11
Yorum
24
Beğeni
5,0
Puan
445
Okunma
Aynı gökyüzünün altında büyüyen, aynı rüzgârın sesini dinleyen, aynı toprağa basan insanların hikâyesidir bu. Adı bazen tarih olur, bazen kader… Ama en çok da kardeşliktir. Çünkü bu topraklarda yaşamak, yalnızca bir coğrafyayı paylaşmak değil; aynı acıya ağlamak, aynı sevinçte birbirine sarılmaktır. Ve biz, ne olursa olsun birbirine dönmeyi bilen bir milletiz. Kardeşiz, evet.
Zaman zaman aramıza ince çizgiler çekilmeye çalışılır. Sözlerle, fikirlerle, korkularla… Birbirimizi unutmamız, birbirimize yabancılaşmamız istenir. Oysa bu toprakların hafızası güçlüdür. Bu hafıza; omuz omuza verilen mücadeleleri, birlikte kazanılan zaferleri, birlikte dökülen gözyaşlarını saklar. Unutmaz. Unutturmaz. Çünkü biliriz ki bir millet, dışarıdan değil; içeriden koparıldığında yıkılır.
Bugün dönüp baktığımızda görürüz: Bu memleketin taşı toprağı kadar insanı da birbirine benzer aslında. Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkes’i, Azeri’si, Karapapak’ı… Adını sayamadığımız nice renk, nice ses… Hepsi aynı türkünün farklı ezgileridir. Ayrı ayrı söylendiğinde güzel, ama bir araya geldiğinde büyüleyici olan bir bütünün parçalarıdır. Bu yüzden kimse heveslenmesin; bu bağ öyle kolay kopacak bir bağ değildir. Çünkü biz, birlikte “biz” olmayı öğrenmiş bir milletiz.
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” Bu söz, bir ırkın değil, bir ruhun tarifidir. Aynı idealde birleşen, aynı bayrağa gönül veren herkesin ortak adıdır bu. İşte bu yüzden, bu topraklara “vatan” diyen herkes bu vatanın öz evladıdır. Kimseyi dışarıda bırakmayan, herkesi içine alan büyük bir yüreğin adıdır bu millet.
Yakın tarih de bize bunu defalarca göstermiştir. Ne zaman zor bir dönemden geçsek, ne zaman bir tehdit kapımıza dayansa, içimizdeki bütün ayrılıklar anlamını yitirir. İnsanlar, sanki görünmez bir mıknatısın etkisiyle bir araya gelir. Farklılıklar susar, ortaklıklar konuşur. Çünkü söz konusu vatansa, gerisi teferruattır. Bu, sadece bir söz değil; yaşanmış bir hakikattir.
İstiklal Marşı’nda yankılanan o ses boşuna değildir:
“Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklâl!”
Bu dizelerde sadece bir bağımsızlık talebi yoktur; aynı zamanda bir birlik çağrısı vardır. Çünkü bağımsızlık, ancak birlikte mümkün olur. Ayrı ayrı düşenler değil, omuz omuza duranlar özgür kalır.
Bugün dünyaya baktığımızda da aynı gerçeği görürüz. Bir milleti ayakta tutan şey, yalnızca gücü ya da imkânları değildir. Asıl güç, o milletin kendi içindeki bağdır. Kardeşliktir. Birliktir. Birbirine duyulan güvendir. Eğer bu bağ koparsa, en güçlü görünen yapı bile içten içe çöker. Ama eğer bu bağ sağlamsa, en zor şartlarda bile dimdik ayakta kalınır.
Arif Nihat Asya’nın dizelerinde hissedilen o derin bağlılık da buradan gelir:
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”
Bu dizeler, bu toprakların nasıl vatan olduğunu anlatır. Ve bu vatan, yalnızca bir grubun değil; uğruna yüreğini koyan herkesindir. Bu yüzden kardeşlik, sadece bir duygu değil; aynı zamanda bir sorumluluktur.
Evet, coğrafyamız zordur. Tarihimiz çetindir. Ama belki de bizi biz yapan tam olarak budur. Zor zamanlarda dağılmamak, aksine daha sıkı kenetlenmek… İşte bu, bir milletin gerçek sınavıdır. Ve biz, bu sınavı defalarca vermiş bir milletiz.
Bugün yapılması gereken bellidir: Uyanık olmak. Kulağımıza fısıldanan ayrılık sözlerine karşı dikkatli olmak. Bizi biz yapan değerleri unutmamak. Çünkü hiçbir fikir, hiçbir çıkar, hiçbir hesap bizi birbirimizden koparamaz—koparamamalıdır. Biz, farklılıklarımızla bir arada duran bir bütünüz. Ve bu bütünün adı, kardeşliktir.
Sonunda yine aynı yere varırız: Bu topraklarda yaşayan, bu bayrağın gölgesinde nefes alan herkes aynı hikâyenin kahramanıdır. Ayrı ayrı değil, birlikte yazılan bir hikâyenin… Ve o hikâyenin en güçlü cümlesi şudur:
Kardeşiz, evet. Ve bu, sadece bir söz değil; bu milletin değişmeyen gerçeğidir.
ALİ RIZA COŞKUN
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.