0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
131
Okunma
Tevbesize zekat verilmez
Kalpleri islama ısındırmak için verilir...Tevbe için tevbe karşılığı ver zekatını şehadeti tevbe olana ver zekatını razı değil tevbesizden günahkardan Allaha tevbesize zekat Şirktir...BEN demiş oluyorsun türkse veririm kan bağım varsa veririm dersen ırkçılık ve kabilecilik akrabacılık yapmış olursun Rabçılıktan kopmuş şeytanlaşmış olursun müşrik olursun...Akrabacı olma Rabçı ol tevbesize verme zekatını
Oruçla Rab ye derse yerim-içerin cima ederim nefsim için yemem-içmemecima etmem...sözü verdirn değilse Orucun kabul olmaz Rabçılığa tevbedir midecilikten uçkurculuktan oruç...Tevbedir rabçılıktan...tevbesize zekat verme
Rabçı değil paracısın haraççısın faizciysen...Mideci olma uçkurcu olma diyen oruç...Rabçı ol der.Faizcilik paracılıktır..Rabçı olmamak haramdır İlahi dinde İlahçı olmalısın yemende içmende cimanda her eyleminde halinde duygunda düşüncende...değilse dinin ilahi değil şehadetin ise rabçılığa tevbe değil hala zanisin işte hala haraççısın sömürücüsün yani köleleştiricisin rabçı ol Rabçılık için sömür o zaman adıda özü de değişir haraççılık da Rabçılık olur adı ganimet olur o sömürmenin o faizin adi da özüde değişir rabçılık için faizciydi hz Abbas...Rabçılık için faizcilik olunmaz deme hz Abbası eleştirmiş olursun faizciliğinde rabçılık için olanı farzdır...sıhhat için faiz almak da farzdır...bir İslam ordusunun sıhhati için hastana ve tıbbı aletler cihazlar ...için faiz almak da farzdır çünkü özde farklılık varsa adil olan derki o faizi farz say...demiş vahiyle deneyler sünnetullah ve doğal akıl-mantık da farz der...o faiz almak müşrikten ganimet gibidir çünkü ganimet rabçılığa katkılıdır...İlahi din faiz almamak haramdır demeye de mahkum çünkü farklılık farklı fetvaya sebeptir...Mezhebçilik karşıdır ama vahiycilik-sünnetullahcılık deneycilik akılcılık-mantıkçılık bunu der...rabçı akıl da bunu der...
Evet...Mezhebçilik karşıdır ama vahiycilik-sünnetullahcılık deneycilik akılcılık-mantıkçılık Rab içinse faiz-Haraç farz der..rabçı akıl
İşte ayet...bu ayet rab için olan faizi-haracı değil rabçılığa asilik için olan faize ve haraççılığa haram demektedir iyi analiz edersen sen de evet haklısın diyeceksin...
Bakara /279:Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın.
﴾279﴿ Bunu yapmazsanız Allah ve resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin. Eğer tövbe ederseniz, haksızlık etmemek ve haksızlığa uğramamak üzere anaparanız sizindir.
Tefsir:
Tövbe edip faizcilikten vazgeçenlerin tahakkuk edip de henüz borçluların ödemediği faizleri almalarına izin verilmemesi, ana paradan başka bir fazlalığa haklarının bulunmadığının açıkça ortaya konması, ancak böyle yaptıklarında hem haksızlık etmekten hem de haksızlığa uğramaktan kurtulacaklarının bildirilmesi, bazı kimselerin “Faizin azı helâldir, ancak kat kat olanı haramdır” şeklindeki anlayış ve yorumlarının isabetli olmadığını göstermektedir. Rûm sûresinde herhangi bir faizle artsın diye verilen sermayenin artmayacağı bildirilirken (30/39) kullanılan üslûp ve ifade de bu türlü bir anlayış ve yoruma ters düşmektedir.
Rivayet tefsirlerinde bu âyetin gelişiyle ilgili bazı sebepler zikredilmiştir: 1. Tâif’te oturan Sakîf kabilesi faizcilik yapardı, birçok kimse üzerinde faiz alacakları vardı; Mekke’nin fethinden sonra Tâif kuşatılmış, bu arada faiz yasağı da konmuş bulunduğu için bu konuda bir anlaşma yapılarak İslâm’a girmişlerdi. Anlaşmaya göre kendilerinin faiz borçları düşecek, yasaktan önce tahakkuk etmiş faiz alacaklarını ise tahsile devam edeceklerdi. Mekke Valisi Üseyd’e başvuran –faiz borçlusu– bazı Mekkeliler, Sakîf’e olan faiz borçlarını ödemeyeceklerini bildirdiler, Sakîfliler ise anlaşma gereği talepte ısrar ettiler. Durum Resûlullah’a bildirilince bu âyet nâzil oldu (Taberî, III, 107). Anlaşılan o ki, Resûlullah bu anlaşmayı, “Yasaktan önce gerçekleşmiş faiz alacakları haram kapsamına girmez” ictihadına göre yapmıştı; bunun üzerine inen âyetle söz konusu ictihad düzeltilmiş oldu (İbn Âşûr, III, 94). 2. İslâm’dan önce, Hz. Peygamber’in amcası Abbas ile Hâlid b. Velîd ortak olarak faizcilik yapıyorlardı, faize yatırılmış büyük bir servetleri vardı. Âyet nâzil olunca Resûlullah halka hitap ederek, “İyice duyunuz ki Câhiliye devrinden kalma bütün faiz borçlarını kaldırıyorum; ilk kaldırdığım faiz alacağı da amcam Abbas’ınkidir!” buyurdu (Ebû Dâvûd, “Hac”, 57; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, I, 332). İbnü’l-Cevzî bu rivayetleri sıraladıktan sonra İbn Abbas, İkrime gibi kadîm tefsircilerden şu önemli notu da nakletmiştir: Allah “... Kalan faizi bırakın” buyuruyor; çünkü daha önce bütün faizler terkedilmiş, yalnızca Sakîf’in faizleri kalmıştı.Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 442-443
Evlilik farz demez ilahi din.anacak rabçılık içinse o evlilik farzdır der...rabçı akıl böyle diyor çünkü...Rabın dinin de farzlar sadece rab içinse farzdır...Papazlık farzdır asiliktir evlilik değilse Rabçı mantık böyle diyor çünkü...Rabçı akıl rabçı mantık rabçı deneyler rabçı örfler sünnetullah da böyle diyor çünkü...
Âl-i İmrân / 90:.Elbette imanlarının ardından inkârcılığa sapıp sonra inkârlarını daha da arttıranların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. Ve işte onlar, sapkınların ta kendileridirler.
Tefsir
“İnkârcılığa sapıp sonra inkârlarını daha da arttıranlar” diye söz edilen kişilerin kimler olduğu hususunda farklı yorumlar yapılmıştır. Bir anlayışa göre maksat, genel olarak iman ettikten sonra küfre dönenlerdir (mürtedler), çünkü mürtedin bu hal üzere kalması, küfürde ısrar etmesi yani inkârcılığa inkârcılık eklemesi demektir. Diğer anlayışa göre burada kastedilenler, küfrüne yeni bir çeşit küfür ekleyenlerdir. Bu anlayıştan hareketle âyetin iniş sebebi hakkında şu açıklamalar getirilmiştir: a) Ehl-i kitap Hz. Muhammed’in peygamber olarak geleceğine inanıyorlardı, fakat o Allah’ın elçisi olduğunu açıklayınca onu inkâr ettiler; daha sonra da her fırsatta ona saygısızlıkta bulunarak, getirdiği mûcizeleri inkâr ederek verdikleri sözü bozarak ve müminlere tuzak kurarak küfürlerine küfür kattılar. b) Yahudiler Hz. Mûsâ’ya iman ediyorlardı, fakat Hz. Îsâ’yı ve İncil’i inkâr ederek küfre düştüler; daha sonra da Hz. Muhammed’i ve Kur’an’ı inkâr ederek küfürlerine küfür eklediler. c) İman edenlerden bazıları dinden dönüp Mekke’ye gittiler; sonra orada kalıp Hz. Muhammed’in hezimetini bekleyeceklerini açıklayarak küfürlerini daha da arttırdılar. d) Bir grup irtidad etti, sonra samimi olmadıkları halde İslâm’a dönme isteğinde olduklarını açıkladılar, yüce Allah onların bu ikiyüzlülüğünü küfür olarak niteledi (Zemahşerî, I, 200; Râzî, VIII, 130-131). Taberî’ye göre âyetin başı ve sonu dikkate alındığında, burada kastedilenlerin yahudiler olduğu yorumunun daha kuvvetli olduğu anlaşılmaktadır (III, 342).
Önceki âyette imandan sonra küfre dönenlerin tövbe edip yola gelmeleri halinde tövbelerinin kabul edileceğinin bildirilmesine ve İslâm âlimleri arasında defalarca küfre dönülmüş olsa da şartlarına uygun tövbenin kabul edileceği görüşünün hâkim olmasına karşılık, bu âyette küfürlerini arttıranların tövbelerinin asla kabul edilmeyeceğinin ifade edilmiş olması müfessirleri değişik yorumlara yöneltmiştir: a) Bu âyette ve 86. âyette İslâm dinine düşmanlıkta aşırı gitmeleri sebebiyle kalplerine küfür mührü vurulmuş muayyen bir mürtedler topluluğu kastedilmiş olup, bunlara tövbe nasip olmayacağı anlaşılmaktadır. b) İnkârda ileri gidenler zaman zaman hakikate karşı direnmelerinden ötürü bir rahatsızlık duyarlar ve bu his onları bazı günahlardan ve kötülüklerden kaçınmaya sevkeder. İşte âyet Allah’a içtenlikle inanıp hak yola girmedikleri sürece, ruhu inkârdan arındırmayan bu tür pişmanlıklarının onları kurtaran bir tövbe yerine geçmeyeceğini haber vermektedir. c) İnkâr bataklığında ısrarla ilerleyen bazı insanların yanlış tutum ve davranışları ruhlarını öylesine kuşatır ki, Kur’an’ın kalbin mühürlenmesi diye ifade ettiği noktaya varırlar; işte bu durumda tövbeye yönelmek isteseler de psikolojik engeller sebebiyle hakkı kabule yanaşmazlar ve kabule lâyık bir tövbede bulunamazlar.
d) Burada maksat yürekten değil sadece sözle tövbe edenlerdir. e) Burada kastedilenler önceki âyetin kapsamına girdikten, yani inkâra dönüşünden ötürü tövbe ettikten sonra tekrar küfre dönenler, kabul edilmeyecek olan tövbe de önceki aşamada yapılan tövbedir. Bir başka anlatımla tekrar inkârcılığa dönüş daha evvel yapılan tövbeyi iptal etmektedir.
f) Burada “küfür” kelimesi “ölüm”den kinayedir, dolayısıyla tövbelerinin kabul edilmeyeceği bildirilenlerden maksat kâfir olarak ölenlerdir. g) Bu âyette kendilerinden söz edilenler küfürlerinde ısrar edip ancak ölümle yüz yüze gelince tövbeye kalkışanlardır, ki bu tür tövbenin kabul edilmeyeceği başka bir âyette de açıkça belirtilmiştir (bk. Nisâ 4/18). h) Burada daha önce zikri geçen Ehl-i kitap’tan söz edilmektedir; “tövbe”den maksat günahlardan tövbedir; âyet onların Resûlullah’ın peygamber olduğunu inkârda ısrar ettikleri sürece günahlardan tövbe etmelerinin bir yarar sağlamayacağını bildirmektedir (İbn Atıyye, I, 469-471; Zemahşerî, I, 201; Râzî, VIII, 131-132; Kurtubî, IV, 130-131; Reşîd Rızâ, III, 366-369; tövbe konusunda bk. Nisâ 4/17-18; Furkān 25/70-71). Bize göre bu yorumların ilk ikisi daha makul görünmektedir.Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 627-628
Rabçı din eylemin halin duygun düşüncen Rab içinse farz nefiscilik içinse haramdır der ırkçılık kabilecilik ailecilik akrabacılık arkadaşcılık evlatçılık rab içinse farz ama nefis içinse haramdır der...Rabçı ol rızacı ol...fakire acıdım zekat verdim diyen tevbesize vermişse haram işlemiştir...günah işlemiştir zaniye acıdıysa...tembele acıdysa tevbesize acıdıysa Allahın acımadığına asiye teröriste acımışsa...Haramdır tevbesize zekat ve sadaka vermek...Rabçılıktan kopmaktır çünkü şeytan da koptu rızacılıktan BEN demiş oldu RABBİM demiş oldu Firavunda nefsim için veririm BEN demiş.BEN diyen Rabçılığı seçmedikçe tembel Rab için çalışmadıkça şeytandır vahye göre...rabçılık için çalışmak farz çalışmamak şeytanlık der Rabçı mantık ve sünnetullah vahiy...Rabçı mısın...Tevbesize zekat verirsen şeytancı olursun Rabçı olmayana ne acıma hakkın var ne sevme cizyeci ol tevbesizden tembelden cizye almaktır Farz dedi mezhebimiz bile...Fakir tevbesizden ceketini de al zina etmesin ceketini satıp diye .Rabçı mantık bunu der bunu farz kılar...rabçı akla asilik rabba asiliktir...Rabın esmalarına asilik de rabçılığa yani Allaha asiliktir...Rabçı dini rabçı mantığı ölçü seçmiş dindir sunnilik zararlı artık-asilik olmuş yani.Rabbba asiliktir Mezheb imamlarına itaat...Peygambere bile itaat haramdır Rabba itaatsizlikse...Rab değil razı da değil rabba asi peygamberi razı etmek Yunusu gemisinden atanı sever yunus peygamberi sevmezdi tevbe etmişti balık onu kurtardığında...Balık ödül aldı gemiden Yunus peygamberi atan da ödül aldı...Tevbeli yunusu hz Yunusu tevbeli yunusu kurtardı balık Hz Vahşiyi seviyoruz biz ödül alıyoruz tevbeli vahşiyi seviyoruz tevbesiz şehadetliyim dese imtihanla mükellefsin İsbatla demelisin hz Vahşi isbatladı ve sev...değilse şehadetliyi mürted say ispatlayıncaya kadar her günahkarı mürted say tevbesini ispatlayamadıkça der Rabçı akıl...ve vahiy...hz Yunus rabçı oldu ve hz vahçi rabçı oldu isbatladı ve sevmek farz bize ama bir zani tevbeci olduğunu isbatlamdaıkça hz İnsan olamamıştır ispatlayıncaya kadar...zani kalbim temiz de dese ispatlayıncaya kadar tevbesizdir hz İnsan olmayanın namazı bile kılınmaz İsbatlamalıdır der rabçı akıl ve vahiy...Fravun şehadet getirdi ama İsbatlıyamadı onun cenaze namazını kılmaya biliriz tevbesiz sayabiliriz...ama Firavun cennete girecektir de çünkü Musaya engel olmadı büyümesine göz yumdu belki de...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.