1
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
112
Okunma
Bu hafta sonu kendimle ilgili hiçbir keyifli plan yapmadım. Çünkü binadaki herkesin haftalar öncesinden ayarlanmış işleri vardı ve ben onların planlarına engel olacak tek bir cümle bile kurmak istemedim. “Peki,” dedim içimden, “ben kalırım.” Annemle babama bakarım.
Güzel, sade bir üçlü kahvaltı yaptık. İlaçlarını aldıktan sonra ikisi de oldukları yerde uyuklamaya başladı. Mutfaktan salona geçerken onları izledim; yavaşlayan hayatın sessiz tanıkları gibi… Ve o an anladım: Bugünün adı sessizlikti.
Pencereden dışarı baktım. İki büklüm olmuş bulutlar gözüme ilişti. Kime itaat ediyorlardı, rüzgâra mı, yoksa yağmura mı, bilemedim. İçimdeyse soru baloncukları vardı; renk renk, hızlıca yükselip patlayan… Eski kırgınlıklarımı düşündüm. Hırslanıp onları tek tek avuçladım ve zihnimde kocaman bir çöp torbasına attım. Attıkça içim serinledi. Sanki tepemde kavrulan bir güneşten kaçıp bir ağacın gölgesine sığınmış gibi: “Oh, iyi ki buradayım,” dedim.
Kalbimin içine sıkışmış bir ışık vardı. O ışıkla dans ettim. Siyahın içinden uzaklaştım. Yerine duru bir nehir aktı içimde. Gözümün değdiği her yerden arındım. Korkuları, hayal kırıklıklarını, beni tutan ne varsa geride bıraktım.
Hayatını cümlelere adamış bir kadın olarak, bu pazar günü kendimi nasıl özgürleştirdiğimi anlatmak belki biraz bencillik. Çünkü o hüzünlü cümleler beni bırakmak istemedi. Ama ben, vedası kolay olan kötü düşünceleri ilk defa bu kadar net görebildim. Ve anladım: Birileri hayatıma girip her şeyi altüst etti diye, diğerlerinin ne suçu var? Duygularımı esir alıp kendimi bir zindana kapatmanın anlamı yok.
Halk arasında bir söz vardır, sıkça kullanırım: “Eşek eşekliğini bilir, biz ona unuturuz.” Belki de mesele tam olarak bu.
Annem seksen yaşında. Babam ondan da yaşlı. Birbirlerine geçmişten, köyden, tanıdıklarından söz ederler. “Onların çocukları, torunları…” diye anlatırlar. Sanki hayatta kalmanın kendisi bir tanıklıktır. Belki de “Biz hâlâ buradayız,” demenin bir yolu…
Hayatımıza insanlar girer ve gider. Gittiklerinde “Neden gittiler?” diye kendimizi tüketmenin anlamı yok. Çünkü hayat, kalanlarla da devam eder.
Yıllar önce kalabalık hayallerim vardı. Şimdi ise tek kişilik bir doğum gibi hissediyorum kendimi. Ama bu da kötü değil. Annem, babam ve ben… Ve sanki hayatın tam başındayım. Geçmişle zaman geçirmek sandığım kadar ağır değilmiş; hatta bazen iyiye çok yakın bir şey.
Bir de öğrenciyim artık. “Okumak sana ne kattı?” diye sorarsanız: Eskiden hayallerim maddi imkânsızlıklara takılırdı, şimdi ise “Ben istiyorum” diyebiliyorum. Test çözerken bildiğim sorular çıktığında içimden “Bak, biliyormuşum” diyorum. Öğrenmek, insanı tazeliyor. Benim lügatımda pes etmek yok.
Yarın haftanın son günü. Nisan ayındayız. Belki evde olurum, belki de Bakırköy sahile iner, gözlerime biraz deniz çalarım. Çünkü her anın içinde saklı bir güzellik mutlaka vardır.
12-04-2026
İAT
ZARALICAN
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.