0
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
141
Okunma
Annesinin kucağında yuvalarına iyice sokulmuştu iki minik göz...
Açlık, Azrail gibi Filistinli bir çocuğun peşine düşmüştü.
Sustum, ağladım. Düşündüm.
Zulmün ete kemiğe bürünmüş hali, akbabalar gibi dönüyordu çocuğun etrafında.
Çocuk kimsesizdi. Annesi ondan daha da kimsesizdi.
Bir yanardağ patlaması gibi gökyüzüne dağılan insan vücutlarına, bebeklerin kıyılara vuran Yusuf yüzlerine, göç yollarinda telef olmuş yaşlı ninelere şahit olduk.
Bir film sahnesinden alıntı zannederek izledi gözlerimiz. Bu kadar acının gerçek olabileceğinden şüphe duydu.
Hastalanan ruhlarımız, izleyen gözlerimizin eseri. Bu görüntülerin bir filmden alıntı olmadığını hepimiz biliyorduk.
Kendimize de yalan söyledik. Firavunlar bizi de ortak ettiler günahlarına. Zira izlemekte onların yaptıklarından daha az günah değildi.
Biz modernin çocuğu acıyı günahkarların memesinden emip durduk.Ondandı bu boş ve faydasız bakışlarımz.
Ben bugün bir kuş olup o yavrucağın yanına uçamadığımdan, bir lokma ekmeğimi onunla paylaşamadığımdan ölmek istedim..
Günahsız yavruların sunaklarda uzandığı, elinde bileğilerle boynunu vurmak için cellatların beklediği bir dünyada bulunmaktan daha ağır ne olabilir?
Bugün ölemedim ama ölmüştü tüm insanlar gibi insanlığım.
Birgün böyle kayıtsız duran ellerimin kendini boğuşundan ölürüm belki...
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.