliniyor. Bunun önüne geçemiyorum. Sesiniz nasıldı? Sesini hatırlamak istiyorum. Telefonumda video var ama videoyu açmak yürek istiyor. Kalbime dolan bir acı önce bütün vücudumu sarıyor ve gözümden akan damlaya dönüşüyor. Yazının başında su ferahlıktır demiştim ama göz bebeğimden dökülen bir damla içimdeki özlem duygusunu gözlerimi yakarak çıkarıyor. Düşünmeye ve sorular sormaya devam edeceğim. Birlikte neler yapmıştık? En son neleri konuşmuştuk? Ne yemiştik? Neden beni terk ettiniz? Bir daha sizinle buluşabilecek miyiz? Ben de ruhlar ordusuna katıldığımda sizi tekrar nasıl bulacağım? Sizin de bir gün öleceğinizi neden hiç düşünmedim? Cevap aslında çok basit: Düşünmek istemedim. İnşallah kabriniz cennet bahçelerinden bir bahçedir. Benim sizler için dua etmekten başka yapabileceğim bir şey olamaz.
Ölüm Allah’ın emri, ayrılık olmasaydı.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.