0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
206
Okunma
Bugün de bitti. Ne büyük bir kavga yaşandı ne hayatımı değiştirecek müjde. Aslında müjdelere sıcak bakmam. Bana yalan gibi geliyor, aldatma duygusu daha yoğun. Dünya, eskisi gibi yine döndü ve akşam oldu. Ama içimde tarifi imkânsız birşeyler usulca çöktü. Gürültüsüz, kimseye haber vermeden.
Koltuğuma oturduğumda anlıyorum; bazı yorgunluklar bedene değil, hatıralara çöker. Ama şu bir gerçek ki hatıraları tatsız tuzsuz yapan ben değilim.
Garip olan şu… Böyle akşamlarda insanın aklına sevgilisi gelmesi gerekir ki yorgunluğunu unutsun. Fotoğraflar gözünün önünden geçer. Yarım kalan konuşmalar kulaklarında çınlar. Ama bugün zihnimde hiçbir şey yok.
Sen yoksun ya seni nasıl düşünebilirim. Hergün farklı insanlarla karşılaşıyorum. Her insan ayrı bir roman benim için. Bu yüzden hatıraların gitgide siliniyor beynimde.
Ayakkabılarımı çıkarır çıkarmaz kendimi atmışım koltuğa. İçimde dolaşan düşünceler bile yorgun. Hiçbiri senin kapına varmak istemiyor. Belki de en büyük kırılma burada başlıyor.
Çünkü bir zamanlar sen, bütün düşüncelerimin odağıydın.
Şimdi hiçbir düşünce seni adres göstermiyor.
Bir ara, gidişinin büyük bir fırtına olacağını sanmıştım. Gürültülü, yıkıcı, içimde uzun süre yankılanacak bir kopuş… Oysa gerçek ayrılıklar çoğu zaman sessiz ve habersiz oluyor. Kapı çarpmıyor. Kimse bağırmıyor. " Ya benimsin ya kara toprağın" saçmalıgı yok. Bu yüzden çok rahatım.
Saat ilerliyor. Gözlerim saatin tiktaklarında, bir de yelkovanında. Akrep yavaş ilerliyor, benim gibi telaşe kapılmıyor.
İçimde yine de bir kırılma var. İnsan bazen birini kaybettiği için değil, kendini yıprattığı için yorgun hissediyor. Bugün kimseyi özlemedim. Dedim ya işe koşturmaktan seni düşünecek zamanım olmadı. İyi ki olmadı.
Sessizce çekip gidenin ardından kendimi yerden yere mi vuracaktım...
Not: Romanımdan bir bölüm.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.