3
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
130
Okunma

Üçüncü Bölüm: Şirin
Aradan aylar geçti…
Şirin artık daha iyiydi.
Doktorlar kısa süreliğine dışarı çıkmasına izin vermişti.
Yüzünde küçük bir maske vardı…
Ama gözleri ışıl ışıldı.
Artık kısa süreli de olsa Barış’la görüştürmeleri mümkündü. Barışla anlaşarak yine o parkta buluştular…
Barış bankta oturmuş onları bekliyor, Şirin’i ilk defa görecek olmanın heyecanını yaşıyordu.
Elif ve Bahadır, Şirin’i yavaş adımlarla ona doğru getirdiler.
“Bak kızım,” dedi annesi, “Bu amca seni çok seviyor…”
Şirin önce biraz çekindi… Sonra yavaşça yaklaştı.
Barış dizlerinin üzerine çöktü…
Elini uzattı…
Küçük kız da elini uzattı.
Barış, o minik eli avucunun içine aldı…
Bir an…
Sanki zaman durdu…
Şirin başını kaldırdı, gözlerinin içine baktı ve gülümsedi:
“Amca…” dedi… “Senin ellerin neden bu kadar sıcak?”
Barış’ın gözleri doldu… Ama belli etmemeye çalıştı.
Yumuşak bir sesle cevap verdi: “Şefkattendir…”
Şirin başını yana eğdi: “Şefkat ne demek amca?”
Barış gülümsedi… Sözlükte yazıldığı şekilde anlatması mümkün değildi. Zaten o da anlayamazdı o kadar detayını. Onun anlayacağı şekilde açıklama yaptı:
“Şefkat… Senin gibi küçük çocukları çok sevmektir”
“Amca, biliyor musun,” dedi Şirin, “ben de seni çok seviyorum. Annem dedi ki sen bana yardım etmişsin.”
Barış’ın gözleri doldu. Şirin’i yanaklarını okşamak geçti içinden, ama sağlığı açısından uygun olmayacağını düşündü.
Şirin yine gülümseyerek: “Amca, annem ve babamdan sonra en çok seni seviyorum” dedi.
Bunları söyledikten sonra Elif Hanım Şirin’in elinden tuttu ve “Artık eve dönmemiz gerek bebeğim,” dedi. “Tam iyileştiğinde çok daha uzun süre parklara çıkacağız. Hatta maske bile takmayacaksın. O zaman daha çok göreceksin Barış amcanı.”
Sonra Barış’a dönerek: “Kusurumuza bakmayın lütfen, doktorumuz onun uzun süre dışarıda kalmasını doğru bulmuyor,” dedi.
Barış: “Tabi ki,” dedi. “Doktorunuzun sözünden çıkmayın lütfen.”
“Ama emin olun,” dedi Bahadır, “iyileştikçe sizinle daha fazla görüştürmeye çalışacağız.”
“Bırakın şimdi beni,” dedi Barış, “siz önce Şirin’in iyileşmesine odaklanın.”
Bu buluşmadan sonra bir süre görüşmediler. Ama Elif ve Bahadır’da bir ukde kalmıştı.
“Acaba yanından ayrılmamıza kırgın mıdır?” diye sordu Elif.
“Benim de içimde öyle bir soru işareti var” dedi Bahadır. “Ama bir yandan da öyle olmadığını, bizi anladığını düşünüyorum. Onun gibi dürüst, iyilik örneği bir insan kızımız Şirin’e zarar verebileceği endişesini zaten taşır ve bu nedenle bize kırılmaz,” dedi ve devam etti: “Ama yine de istersen bir telefon eder, bu konuda görüşürüz .”
Akşam Barışın telefonu çaldı. Arayan Bahadır’dı.
“Barış Bey,” dedi. "Dün parkta görüşüp erken ayrılmamız içimizde bir şüphe bıraktı. Sizi kırmış olabileceğimiz endişesini taşıyoruz. Siz bizim için çok değerlisiniz. Sayenizde yavrumuz iyileşiyor.”
“Aşk olsun,” dedi Barış. “Beni hiç mi tanımadınız? Ben o kadar anlayışsız mıyım? Ben de en az sizin kadar onun sağlığını düşünüyorum.”
“Şirin’in sizi çok sevdiğini söylemesi bizi de çok mutlu etti,” dedi Bahadır “Ama ardından ’anne ve babamdan sonra’ demesi…"
“Laf mı şimdi bu!” diyerek Bahadır’ın sözünü kesti Barış. “Tabi ki bir çocuk anne ve babasını herkesten çok sevecek. Üstelik sizin gibi örnek anne babasını. İçiniz rahat olsun, çünkü benim de içim rahat.”
Barış her ne kadar onlara “içim rahat” demişse de aslında onu rahatsız eden bir şey vardı. Bu iki insanın sürekli kendisine duyduğu minneti dile getirmesi Barış’ı vicdanen rahatsız ediyordu. Bunu bir insanlık görevi olarak yapmıştı ve bu nedenle kendilerini ezik hissetmesini istemiyordu. Bu nedenle onlarla yeterince içten olamıyor, halen senli benli değil sizli bizli; beyli hanımlı konuşuyorlardı. Bir tek Şirin minicik kalbiyle onu kendisine yakın hissetmiş, resmiyet sınırlarını aşmış ve ondan söz ederken “sen” diye hitap etmişti. İlk görüşmelerinde bunu kendilerine söylemeyi düşünüyordu.
(Sürecek)
Kadir Tozlu
04.04.2026
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.