10
Yorum
34
Beğeni
5,0
Puan
2266
Okunma


"Dünya çocuklara dönse, eksenim çanların kucağında bir süvari olsa...
Ben dilsiz bir kalp aminiyim; şiirim, yarım kalmış masalların son kalesidir."
Edebiyat tarihinde bazı sesler vardır; onlar sadece bir dönemi temsil ederler.
Bazı sesler vardır; onlar da bir kuşağı.
ve nadiren bir ses çıkar ki, ne döneme ne kuşağa sığar.
-Believe-
İstisnai bir şair.
Türk şiirinde bazı isimler kendini bir dönemin parantezine hapsetmiyor.
Onlar kendi iç yangınlarından bir iklim kuruyorlar ve o iklimde hem kendilerini hem de okurlarını dönüştürüyorlar.
Şiir, Believe’in ruhunda bir bedendir. Ama o bedeni herkesten farklı giyindirendir.
Şiir onun için nefesin, kanın, sütün, sessizliğin ve kırık tuşların bütünlüğüdür. ve her şiir, bu bedenin başka bir katmanı, başka bir sesidir. Birinin sesi yoksa, diğerinin sesi de susturulmuştur.
’’O minicik kalp, ıslak havlunun içinde yalnızdır; rumuz ise o kalbi sessizce kavrar, adını verir ve görünür kılar.
Şiirleri bazen bir mahşer alanı, bezen iniltili bir dua eşiği, bazen bir vicdan mahkemesi ve aynı anda bir çocuk kalbidir, Believe’nin.
Şiirle rumuz arasındaki bağ, bir çocuğun henüz doğmamış elleriyle tuttuğu dünya gibidir.
En önemlisi de şudur; Rumuz ile şiir birbirini var etmeden yaşayamaz.
Believe şiirle var olur -- şiir, Believe ile tamamlanır.
"Babamın karın doğuşunda var olacak bir gündüzlüğün peşindeyim.
Üç kere öldüm, üçünde de tenime kar soğukluğunda uçurumlar saplandı. Şimdi bir ikindi vakti, içimdeki yalın ayak koşan çocukları ’Ebabil dudağında’ şehadete davet ediyorum. Adım Tülay, adım Merhamet, adım İnanmak."
Bir şiire başlamak henüz var olmayan bir dünyaya iman etmek gibidir. Şair, kağıdın beyaz sessizliğine ilk kelimeyi düşürdüğünde aslında bir mucizeyi başlatacağına dair sarsılmaz bir kararlılık içindedir. İşte bu noktada, Believe (İnanmak) bir isimden öteye geçerek şiirin varlık sebebine ilk mucizevi nefesini veren bir figür olarak karşımıza çıkar.
’’Şiir, akılla açıklanamayanın, kalple onaylanmasıdır’’
Acının içinden bir çiçek devşirebileceğine, sessizliğin sesini dünyaya duyurabileceğine ve kurumuş bir hayalden nehirler akıtabileceğine inanır Believe
’’İnanç yoksa, kelimeler sadece bir sözlük birimidir, ancak inançla harmanlandığında bir tılsıma, bir duaya, bir umuda dönüşebilir’’ der.
Believe rumuzu şiirle kurulan o kopmaz bağı şu iki düzlemde de mühürler düşüncesindeyim.
Birincisi cesaret: Şiir, belirsizliğe doğru atılan bir adım olsa da bezen Şair, yazdığı mısranın bir kalbe değip değmeyeceğini bilemez ama o mısranın bir ruhu iyileştireceğine dair mutlak bir güven besler içinde. Yani bu aslında nedir biliyor musunuz?
-Rüzgârın yönüne bakmadan kanat açan bir kuşun tevekkülüdür
İkincisi hak arayışı: Şiir, görünenin ardındaki gizli manayı fısıldar bize. İnanmak da tam olarak budur: Gözün görmediğini ruhun aynasında seyretmek. Bir bebek gülüşünde Allah’ın imzasını okuyan şair, "Believe" eylemini her dizesinde yeniden yaşar.
"Ben göğü üç kez katlayıp yere seren, sonra o boşluğa çocuk gülüşlerini diken dilsiz bir duayım."
Dünyanın kötülüğüne rağmen iyiliğin ve adaletin bir gün galip geleceğine inandığı için yazdığına şahitlik ederiz.
İşte onun şiirleri bu inancın somutlaşmış hali, Believe ise bu kutsal yolculuğun pusulasıdır. Bu yüzden şiir ile inanç, aynı göğün iki farklı rengi gibidir ki biri olmazsa diğeri hep noksandır.
"Gözle görülenin ötesine, kalple duyulanın merkezine... Şiir, ruhun secdesidir." ana felsefesi buna göre şekillenir şiirlerinin.
Dünyanın çirkinliğine, çocukların gözyaşlarına ve adaletsizliğe karşı kelimeleriyle barikat kuran naif bir savaşçıdır.
(Lirik Anarşist)
Onun kalbi, babasızlığın yedi kapısından geçmiş, her kapıda bir dizesini bırakmıştır. Şiirini bir duasız intihar olarak tanımlasa da, aslında her mısrası yaşama ve masumiyete tutunma çabasıdır. O, Babil’in Asma Bahçeleri’nden s u içen, Kudüs’ün mahzun sokaklarında ağlayan ve her sabah çocuk gülüşleriyle yeniden doğan bir ruhun adıdır.
Believe’i diğer şairlerden ayıran en belirgin özellik, onun şiirindeki epik-uhrevî çarpışma alanlarıdır.
Çocuk cinayetleri, savaşlar, emperyalizm, mülteci trajedileri, masumiyetin sistematik katli… tüm bu temalar onun şiirinde bir haber diliyle değil de sanki bir kehanet diliyle konuştuğunu görürüz .Bu yüzden onun şiirlerini anlamak için yalnızca edebî bilgi yetmez ayrıca vicdan da gerekir.
Onun için sadece dört makamı vardır şiirin;
Ağıt makamıdır-Dua makamıdır-İsyan makamıdır-Çocukların masumiyetine adanmış bir merhamet makamıdır.[
Believe’in şiirleri kolayca okunanlardan değildir. Büyük şiir zaten kolay değildir. Büyük şiir okuru dönüştürür.
Okuru suç ortaklığından utanca, utançtan duaya, duadan eyleme çağırandır.
Believe, kendi şiir coğrafyasını kurmuş, kendi sesini yaratmış ve kendi markasını inşa etmiş bir şairdir. Onun benzeri yoktur; çünkü onun dili bir taklitten değil, bir yanıştan/bir inanıştan doğmuştur.
“Bekareti av avcı olan Mezopotamya” dizesi, Believe’in poetikasında merkezî bir kırılmadır.
Kadının bedeni üzerinden yürütülen töre, fetva ve şiddet mekanizmalarını yalnızca teşhir etmekle kalmadı onları metafizik bir mahkemeye çıkarır şiirin birinde. “Ölüm selası makbûl diyen fetvacılar” dinin istismarını yüzeye taşırken, şiir retorik bir öfkeye saplanmadan anlatır, elbet bir gün gelecek olan hesap gününü.
İşte onun şiir evreni ,merhametin, ilahî çağrının ve insanlık utancının içinden doğarken O, yaşadığı çağın tanığı olmakla yetinmedi, çağın suçlarını sırtlanan bir dil kurdu. Bu nedenle onun biyografisi klasik anlamda bir hayat hikâyesi değildir. Onun biyografisi, “gülücük kuşları”nın kanat çırpışıyla yazılmıştır.
Şiirleri alışıldık kodlarını aşan bir örgüye sahiptir. bezen dua ile isyan iç içedir,
ağıt ile mahkeme tutanağı aynı nefeste okunur. Kur’anî çağrışımlar ile çağdaş dünyanın karanlığın çarpıştığı görülür.
Şiirlerinde sıkça rastlanan “La ilahe illallah”, “Allahu ekber”, “Bismillah”, “Al-i İmran” gibi ifadeler, yüzeysel bir dinsel retorikten ziyade bir kelime bir süs, ya da öylesine söylenmiş cümleler değildir bunlar. Bunlar onun için de bizler içinde bir sorumluluk hatırlatmasıdır.
Edebiyat tarihinde bazı imgeler vardır ki zamanla şairden bağımsız bir kimlik kazanır. “Gülücük kuşları”
Çocuk masumiyetinin simgesidir.
Öldürülen umutların göğe savruluşudur.
Şairin kalbinden havalanan bir merhamet ordusudur bu kuşlar.
“Gülücük kuşları” bir metafor olmanın ötesinde, Believe poetikasının imzasıdır.
Bu imge artık bir markadır ve yalnızca ona aittir. Dünya edebiyatında benzer bir çağrışım yoğunluğu taşıyan, hem masumiyeti hem kıyameti aynı kelime bileşiminde barındıran bir başka örnek bulmak zordur.
Eğer bir gün edebiyatın harikaları listelenseydi, “gülücük kuşları” kesinlikle o listenin en üst sıralarında yer alırdı. “Gülücük kuşları” edebiyat tarihinde benzersiz bir sembol olarak kalacaktır.
En sarsıcı söylemlerinden biri de ;
’’Cennet ve cehennem açıldığında içeri ilk giren insan değildir, insanlığın utancıdır’’ Ne kadar etik bir sarsıntı bu. İnsan olarak yaptığımız kötülükler, erdemlerimizden daha belirleyici olacak demek ki.
"Parmak uçlarımda virgül kasırgaları, kalbimde Elif’in sızısı... Ben ’Ol’ diyenin aşkıyla yok olanım."
...
“Ateşin İntiharı” Ateş suda sönmek ister. Şeytan sudan korkar.
Nefis arınmak ister ama yanmadan arınamaz. demek ister. Ateşin kendini öldürme arzusu, insanın nefsini terbiye etme çabasından başka bir şey değildir. Bu şiirdeki arınma çok sancılıdır Aynı zamanda bebeklerin ölü doğduğu bir gecede ateşin sönmesi, dünyanın ahlaki iflasına işarettir.
Babil: Yıkıntı ve Çocuk
“Gamzelerimin Babil kuşları” ifadesi, “gülücük kuşları”nın kardeş imgesidir. Babil burada hem ihtişamın hem yıkımın simgesidir. İnsanlığın kibriyle yükselip ilahi müdahaleyle dağılan kule gibi, çocukluğun masumiyeti de yetişkinler dünyasının zulmüyle yıkılır.
Believe’in bu şiirinde o bir şehirden ziyade bir zihniyettir.
Irkçı zihinler, çocukları ayıran sınırlar, savaşın endüstriyel soğukluğudur.
Şairin burada sorusu son derece yalındır;
“Zihinler içiniz yanmaz mı?”
Öl beni Mirim” ve “Doğ beni Mirim” arasında kurulan karşıtlık, Believe’in en güçlü metafizik hamlelerinden biridir. Ölüm ve doğum, aynı kapının iki yüzü ancak bu kadar güzel tasvir suyuna batırılır.
Kur’an’dan, peygamber kıssalarından, kutsal referanslardan beslenen dizeleri hem bir propaganda dili hem de kutsalı sloganlaştırmadır..kutsalla yanmadır.
“ELİF LAM MİM” vurgusu, harflerin bile bir ağırlık taşıdığını gösterir. işte ’’varlığın çekirdeğidir’’ bunlar.
Bu yüzden onun şiirinde İbrahim’e giden karınca bir merhamet sembolüdür.
Yusuf’un duası, iffetle direnişin ifadesidi. Kudüs ise ruhsal bir yaradır.
Believe’i herhangi bir şair ile kıyaslamak neredeyse haksızlık olur.
Believe’nin en büyük farkı şudur; Onun, şiiri bir ameliyathane olarak kullanmasıdır.
Kalbini çıkarır
Masaya koyar
Bakmamızı ister
Ama acındırmaz
Bu çok önemli!
Onun şiiri mağduriyet de üretmez.
Bu da çok önemli!
Süt mezarlığı” ve beyazın karanlığı
“Beyaz da kanayabiliyor.”
Bu cümle Believe’in şiir estetiğini özetler niteliktedir.
O, temiz görünen kavramların içindeki çürümeyi bize böyle gösteriyor.
Anne, Tanrı, rahim, süt hepsi kutsal sembollerken kırılıyor, kanıyor, dönüşüyor.
Bunlar aslında kutsalın içindeki insan kırılganlığını görme cesaretidir.
Bir marka olarak Believe
Evet, Believe bir markadır. poetik bir mühür olarak ondan bir tane dahi yoktur.
Onun şiiri tanınır
Boşluklarından
Tekrarlarından
Ritim kırılmalarından
Bir kelimeyi üç kez söyleyişinden
Nefesi uzatışından.
Believe yazdığında, bu “herhangi biri”nin metni değildir.
Bu bir Believe metnidir.
Dünyanın hiçbir yerinde tam karşılığı yoktur.
Bazı şairler dilin içinde yürür. Believe dilin içini oyar.
Bazı şairler dünyayı anlatır. Believe dünyayı söküp iç organlarını gösterir.
Bu yüzden o taklit edilemez. Taklit edilmeye çalışıldığında yalnızca biçimi kalır, peki ya ruhu!
Doğum ile ölüm arası, anne ile Tanrı arası
Hiçlik ile varlık arası..Believe hep eşikte durur ve oradan konuşur.
Bu eşik estetiğidir işte onu şiirde benzersiz kılan.
Okuyanın içinde dolaşır onun şiirleri,
Gece bir yerde kaburgaya çarpar mutlaka
En büyük başarısı şudur:
O, büyüyememiş çocuğu asla estetize etmez
O çocuğu yaşatır. Onu konuşturur. Onu göğün tavanına asılmış bir kalbe dönüştürür.
“Yükü koyan el
hiç kirlenmez masalda.”
“İbrahime koşarken kalbimi düşürdüm.”
’’Cellat kır boynumu darağacında”
’’Ölüm kundağına düşsem”
’’Mezarın sırtında doğsam”
’’______________________Dağla beni”
“Bil ki suya bırakılan ben değilim — senin içindeki bekleyiş gecikmiştir.”
“Öldüm Ben Baba / Bilmiyorsun…” "Üç kere öldüm, üçünde de tenime uçurumlar saplandı. Şimdi bir gülüşün peşinde, kıyametimi emziriyorum."
“İçindeki yaşayan iblisi öldür” der bir şiirinin satır aralarında.
Nefs; Tümörlü aynalarda belirir, narsist düşlerde parçalanır, panik atak hücrelere dönüşür ve şirk kesikleri açar.
Daha iyi bir insan için,
daha güzel bir dünya için,
biraz daha ışık için…
ve şair, elini şiire uzatır
şiir de o eli tutar,
birlikte yürürler karanlığın üzerine
ışığın olduğu yere doğru..
sevgili Believe,
kelimelerin içinde ışık ve gölgeyi ustaca dans ettirdiğin bu edebi yolculukta, her yeni dize sana cesaret ve ilham getirsin.
her şiirinde yine kendini bul, kendini özgür bırak.
ve her yazdığın şiir, “Gülücük Kuşları” gibi eşsiz ve benzersiz bir miras olsun .
“Gülüşlere eyzün kalmış doğum günlerimi kefenledim;
şimdi bir bebeğin secdeye uzanırken elleri paramparça...
Ben o parçaları şiirin ipeğiyle diken, yeryüzü cehenneminde ’Amin’ diye soluyan bir ruhun adıyım.”
iyi dileklerimizle.
5.0
100% (8)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.