1
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
290
Okunma

Yukardaki resime bakın. Görevini tamamlayıp gidenle bizim gibi hala ülke insanı için çalışanlar var. Oluşturdukları bu örnek davranışa sizleride davet etmektedirler. Bu anlamda:
Bir ülkenin kalkınması, sadece yollar, köprüler, fabrikalar demek değildir. O, bir ateşin nesilden nesile aktarılmasıdır; birinin yüreğinde yanan o kutsal kor, ölürken bile sönmez, bir başkasının göğsünde yeniden alevlenir.
Düşün ki, bir sabah vakti, dağların arasında doğan güneş gibi, bir önder çıkar ortaya. Gözleri ufka dikili, elleri nasırlı, kalbi memleket aşkıyla dolu. O gider, köylere okul taşır sırtında; o gider, karanlıkta kalan çocuklara ışık olur; o gider, toprağın suyunu, milletin geleceğini kurtarmak için uykusuz geceler harcar. Ve bir gün, o büyük adam toprağa düşer. Ama düşerken bile gülümser, çünkü bilir: bıraktığı tohumlar yeşerecek.
İşte o an başlar asıl hikâye.
Çünkü onun yerini dolduracak olanlar, birer birer doğar yeniden.
20’sinde bir delikanlı, gözleri aynı ateşle yanar; “O gitti ama biz buradayız” der, geceleri kitap okur, gündüzleri ellerini kirletir.
40’ında bir anne, çocuklarını büyütürken aynı zamanda bir köyün kalkınması için koşturur; “Benim ömrüm yetmezse, kızım devam eder” diye fısıldar rüzgâra.
60’ında bir dede, bastonuna dayanarak hâlâ tarlaya iner, hâlâ gençlere “Durmayın, bu vatan bekler” der; çünkü bilir ki emek, yaşlanmaz.
80’inde bir nine, pencere kenarında otururken bile elindeki örgüye emek katar: “Bu battaniye soğukta kalan çocuğa gitsin, bu memlekete ulaşsın.”
Her yaşta çalışmak, sadece bir görev değil; bu dünyanın en derin, en yakıcı romantizmidir.
Çünkü sen çalışırken, aslında sevdiğin birine sarılırsın: o sevdiğin, sensin yarın; sensin on yıl sonra; sensin yüz yıl sonra.
Sen bir fidan dikerken, aslında torununun gölgesinde serinleyeceği bir orman hayal edersin.
Sen bir gece lambası yakarken, aslında bir çocuğun yarınki hayallerine ışık tutarsın.
Ve öldüğünde, kimse “Ne kadar çok şey yaptı” demez sadece.
“Ne kadar çok sevdi” derler.
Çünkü kalkınma, taş üstüne taş koymak değil; aşk üstüne aşk koymaktır. Memleket aşkı, gelecek aşkı, insanlık aşkı.
O büyük önderler gittiler, evet.
Ama gittikleri yerde bir boşluk bırakmadılar.
Bıraktıkları, bir davetiyeydi:
“Gel, yerimize geç.
Gel, bu ateşi taşı.
Gel, her nefeste, her damla terde,
bu vatanı daha güzel yarınlara taşı.”
Ve sen, şu anda nefes alan sen,
o davetiyeyi eline aldın bile.
Kalbin çarpıyor, değil mi?
İşte o çarpıntı,
ölümsüzlüğün ta kendisidir.
Çünkü bir ülke, ancak böyle severek, böyle yanarak, böyle birbirinin yerini doldurarak kalkınır.
Ve o kalkınma,
dünyanın en güzel aşk hikâyesidir
Bedri Demirpençe
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.