1
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
130
Okunma

Başlangıçta kendimle beraberdim.
Sabahın ilk ışığı perdelerden sızdığında, içimde küçücük bir kıvılcım uyanırdı; o kıvılcım “yaşamak güzel” derdi usulca. Kahvemi alıp balkona çıkar, bahçeye bakardım. Rüzgâr saçlarımı okşarken gülümserdim, gerçekten gülümserdim. Yaşadığım her küçük anı —bir martının süzülüşü, taze ekmeğin kokusu, ayaklarımın altında serin taşlar— avuçlarıma doldurur gibi toplar, sonra hepsini bir anda içime çekerdim. Mutluydum ve bu mutluluğu saklamaya gerek duymazdım. Aksine, herkes görsün isterdim: “Bakın, işte hayat bu kadar yalın ve güzel olabiliyor.” Yüzümde taşıdığım o hafif tebessüm, içimdeki coşkunun aynasıydı. Kendimle barışık, kendimle hafif, kendimle bütün bir insandım..
Sonra sevda geldi.
Aşk, tam da benim gibi yarım yamalak, eksikli ve yine de bütün bir kalple yaşanan hâliyle geldi. Kimseyle aynı cümleleri kurmadık, aynı şarkıları dinlemedik, aynı hayalleri paylaşmadık belki. Ama ben o aşkı, elimdekiyle, yüreğimdekiyle, o anki hâlimle yaşadım. Bazen bir telefonun ucunda suskunlukla, bazen göz göze gelemediğimiz kalabalıkta, bazen de sadece içimden onun adını sayıklayarak. Şartlar ne kadar daralsa da, ne kadar imkânsız görünse de, ben o sevgiyi küçültmedim. Onu, bana verilen o küçücük zaman dilimlerine sığdırdım; bir mesajın satır aralarına, bir bakışın yarım saniyesine, bir gece yarısı iç çekişine. Aşkım eksikti belki, ama sahteliği yoktu. Benimle beraberdi o da, tıpkı benim gibi yaralı, tıpkı benim gibi suskun.
Ve geceler geldiğinde, en çok kendime ait olan saatlerde…
Kimseye anlatamadıklarımı, anlatmaya cesaret edemediklerimi, sadece kendime fısıldadım. Küçük bir kasetten —evet, hâlâ durur bir köşede— en sevdiğim şarkıyı açardım. Yanımda tek bir bardak, içine düşürdüğüm iki parça bitter çikolata. Yavaş yavaş erir, kahveyle karışır, dilimde o tanıdık acılıkla tatlılık dans ederdi. Her yudumda biraz daha derine iner, biraz daha çıplak kalırdım kendi önümde. “Keşke”lerimi, “neden”lerimi, “ya eğer”lerimi tek tek sayardım. Gözyaşım düşse bardağa, fark etmezdim bile. Özlem ağır bir battaniye gibi üstüme çökerdi; hem üşütür, hem sımsıcak sarardı. O anlarda kendimle beraberdim yine… Ama bu sefer daha sessiz, daha kırılgan, daha derin bir yalnızlıkla.
Ve hâlâ, en kuytu köşemde, o çikolatalı kahvenin kokusunu alınca
içimden bir ses yükselir:
“Sen varken bende kendimle beraberdim.”
Bedri Demirpençe