Kişilik, kendi öz düşmanını kendi öz yuvasında barındırır. bergson
Yiğit Metin Sevindik
Yiğit Metin Sevindik

İNSAN KALABILMEK

Yorum

İNSAN KALABILMEK

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

199

Okunma

İNSAN KALABILMEK

BU DÜZEN KIME YARIYOR KIMI EZIYOR KIMLERI SUSTURUYOR ?

ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜĞE KARŞI INSAN KALABILMEK…

(Yiğit Metin Sevindik)

Kötülük denince çoğu zaman gözümüzün önüne tek bir zalim insan gelir. Oysa bugün birçok haksızlık, tek başına bir kişinin öfkesinden değil; düzenli çalışan sistemlerin içinden çıkar. Buna örgütlü kötülük denir. Yani yanlış işler, bir kurumun ya da yönetim anlayışının parçası hâline gelir. Kimse “ben yaptım” demez; herkes “emir böyleydi”, “benden üsttekiler karar verdi” diyerek sorumluluğu başkasına iter.

Bu noktada işin merkezine başka bir sorun oturur: liyakat yerine sadakat. Yani işi bilen, ehil olan değil; yöneticisine en bağlı olan, itiraz etmeyen, sorgulamayan kişiler yükseltilir. Böyle olunca da sistemin başına yanlış kararlar alabilecek insanlar gelir. Örneğin bir hastanede, alanında uzman doktorların uyarıları dinlenmeyip sadece yöneticisine yakın olan kişilerin sözü geçiyorsa; orada hastaların zarar görmesi tesadüf değildir. Bir kamu kurumunda, işi bilen mühendisler dışlanıp “bizden olsun yeter” anlayışıyla hareket edilirse; yapılan yollar çöker, binalar dayanıksız olur, insanlar risk altına girer.

Bu yapıyı ayakta tutan zihniyet ise çoğu zaman insanlık karşıtı bir akıldır. Yani insanı merkeze almayan, sayılara ve dosyalara bakan bir düşünce tarzı… Mesela bir yardım başvurusu düşünün: Gerçekten yoksul olan bir aile, bilgisayar sisteminde “uygun değil” diye işaretlendiği için aylarca destek alamıyor. Kimse ailenin kapısını çalıp halini sormuyor. Herkes “sistem böyle” diyor. Bankada kredi alamayan bir esnaf da benzer bir durum yaşar; memur sadece ekrana bakar, “olmuyor” der. Karşısındaki insanın derdini anlamaya çalışmaz.

Otoriteye sorgusuz sualsiz itaat de bu tabloyu büyütür. İnsanlar bazen yaptıkları işin sonuçlarını düşünmez hâle gelir. “Ben sadece verilen görevi yaptım” cümlesi, tarihte de bugün de pek çok kötülüğün bahanesi olmuştur. Bir güvenlik görevlisi, haksız yere sert davranması istendiğinde bunu sorgulamazsa; bir memur, açıkça adaletsiz bir karara imza atarken “üstüm istedi” diye düşünürse; bir yönetici, yanlış olduğunu bildiği uygulamaları sürdürüp ses çıkarmazsa, ortaya çıkan zarar bireysel değil toplumsal olur.

Bugün bunu pek çok alanda görebiliriz. Bir şehirde yıllarca çevreyi kirleten bir tesis çalışmaya devam ediyorsa, sadece fabrikanın sahibi değil; göz yuman denetçiler, susturulan uzmanlar, itiraz etmeye cesaret edemeyen yöneticiler de bu zincirin parçasıdır. Bir yerde sosyal medyada yalan haberler yayılıyor, insanlar birbirine düşürülüyorsa; bunu engelleyebilecek şirketler sırf daha çok para kazanmak için sistemi değiştirmiyorsa, bu da bilinçli bir tercihtir. Tesadüf değildir.

Bütün bunlar tek tek olaylar gibi görünür ama aslında arkasında bir sistematik yönelim vardır. Yani yıllar boyunca aynı yöne giden bir anlayış… Gücü merkezde toplayan, itirazı tehlike sayan, sadakati ödüllendirip ehliyeti geri plana atan bir çizgi. Aynı anda protestolar zorlaştırılıyor, kameralar çoğalıyor, eleştirenler dışlanıyorsa; burada kalıcı bir yönelimden söz edilir. Aynı kurumda yıllarca hep aynı tip insanlar yükseliyor, farklı düşünenler kapının önüne konuyorsa; bu da bir tercihtir, kazara olmaz.

Ama iş burada bitmez. Örgütlü kötülüğe karşı, iyiliğin de örgütlü olması gerekir. Yani tek tek insanların vicdanı önemlidir ama yetmez. Gazetecilerin araştırabilmesi, uzmanların konuşabilmesi, mahkemelerin bağımsız olması, yurttaşların bir araya gelip haksızlığa karşı ses çıkarabilmesi bu yüzden hayati önemdedir. Bir yerde insanlar korkmadan soru sorabiliyorsa, yanlış gördüğünde itiraz edebiliyorsa, “bu iş doğru değil” diyenler cezalandırılmıyorsa; orada insanlık karşıtı akıl güç kaybeder.

Bu bağlamda,bugün yaşadığımız pek çok adaletsizlik bir günde ortaya çıkmaz. Yıllarca biriken kararların, görmezden gelinen uyarıların, susturulan uzmanların, ödüllendirilen sadakatin sonucudur. Bu yüzden mesele sadece “kim yaptı?” diye sormak değildir. Asıl soru şudur:
Bu düzen kime yarıyor, kimi eziyor, kimleri susturuyor?

İnsan kalmanın yolu da tam burada başlar: Körü körüne itaati reddetmekten, ehliyeti savunmaktan ve “ben sadece emri uyguladım” demek yerine sorumluluk almaktan geçer.

Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
İnsan kalabılmek Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz İnsan kalabılmek yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
İNSAN KALABILMEK yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL