0
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
165
Okunma
Bugün aynaya baktım. sakalım uzamış yüzüm sanki biraz yorgun gözlerime eşlik ediyor ...Sanki zaman, yüzümde sessizce iz bırakmış. Lavabonun kenarında, yılların tozunu üstüne çekmiş eski bir fotoğraf duruyordu… Lise yıllarımdan kalan, gözlerimin içinin parladığı o günlerden bir kesit. Önce fotoğrafıma bir dokundum sonra öyle büyülendim öyle yücelttim ki , onu saygıyla, incitmeden aldım, uzun uzun baktım. O fotoğraftaki ben; umutları büyük, hayalleri ıssız ve sınırsız, geleceğe doğru koşan düşlerle sarmaş dolaş biriydi. Dona kaldım , sarsıldım...Ansızın kafamda bsorular yankılandı: “Olmak istediğim bu muydu? ben bu muyum ? bunlara mı yordum kendimi , uyumadan kaybettiğim gecelerim , o gökyüzü gibi parlak, kayıp günlerim hep bunun için miydi ? ’’ sorular sorular sorular...bu cevapsız sorulara cevap vermek kolay değildi. Çünkü hayat, hayaller kadar net değilmiş; insan bazen yürüdüğü yolu fark etmeden, sadece ilerlediğini sanıyormuş.
O an anladım ki geçmiş dediğimiz şey, yalnızca yaşanıp bitmiş zamanlar değil; insanın içini ısıtan, bazen de içini sızlatan en değerli hazinesiymiş. En güzel günlerim, belki de farkında olmadan tükettiğim o sade ve masum anlarmış. Altın gibi parlayan o yılları, o zamanlar sıradan sanmışım. Şimdi ise her hatıra, kalbimin bir köşesinde ağır bir kıymetle duruyor. Aynaya yeniden baktım; sakallarım uzamıştı belki ama içimdeki o çocuk hâlâ bir yerlerde yaşıyordu… sadece biraz sessizleşmiş, biraz yorulmuş, ama hâlâ umut etmeyi unutmamıştı
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.