8
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
303
Okunma

Köye düğüne gittik.
Hüseyin Bıyık falan oturuyoruz.
Severim Hüseyin’i.
Sohbet muhabbet.
Yanımızdan Topalın Veli geçerken göz ucuyla bize selam verdi.
Hüseyin “N’aber lan kebapçı” dedi.
Veli elinin tersiyle ’bırak’ işareti yaptı.
Hüseyin erinmedi, kalktı kolundan tutup zorla masaya getirdi.
“Emmoğlu bunu tanıyor musun?” diye sordu.
Gülümsedim.
“Veli’yi tanımam mı, tabii ki tanıyorum!”
“Canın kebap isterse buna takıl” dedi gülerek.
Hüseyin yazıp çizdiğimi bildiği için onda malzeme bol. İşin içinde iş var belli!
“Hele anlatın şu işi de bilelim!” dedim.
“Anlat la Veli” dedi Hüseyin.
Veli kızarıp bozarıyor,
"Yav bırak Allasen” diyor.
“Sen anlatmazsan bak ben anlatırım!”
Velide tık yok.
“Bak ben anlatırım ha!”
Dayanamadı, “Anlat” dedi Veli kızara bozara.
“Bizim burada pirinç ekiliyor ya; biz her sene Mümtaz diye biri var, bizim pirinçleri ona veririz. O, piyasa fiyatı ne kadarsa ’şu fiyat’ der, birazını peşin verir, kalanını da 1-1,5 ay sonra tıkırt diye öder.
Bu Veli, Reşit diye birini bulmuş. Reşit, ‘Mümtaz’ın fiyatından kiloda 7 lira fazlasını veririm’ deyince bu uyanık ’tamam’ demiş. En az 80-100 bin lira fazladan para demek. Çok iyi para. Kulağına eğilmiş ‘Başkasından da almama yardımcı olursan kilo başına 4 lira da oradan veririm!’
Bunu duyunca bizim Veli akrabalarının pirinçlerini de verdirmiş Reşit’e. 150-200 de oradan gelecek ohh.”
Veli araya girdi,
“Yok canım o kadar değil, 20-30 bin lira bi şey” diyecek oldu.
“Dur lan lafımı kesme. Hele bi anlatayım.”
“Anlat” dedim. Veli’ye de “Dur!” işareti yaptım.
“Ama ben ancak yüzde onunu veririm. Kalanını bir ay sonra öderim” demiş Reşit.
“Tamam, demişler. Adam yüzde onunu ödeyip kalanına da bir aylık senet vermiş, pirinci alıp gitmiş.
Bir ay olmuş para yok. Veli yazıhanesine gidiyor şurdan gelecek, burdan gelecek. Para yok!
‘Dur sana bir kebap söyleyim. Çarşamba günü burda ol.’
Çarşamba Veli orada. Para yok. ‘Dur sana bir kebap söyleyim.’
‘Yav bırak kebabı. Parayı ver.’
‘Para kolay Veli ağa. Hele kebabını ye. Haftaya Cuma günü gel paranı al.’
‘Reşit ağa ben çok mağdurum. Akrabalar da sıkıştırıyor!”
‘Tamam Cuma dedik ya.’
Cuma günü Veli gene orada. Kapı kilitli.
Telefonla arıyor. ‘Ben şu an Samsun’dayım. Bu gün parayı alacağım. Salı günü görüşelim. Oradayken kebabını ye.’
‘Yav ne kebabı, ben paramı istiyorum.’
‘Tamam dedim ya Veli ağa.’
‘Ulan kebabı yesem mi, yemesem mi!!’
‘En iyisi karnımı bari doyurayım.’
Salı günü Veli kapıda. Adam yok.
Telefona da bakmıyor. Ertesi günü gene yok. Ertesi günü.
Akşam ezanı Allahuekber derken Veli bunu yakalıyor.
Gel diyor. Gel kebabımızı yerken konuşalım.
Başlarım lan senin kebabına. Benim paramı ver.
Tamam gel.
Kebap yerken,
‘Arkadaş, bak ben resmen dolandırıcıyım. Yeni bir yeri dolandırınca ilk senin paranı ödeyeceğim. Sözüm söz!’
Ulaa, hoşafın yağı bitiyor. Velinin bir anda tersi dönüyor.
‘Sen ne diyorsun, öyle şey olur mu?’
Valla durum böyle. Yalnız ………….
Yalnız!
Hani o verdiğim yüzde on var ya, işte o yüzde onu verecek param yok. Onu sen ver!
Hüseyin arada Veliye dönüp "Yalansa yalan" de. Veli onaylarcasına hafif hafif başını sallıyor.
‘Sen ne diyorsun, bir de üste para ha!’
‘………..’
‘Ne kadar peki’
‘150 bin, hatta malı almaya beraber gidelim malı direkt sen götür. Bak, 150 bin peşinatı da adamların eline sen ver bana güvenmezsen!!’
Bir an düşünüyor Veli. 1,5 milyon. O parayla kendi parasını da kurtarır, diğerlerininkini de…
‘Kem küm’
Veli o paraya da razı oluyor.
Kararlaştırılan günde beraber gidiyorlar.
Reşit adamlara öyle diller döküyor ki!
‘Bakın bu Veli ağa falan köyden. Öyle zengin ki köyün yarısı bunun. İsterseniz araştırın. Falanca köylü Veli ağa deyince bilmeyen yoktur. Biz bu işi beraber yapıyoruz. Öyle değil mi Veli ağa?’
Zavallım gık diyemiyor. İşte böyle başını sallıyor ancak. Nereli olduğunu ikidebir özellikle vurguluyor Reşit.
Veli araya girip,
“Lan gavat beni öyle bir tongaya düşürdü ki, sorma!!”
’Bakın peşinatı da Veli ağa verecek.
Veli ağa emaneti ver.’
Neye uğradığını şaşıran Veli parayı veriyor.
İçinden de habire “Lan oğlum Veli sen ne halt ediyorsun!” diyor.
Reşit senedi imzalıyor.
Adamlar Veli ağa da imzalasın deyince mecburen Veli de imzalıyor.
Pirinci kamyona yükleyip ayrılıyorlar.
Akşam geç vakit Ofis’e varıyorlar. Ofis kapalı. Kamyonu oraya park ediyorlar.
“Veli ağa kamyon burada dursun, şimdi çarşıya gidip kebabımızı yiyelim. Sabah erkenden gelip malı Ofis’e teslim edelim.”
Tamam mı, tamam.
Gidip kebaplarını yiyorlar. Otel teklifine Veli, “Benim akrabam var, ben orada kalırım. Sabah 8.30’da Ofis’te buluşalım” deyip ayrılıyor.
Sabah Veli varıyor ki ne kamyon var ne Reşit. Veli’den ayrılınca kamyon da Reşit’te pır. Arada bul. Yazıhaneye koşuyor. Çoktan boşaltılmış.
Senedin vadesi gelince adamlar çöküyor Veli’nin üstüne. Veli ne dese faydasız. Adamlar “Biz seni biliriz” deyip, Nuh diyor peygamber demiyor.
Hüseyin biraz durdu.
“Hani Velinin kırmızı traktörü vardı ya. Artık o yok. Kebap parasına gitti…”
Üzüldüm. Bir şey diyemedim.
“Bak Emmoğlu canın kebap çekerse Veli’ye yanaş!”
Suat Zobu
(Türkoğlu)
5.0
100% (9)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.