0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
298
Okunma
1
Gökçe Özel, İyi İşler Ustası
tık etti bir şey çöz geyikleri
icara verilir ve geyik sürüsünü koşturmaya gör
olmadık şeyler uğruna savaşacaksın
sonra koşman gereken yerde gücün
kızabilirler işte o zaman
sen yine de açık etme
sırf bilensin diye kılıcım şıkırdıyor
kesmek içinmiş
bir savuruş savurdum
nasıl çarpıyor şimdi
bak da gör
bulutlar beyaz beyazdır
bir an gelir sen senliğin bilirsin
koştuğunda saçılacak toplama
dökülürse dökülsün ey toplama
ben her şeyi düzelterek cümlesine
dağıtmayı öğrettim
çarpa çarpa evleri bir ettiler
sana methiyeler düzecekler kaç
toplama
kılıcımı savurdum ya leylak kokuyor
haddimi bildim ama artık allah bana kızıyor
duyulur o şıngırtı
bu rüzgardan etrafa renk saçıldı
veren o’dur şimdi artık utanma
ben hep diktim cümlesine yırtılmayı öğrettim
yırtacaksın kökünden saçılacak toplama
son ses tam orada bir nağme yapıyor
bak ağlayasım geldi
sesi indiriyor ve göğüslerine vuruyor
sırf allah içinmiş
bak ağlayasım geldi
şanlı bir şey var.
çabası için nöbet tutamam
saçılır
etrafa
geyik sürüsü
bir isyanı bastırmanın olanağından söz ediyor şair.aklın fetişizme bulaşması gibi arzulara baş vuruyor kahin.belkide susmak için geçiliyormuş çölden.bütün tersanelere girmiş düşman bütün kaleler ele geçirilmiş yaban akılla.bu durumda seccadeyi hatırlamaz abit.varsa yoksa bir eleğimsağma özlemi var gönüllerde.güneşin dudaklarda susuz olduğu anla hatırlanır aşklar.kimyamızı bozuyor ölüler ülkesi nedense.
2
Uğur Ünver, Dün Gece Ben Bir Mezarlıkta Yattım
Bir şehre misafirdim.
Oteller doluydu, yolculuk çetin.
Sokaklar hiç değildi tekin.
Güvende olmak için
Ellerimi başımın altına yastık yaptım.
Dün gece ben bir mezarlıkta yattım.
Kavak ağaçları, çam ağaçlarıyla bir aradaydı.
Selviler komşuydu kavak ağaçlarına, mermerlere ve taşlara.
Rüzgâr sürtünüyordu dallarına, yapraklarına.
Başka başka seslerle konuşuyorlardı birbirleriyle bir arada.
Merhaba diyen de, selamünaleyküm diyen de oradaydı.
Bir urganın hesabını veriyordu bir hamal.
Kemoterapi sızıyordu topraktan.
Bebekler ağlamıyordu.
Toktu bütün yatanlar.
Bir taburenin üzerine çıkıp bir siyasetçi atmıyordu nutuk.
Bölünmemişti sınırlara, herkesi gördüm yan yana.
Sessizdi ve de güvenliydi bu mezarlık.
Mülteci yoktu.
Boğulmuyordu denizde hiçbir çocuk.
Yorgun bedenleri yıkamış, kefenle sarmıştı gassallar.
Cep yoktu bu kefenlerde.
Terzi de burada yatıyordu, doktor da.
Borçlu da buradaydı, alacaklı da.
Kimse küs bile değildi kimseyle.
Dokunmuyordu, basmıyordu kimse kimsenin damarına.
Dün akşam ben bir mezarlıkta yattım.
Çok mutluydu ölüler.
Kimse yakmıyordu kimsenin canını.
Ellerimi başımın altına yastık yaptım.
Dün gece ben bir mezarlıkta yattım.
gerçek özgürlüğün kabristanda olması.bu banas karacaahmet zincirli kuyu ve eyüp mezarlığını hatırlattı.hangi alemde yaşar ölüler kendilerini görmediğimiz.sessiz gemi şiiri somutlaşmış dizelerde.hayat içine almıyorsa bizi.bu durumda hakikatin kölesi gibi körelir duygular.
3
Mücahit Danabaş, Capella
ile izdihamdergi
Şehrin ortasından denizlere açılan bir mavilikte
Elimde birkaç anı, dilimde gurbet türküsüyle
Söze adınla başlayıp adınla biten sessizlikte
Ruh üflüyor küllerime martılar
Ne güzeldi bakışlarımdan taşan kavga
Yılların eskisi ne varsa yamacıma düşüyor
Nasıl olsa bulurduk bir yolunu sevmenin
Zorda değildi meydanlarda haykırmak aslında
Yaşım henüz kelimelerin gölgesinde olmasa
Mutlak bir yol önümde
Neresinde dursam ağrım dinmiyor
Yürü diyor kaderim yürü
Nasıl olsa hak yarı yolda koymaz ya
Bir acı yel gibi geçiyor yıllar
Son nefes gibi iz bırakıyor anılar
Sen ki gözlerinde parıltıyı inci gibi taşırsın
Ben her gece deryaları arzularım
Derin, dipsiz ve karanlık
Yıllar sinemde ki yarayı dağladı,
İzi kaldı adının dudaklarımda.
Bilinmez bir sır gibi taşıyorum adını
Ama benden sen taşıyorsun hala
Hangi taşa sığınsam çatlıyor,
Taşlarla derdin nedir Capella
Kalabalık bir şehrin ortasından bağırarak geçtim
Kimseler duymadı Capella
Hepimiz aynı denizdeyiz
Kimi boğulmuş, kimi kurtulmuş, kimi çoktan ölmüş
Ben karaya çıkmış, yaramla oyalanıyorum hâlâ
Gülüşünle canlanan bir kalbi
Şimdi viranelerde bulmuşlar
Derdimi toprağa anlattım oda almadı Capella
Anladım sen bir kabukmuşsun
Nereye koysam yakışmıyor yaraya
Şifayı tebessümünde aramak ne büyük cüret
Dermanını bulamadım, bulunmuyor Capella
Serin bir rüzgâr tenime değip kırlarımda dolanır
Varoş bir semtin sessizliği göğümde yankılanır
Körpecik ciğerlere çekilen o tarifsiz gülüş
Sonu belli olmayan savaşı ruhumda başlatır.
İşte kurşun gibi ağır birkaç kelime
Rengi süte çalan eski bir müsvedde
Biraz deniz kokusu biraz da dalga
Hatırlatmasınlar artık seni bana
mitinglerde öğrenilen aşk gibidir bazen hayat.denizdeki yasak arzular gibi bizi çeker düşlere şiirler.ancak sahte felsefesi yaşanırr kavgaların.herkes için bir yazgıya dönüşmüşse yalnızlıklar.sakıncası varmı slogansız kalmış militan için aynaların.aynada görülen ölümdür yasaklasnmış gülüşlerle.anıtların devşirilmiş olmasında bir kader payı var hüzünlerin.ormandaki vahşi hayatı özletir tutkular.insan yaşama şansında var mevsimler onun için.adalet teraszisi kimden yana kullanıyor oyunu.dik duruş sergilemek yaban hayatlar arasında.onun için kırlarda vardır kimsesiz bir özgürlük.
4
Emrah Ayhan, Roesia Yüzümde Islak Haziran
Roesia bestesi esen rüzgârın çıldırtan sesi
Yağmurun umarsız yağışı arsız şarkısı
Susmuyor içimde Roesia sesin İsrafil nefesi
Yüzümü buluta çiz iri damlardan aksın
Yüzümü görme Roesia bırak boşluğa baksın
Bu ağlayan yağış senden olmalı Roesia
Sırılsıklam kırık kalp sokağında dolaşıyorum
Her adım ıslak bir ayrılış acıdan damıtılmış
Yüreğimi sıksam gözlerin damlıyor
Roesia sana sana sancılar çağırıyorum
Roesia sana anlatacak anılar topluyorum
Roesia başımda dönüp duran bir şey var
Dönüşe eşlik ediyor ay güneş ve kuşlar
Yürüdüm ürktü balıklar koştum kalabalıklar
Saydım günleri sayıkladım haziran yıllar
Roesia hep o bitmeyen şarkıyı fısıldar
Roesia kırık kalp sokağı bu çıkmaz sokak
Bu sokakta ay yarım zaman hep haziran
Dört dönüp bir aralık buldum bir de ocak
Mevsim merasim resmi duvarda asılı kalacak
Roesia her şey hazır an dondu artık hazırlan
Yıldızlar döküldü ay suya değdi su delirdi
Roesia yüzümde haziran bir eğri zaman dirildi
Roesia yüzümü suya çiz bir içişte yiteyim
Bir bakış at karıştır bir dikişte biteyim
Roesia kalbim sende kalsın ben artık gideyim
acının müstemlekesinde yaşamak gibidir yalnızlık.yalnızsın kalabalığa rağmen.gece televizyondan gelen kuran sesleri vakti harcama emri verir.bir iletişim sorunu gibi vakti suçlarsın onun için.şiddet kelimelere sığmaz bir halk büyütmekse zafer.delik deşik arzularla sabahlar istanbul.kalabalığın anlamı yoktur şehirde.bu senin yanılgın bir iş üzere olduğundan.akan bulvarlar bir yanılgı olamaz.bir ortadoğuya sığmıyor kayıplar onun için.halen ders çalışmak bir kurtuluşmu hayatında.bunu ödevlerindenn anlıyor şehir.
5
Onur Korkmaz, Pazarlık
haftasonu akşam üzeri güz
bir bankta ankara’da parkta
kapıyor hava yağmur salıncak
bulutlar kalsa da ben gitsem
boz göğün kuru ıslığı gazeli
otursana yanıma kendin gibi
ta sabahtan belliydi ekmeğe gelen zamdan
alt katın penceresinden bakanlık emeklisi
mevhibe hanımın artan teşviki ricası ile
almadım yanmıyor sigara yanıma niye şemsiye
bakkaldan para üstü de
sahi kız gelmeyecek başka yer mi bulamadın
bize ait kederler var hayatımızda.anıtların anlamı kalmamışsa şehirde bir yasla anımsarsın talebelikleri.insan olmanın erdeminden sözeder kitaplar.katletmeninn şartlarında var direnmek.sıcak bir yuva gibi kurtulmak isteyince tutkulardan.dinin fıtratta olduğundan dem vurunca vaaz.bu hakikatla yaşamak kadar zordur bir maaşla geçinmek.çürümeye yüz tutmuş hayatınla düşmüşsün ağlarına.bunun anlamı var şarrkılarda.varolmanın gerekliliği gibi özlemlerinle beslersin sistemi.ha iran ha türkiye düşüncede başlamışsa fikirlerin iflası.
6
Mustafa Yördan, Perdeler
gecenin sancısıyla sarıldı köşelerim
gözlerinde ömrümün son baharı
son dokunuşu sarmaşıkların saçlarıma
dilime kan değdi
ben vuslatına mühürlendim
kayboldum geçmişimde, kilitlendim
ellerim ceplerime ağır geldi
bıraktığın yerlerde diz çöktüm
sürüklendim
gecenin ağaran yanlarında kızıla çalar hayalin
sesin
seslerin döner durur zihnimde
gövdemi ikiye yararcasına
bir uçurum kenarında
ayaklarım kayarcasına
uzanıp tutunmak istediğim dalı
görünmez bir el kırarcasına
öylesine çaresiz
öylesine kimsesiz bekleyişlerim
yudum yudum içtim nehirlerini
şehirlerini adım adım gezdim
gizlendim künyemi okuduklarında
düğün konvoylarından
miting meydanlarından
cenaze törenlerinden geçtim
mayalanmış hamurun kabarması gibi
bir topak çamurun kanaması gibi
bu meczup hali kendim seçtim
gecenin şefkati örttü sırlarımı
perdeler yüzümde yara izi
yüzüm kara bir leke annemden gizlediğim
ben hiç iyi değilim
bıraktığın yerlerde
tespih taneleri gibi dağılan gençliğimi
çürümüş bir ipliğe geçirememenin vebaliyle
yamulan yüzlerimi düzeltmeden
aynalardan kaçıyorum
kurslardan medreselerden sözeden şiir.dışarının ayazı düş olarak döner gecelere.kadınsız bir kanama gibi zahitliğe imrenir güller.ben hiç iyi değilim diyor şair doktoruna.yalnızlıkla anıyor endamını şehrin.kent kusuyor insanları bilinmez bir boşluğa.dağda mahsur kalmış gibi geçiyor bulvarlardan özel mülkiyet.devrim el değiştirmiş şehirde bıçaklanan özgürlükle.kim örgütlüyor baharı diye soruyar marşlarda gece.uzayın anlam kazanması gibi kurulan istasyon.arş ferş kilitlenmiş bir adada.nedir anlamı tespihin zıptıkçı bir şairin elindeki.sana kaçmak yakışıyor şehirden.bir peygamber öğüdü gibi kimyanın anlamında var saadet.
7
Enes Aydın, imkansızı En Verimli Ben Kullanırım
Kâbuslar görüyorum
Kan ter içinde uyanmak nasıl zormuş Sensizliğimin bilmem kaçıncı ayında
Sükût orucunun ikindi vaktindeyim Hayallerimin en güzel anında sen varsın Bazen yüzünü hatırlamakta zorluk çekiyorum Unutmak değil ha konumuz
Gözlerinin içine bakarak konuşmak isterdim Masada sarı lale ile karşında
Olmaz demenin suskunluğu
İmkânsızlığın tahtında sultanım oldun
Ah kader ki bu
Bazen güzelliklerin çok uzağında Çekilen çizgide bırakıyor seni
Seni görmek
Gönlümdeki hasretten daha acı Yanında olmak zamanla daha hasret Masada sarı lale
Gönlümde sen
İlk görüşte veda
Neydi kader sevgilim
Sevginin yaşanmayışı mı
Yoksa haberinin olmayışı mıydı? İki seçenekli kader var elimde Belirlemek iki dudağının arasında
Acısını hissettiğim kavuşamamak değil Olmayacağını bildiğim halde
Yenileceğimi bile bile
Senin haberinin olmayışını da buna katarak Hiç haberin olmadan teslim oluyorum
Bir pazar sabahı serin havada
Seni ilk gördüğüm yerdeyim
Sanırım hava güneşliydi bilmiyorum Gözlerinde, kelimelerinde her şeyimle Sana odaklanmış hayatım
Döngüsüz, anlık, mucize
Seninle göz göze gelmek istemiyorum Köşe bucak kaçmak geliyor içime Kaçırdığım gözlerimde
Soğuk bir hoşça kal kentinde
Bir daha görmemek dileğiyle uğurlamak istiyorum
Bakma böyle dediğime
Ah bir elimde olsa
Güzelliğine hayranlığımı anlatmak isterdim İnce bakışına, gözündeki ışığa
Ama yok bunu yapamam
Ne sana ne de sana olan sevgime
Mazur gör beni
Bir daha çıkma karşıma
Seni bir daha görmemekten değil
Sana bir kez daha vurulmaktan korkuyorum
İçtiğim bir fincan kahvede Masamda Ahmet Arif
Tam da bana göre bir kitapmış Hasretinden Prangalar Eskittim Şiiri de güzelmiş
Yazan da okuyan da ne kadersizmiş
İmkânsızı en verimli ben kullanırım Beni aramakta zorlanma
Nerede olmayacak iş varsa
Ya da bir bankta
Gönlüyle karakteri arasında kalmış birini görürsen Benimdir o, çekime geç otur
Ne zaman aklımdan gitsen Tam kurtuldum derken Unuttuğuma kızarak
Mıh gibi çakıyorum seni Utandığımı unutarak
Keşke elimde olsa da
Seni göçmen kuşların kanadına koysam Başka diyarlara gönderebilsem Masallar gerçek olsa keşke
Alâeddin’in sihirli lambasına hapsetsem Ya da ben uçan halıda
Senden çok uzaklara gitsem
Ama
Ne göçmen kuşların kanadı seni taşır Ne de masallar gerçekleşir
Hiç olmayan şeye nasıl veda edilir
Satırlar boynuma geçirilmiş pranga
Çok garip bu aşk dedikleri şey
Canlı bedende cenaze namazına niyet gibi bir şey
Sevgilim dinle beni
Seni kalbime, en derinine
Kazma kürekle değil
Kendi ellerimle kazdığım çukura
Narince bırakıyorum
Kapatıyorum umutsuz, imkânsız, haksız Aklına ne kadar olumsuzluk gelirse o şekilde Bir de yeşerme diye can suyunu dökmeden Gömüyorum
Veda kısmı geldi gibi duruyor Hayır sevgilim
Zaten ümitsiz yazmıştım Vedasız son buluyorum
Ahmet Arif ile
İçtiğim kahvede
Masadaki sarı lale
İki dudağının arasındaki kadere Seni gömdüğüm mezarıma Çıkıyorum vedası bana olan yoluma Dalgalı denizlerin ortasına
Gayrı bundan sonrasına
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâ
isabetli kelimelerle bakmak güneşe peygamberin aynasında.şairin çölerini geçen perilerin ışıklı yüzünde var hakikat güneşi.kime karşı büyüyor edalar hikmetin saklı denizinde.şehrin ışıkları var uzakta.aynı gökyüzünün evladı gibi yıldızlar.iman amel demektir mutezilede.yaşamla inanmanın çelişkisinde var kader.suretten üstünü yok diyor vaaz.kitaplara bakıyor gözler kamaşmanın tenhalığında.dibi varmış evrenin sınırlar çizilirken.aydınlanmanın başağıyla sevişmek kitaplarda.nush ile uslanmayanı etmeli tekdir sözü hangi psikolojiye hazırlar talebeyi.bir hakikate yaslanmanın ucuzluğu var akılda.tedavi altında sapkınlık hoca diye geçinenler için.
8
Şubat 3, Melike Kılıç
Durdurdu zamanı tuzlu sularla
Sonra beni beklettiği o sandıktan çıkardı
Karanlığın yeğlendiği bahçeler gördüm
Sırtım duvarda yüzüm dünyaya dönük
Kimseyle beraber ağlamadım
Ve kimse eşlik etmedi yaşlarıma
Dondu kanım.
Ben sana hep sevgilim
Unuturum kendimi hatırlatmayı
Sen es geçmezsin.
Unuturum bir odanın orta yerinde, bir kilimin üstünde
Yaş bir çimentoya sarılır gibi sarıldım sana.
Kaldın orada.
Bir ândı, tüm ruhuma üflenmişken,
Özlemden mahçup olmak diye bir cümle kurdum.
Neden utanmalıyım özlemekten arka bahçeleri
Bir çiğ gibi düşmüyor ki bu serinlik yüzüme.
Ben senin ilk hücrenim
Bak bölündüğümüzde buldun.
İlk huzmesiyim bu dünyanın,
Anneni yırttığında doğdum.
Ben senin her şeyinim bu gök odasında
Böylece sakınma bu omzu, kirpiklerimi kıvıran
Sakınma, ışıktan saklandığım o göğsü
Burası bir kan havuzu, ilk kadın ya da son adam
Biz o kökleri aşarız çünkü.
Çünkü ben bir gemi görürüm, Nuh’a ait.
Bir adem, benim.
Bir de dolap var, sığmıyor odalara.
Süslü bir günlüktü yüzüm
Yırttın.
Bense kırdım kalbini sıkılmadı canım;
Şehirler yıktım, caddeler yaptım, otoyollar
Korkak alışmamış elim parçaladım kollarını.
Sen benim koğuşlarımdasın
Uçabilmek en güzel zannın.
Kim izin verecek atmaya seni,
Kırarak çıkmaya kalksan kabuğunu.
Kim bırakacak tuttuğu o gülleri öylece bir yerlere.
Ben yeni şubatı çiçeklerle karşıladım
Anlamsız bağlar, anlamlı kopuşlarla
İçimde neye uğradığını bilmeyen o sevinç
Neye dönüşeceğini anlamadı bekliyor hâlâ.
Yok oldu o Şubat’ın 13’ünde. Bir gölde.
Kar içindeyken görülmeyen,
Karanlık içindeyken görülmeyen,
Kan içindeyken görülmeyen,
Bir türlü görülmeyen o gölde,
Boğdular onu Şubat’ın 13’üydü.
Ateşler yandı, müstakil evler boşaldı.
Şubat’tı boğdular onu, 14’üydü unuttum.
Ay aktı boynuma, ışığından kaçıyorum.
Ellerim dalgaları yalar gibi geziyor.
İrkiliyorum, dirseklerime değen bir hava,
Resmedebilsem çağın klasiği olurduk
Ama manzara postmodern
Kopuyor hikâye.
hak arama telaşındaysa talebeler.içtiğin hakla boğulacaksın denizde.insanın macerası işte.atatürkçü bir işadamlığı yakışmıyor şehre.bütün gizler çözülmüş mermerin kalbinde atan.tarihi yoktur acıların onun için.dünyada yalnızlığıyla başlamış ademle havva.ölü ozanlar derneğindeki buluşmada refakatsız olmaz.lebbeyk diyen hacılarda şeytan taşlıyor mitolojide.orda haramlar duygusal bir karakter taşıdığından.bir metropol artık mekke kabenin ihtişamı yanında.eksiklikse çizilmemiş resimler.insan kırılganlığı tekamüle aykırıysa medrese odalarında.her şey tamamlanmış bir hızla bizi yakalamış demektır taşları sökülmüş kaldırımlarda.
9
Birkan Keskin – Saf Sabır
Ben, birlikte kıyıya sürüklediğimiz kayıktan
Saflığımı ve sabrımı aldım tek
Kalanları kumsala göm sen de
Yaz boyunca
Nasılsa her keder eksilir
Kendini doldurarak
Sardunyalarla konuşarak çoğalttım
Aramızdaki ayrılığı
Sayarak çoğalttığım günleri tamamladım
Kirpiklerimin arasına çektiğim tülde
Yağmur durdu ve şimdi kış bitiyor
Oysa kimse yokmuş dışarda
İçim dışıma vuruyor
Sardunyalara su vermekle unutamadığımız
şeymiş aşk:
Alnından bir günaydın gibi düşürdüğün sabah
Sağ yanımda unuttuğun keder
aşkı sınıf çelişkilerinde görmek.buda yeşilçamın düşlediği bir nostalji.gerçek hayatta yeri yok kluplerde dans etmenin.ruh ikizi olabilirdik geçmişi yaşamış olsaydık.sabahı unuttum artık emanet kelimelerle.çöken düşüncelerle hasar görmüş beyin.buda az değil bir norölog açısından.katliamdan kurtulan bir militanın acısını sahiplenmiş gece.telefonda geçirilen zamanda çok kusur var yinede.internet ağı bu nedenle dışımızda tutuyor kelimeleri.yarınki yürüyüş yine geçerli bir tanım özlem duymaksa şiir güzel ölümlere.
10
Hakan Şardemir – Kavgacı Güzel
Hoşça kal türkülerim,
Çok zahmet verdim sana
Hiç iştahı yoksa da bu güleç iskeletin
Bezdirdi seni artık
Tükenmez istekleri
Avunur diye senle
Üşümüş kemikleri
Ah benim türkülerim
Ardımda mangalarım
Budanmış hevesleri
Serseriler, çirkinler, bakımsızlar üstelik
Eğilmişler kırbana
Susamışlar ama çok
Merhamet et onlara…
tellerini yoldurrmazdım hoyrada diyorya türküde.yinede bir güzelliği var türkülerin en onulmaz yarayla bilindiklerinden.varmı karşılığı hayatta bir halk türküsüyle geçmişse talebelik.işte bir çeşit yalnızlıktır türkülerde acı sıvayan gökyüzüne.bir sınıfta tanımak halkı ne kadar mümkünse.yada öğremin gizli bir halk düşmanlığı olması yeniliklerin neye karşı yapıldığına bir alamettir dağıtılan kalabalıklar.çocuklar hedkim olmak için öğrenmiş fikirleri.biz halkız derken yıkılışı görülüyor zulüm düzeninde anlamsız anıtların.ancak bağımsızlık diyor üstat bir kişiye bağlarken aydınlığı.bir çeşit yabancılıktır bu talebeler için.
11
Ömer Erdem – Kireç
Mutluluk bile bir iklim işi
Şu masanın etrafında toplanmış Türkler
Arkalarından sarkan perdenin işlemeleri kadar uyumlu değiller
Sıkılırız belki de neden
Çalık yeşerip susuz kaldığımız için Sevgilerden
Şu sözlerin geçtiği yurda bak
Dün süt gibi kardeşlerim vardı
Bugün kireç akıyor yüzümüzden
Kim kime konar gelir de uzaktan
Ben hep böyle geceleri düşledim
Kırık bir radyo sesinde senin yağmurun olsam
Döne döne verdiğimiz kaç oldu
Oysa vermek kadar almak da sanat işi
Kültür geçmez mi tarım kelimesinde bazen
Bu kireç kuyusunda daha ne kadar
Duyan olmadan sesleneceğim
Birbirine değen sırtlarımız aynı yüzü taşırken
şair sevdalanmış şehre kalabalığın hayattan çıkması için.susuz kaaldığımız sevgiler doğru bir tanım.en azından dürüst olmanın erdemini taşıyor aynalara.aynı yüzü taşımak mümkünmü eleştirel bakış için.demokrasilerde çareler tükenmez demişti demirel.yani çok kültürlü olmanın erdemi var cumhuriyetteamerikanın üstün kültüre sahip olmasındaki yanılgı.bunlar islam klasikleriyle keşfeder hayatı.iran gibi ülkeler bir batağın içinde kendi kültüründen habersiz.kireç kuyusu bu demek zihinleri yakan.
12
Cumali Yılmaz – Çok Gölgeli Bedenler
Dedim acele etme
Dedim zaten birazdan gelir beklenen ölüler
Bir türlü gidememenin kırmızısından
Ve şuradan ve buradan gelirler, çoğalırız
Bir ayna kendini bir kadında süresiz parçalar
Etrafa saçılır dudaklardan
Nereye açıldığı bilinmeyen kapılar, çoğalırız
masallra uzak duruşumuzu vurguluyor şair.belkide modern bir masal yaratmanın kıvancıdır fantastik edebiyat.binbir gece masalları farklılık arzediyor tabiki.dans başlıyor ve insancıllığı sayıklıyor keder.çoğalmanın imkanı mekansal bağlamda heceleniyor tutkuyla uzayan gecelerde.gece hayatıda buna benzer parasızlık kokan.ancak bir düş olarak kalır gerçeğin fukara dünyasında hayalcilik.beklenen konuklar nasıl bir intiba veriyor sorusu.yada gerçekleşirmi masallara inanmışlık.neyin acelesine kapılmış insan.dünya hayatı bu kadarmı yavaş ilerliyor.
13
Selenay Kübra Koçer – Ağustos
Boğazı düğümleyen şarkılar çalıyorlar ağustos akşamlarında
Eskilerden kalma bir şair kasabası
Ahşap bir evin gıcırtısından hüzünleniyor genç kızlar
Ezgisi acıdan yırtılmış şarkılar çalıyorlar
Mahzun anılardan bir demet
Merdiven altında
Buruk bir dudak kıvrımında
‘’ Yarım kalmış aşkların şarkısı ‘’ diyor genç kız
Belinden kavrayıp bir şirazdan medet umuyor
bir gazete okuru olmak şiir yazmaya engelmidir.dijital çağda duygular böyle ifade ediliyor.çünkü sonuna gelinmiştir uygarlığın.şirazdan medet ummak aşkın mekanlarıyla ilgili.levninin minyatürü çıplasklığı örtermi modern çağda.camiler katedrallerden daha süslü görünüyor.bu gibi durumlar değiştirmiyorsa hayatı.insanlar kafelerde sigarayla zaman geçiriyor.dünyanın ruhunu arayanlarda var islam korkusu.buda fazlasıyla karamsarlığı demek kitlelerin.sanatın bir yaşama biçimi olmasımı hayata zenginlik katan.
14
Mehmet Can Doğan – Karakamu
Kardeşine kaç el ateş ettin diye soracaklar sana
Ve kınayacaklar demek düştüğü yerde bıraktın onu
Gömseydin keşke hazır alacakaranlıkken
Elin ayağın tutuyorken hani derin olmasa da
Bir mezar kazsaydın ya da atsaydın bir uçurumdan
Gelip ağıdını yakardık seninle o zaman acını paylaşırdık
Yüz yırtardık tuz ekmek hakkı için yarana tuz basardık
işte anlayışlı bir insan olmanın anlamı için kanunların ruhuna atıf.kabilin hikayesi işleniyor alaca karanlıkta.basit folklorik yaşamım akustiği.ideolojiden kopuşun şiddetiyle sarsılıyor hayat.bir işbölümü gibi yaşanıyor hayat çünkü.buna karşı çıkmanın bedeli ağır.en azından terörle ilişkilendirilir hayat.sanatın bir ağıda dönüşmesi var tüketim kültüründe.aynı duyguyu yaşamanın olanaklı olması için.yasaklar işkenceler verilen eğitimin anlamsızlığını kanıtlıyor.müzik resim ve beden eğitimi hayat için felsefeden daha gerekli.bunun idrakindemi şair bir tepki öduymasıyla düzene.
15
Cenk Gündoğdu – Akşam Ölüsü
Akşamı getirdim size ölmüş
Sözden düşmüş üç kusurla
Boynumdan çözmediğim rüzgâr
Uzakların isteğiyle kaybolan
Suskun kasaba arkadaşlarım
Vurulmuş zamanın içine
Bırakın
Yolların kederi yerinde kalsın
tabiki yolların kederi mistik düzeyde yaşanmaz.bir fıkramıdır hayat şiire konu olacak.imgelerin doğadann daha etkin olduğu varsayılmış şiirde.oysa sanatla bakmak tabiata şairlerin işi.şehrin ruhuna karışıyor suçlanan.bir amerikan kasabasında her şey sıradan.aşklarda böyledir sahillere akın edenler için.mutluluğu anlatmak iş güç sahibi insanlara.festivallrdaki sevinçlerde var küçük mutluluklar.bunları bilen insan için tasavvufun anlamı ne.zikir meclislerinde düşüncenin ırzına geçilirken.kurslarda kurana temas etmenin zorluğunu yaşarken talebe.bunlar bilinçli bir zulüm işlendiğinden şaire göre.
16
Gonca Özmen – Böyle Rüzgarlar
Böyle şeyler oluyor işte böyle rüzgarlar
Bu güz balkonu beni çağırıyor
Neyi dağıtıyor elin akşamda
Ben saçlarımı topluyorum ırmakları da
Sonra gidip bir şiirin önünde soyunuyorum
Bir çocuğu öpüyorum adı sevişmek oluyor
Her şey bizden ayrı
Her şey biz varken yan yana oluyor
Bu oluşa biraz keder ekliyorum
Ellerinde bir ağaç
Ellerinde telaşlı bir ağaca bakıyorum
Sen oturup şeftali yiyorsun
Otlar diyorum yürüyor görmüyorsun
Sıkıntılı bir yağmur geçiyor pencerelerden
Kendime sesleniyorum ses vermiyor
Ah sevgilim aramızda bir iğne
Beni sana dikiyor
bu şiirle aklıma geldi hastane yolları.yollar yaprak dolu ve biz geçiyoruz ağaçlar arasından.herkesinn bir anısı var güz renginde.büyülüyor bizi toprak.altın renginde saçlarınla bir tutkuyu büyütüyorsun içimde.işte bu yolda yalnızlıkla tanışmış kuşlar.orman içlerinde dinlemek tabiatı.o anlara değişilmez hiç bir şölen.güneşin renk verdiği otlarla çiçeklere dokunuyor ellerim.kim düşünür hastane servislerini ölümle kucaklaşmak varken.karamsarlık arayan yüzler var şehirde.donmuş çehrelere düşmüş gölgeler.değiştir beni diyor caddeler.küçük mutluluklarla avunmak yasaklanmış seçkinlere.bu nedenle denize sevdalı değiller ömürleri yatlarda otellerde geçerken.
17
Tozan Alkan –Duvar Dibi
Şimdi sen öldün
Şimdi tüm seherleri yeryüzünün
Ölüyor bende
Duvar dibinde bir avuç adam
Atlardan konuşuyoruz uzun uzun
Taşın yoğunluğundan
Ve suyun nasıl yürüdüğünden betonda
Evi boşaltacaklar evi
Kimse eriklerden söz etmiyor
Sanki erikler hiç yokmuş gibi
Bir kadın elleriyle saçını tarıyor
Yanı başında kutsal kitaplar yalvaçlar
Kadının öpüştüğü yanık orman
Durup durup başlıyoruz birbirimize
Çizik bir plağa bozuk bir saate
Aslında her şey güne gecikmek için
Arada erikler oluyor
Erikler ölüyor
Biz duvar dibinde bekleyen adamlar
Toprağın ağzına bakıyoruz dalgın
Topraktan çıt çıkmıyor
gittikçe uzaklaşıyoruz tabiattan.ve asfalt kokuyor yüzlerdeki keder.umursamaz olmakla geçiyor zamanlar.anlamsız bir bakış bırakıyor bize ölüler.şehir güzelleşiyordu oysa.bu bencilliği toprak kabul etmez sokulsakta soğukluğuna ölümün.tohumlar büyüdükçe kıvaanç duyardı insan oysa.bir sayıklamaya dönüşmüşse umut yoksunluğu.toprağın kalbine akann ırmaklar var uzaklarda.bunu düşünmenin lakaytlığıyla biliniyor şehir.al baaşında paralansın deniyordu geçmişte oysa.şimdiyse zaman ve mekandan sözediyor insan cennetin kapısında beklerken.
18
Azad Ziya Eren – Yelkenim Yeli Kendinde
Düşler çekip suyunu gecenin pervazından
Giderken pervasız anlar gibi anı olmaya
Bir kalp çırpardı mavilere doyamadan
Kanatlarını usulca bulutlara vurmaya
Sisli ve sessiz bir gün gibi o dünlerden
Aşk kadehinden damlalarını yitirmeden
Sızıyorsun ey hep rüzgârı olan
Yelkenler gibi mesafelere yenilmeden
denizin derinliğinde var umut etmenin hayali.açıklarda rüzgarla yol alıyor yelkenli.anıya dönüşen düşlerde var tedirginlik.evet mavilere doyamayann.ölümü unutmanın dansıyla yol gösteriyor martılar.bulutlar parlak ve beyazlar gökyüzüne çekilmiş.yelkenler gibi mesafelere yenilmeden.çocuklar hatırlanır eğitimin içinde.düşlerini yitirmenin şafağında tanışırlar şiddetle.anlamak isteyince çevresinde olanları bin bir tuzakla çevrilidir okul.kime sığınacağından emin olmıyan çocuklardır o bulutlar.güne uyanmanın tedirginliğiyle uçuşuyor gibiyse kuşlar.
19
günün son kadını
acının gri saatlerinde yüzüyle gelirdi
ansızın ve kanatlarına sığındığım
bir gökyüzüydü, yangınlardan kalan
çocukluğumdu, başka şeylerim, hüznün geniş kültü
akşama ertelenmiş gülüşüyle, dokunmanın ve ölümün
arasaatlerine sızan oydu
bir şarkı nasıl bitirilmez, hangi renkler
arka yollarına yakışır hayatın
temas kuşu silinir mi sevişmenin argın tahtasında
ebced bahçesinde söz ne zaman yanılır
ve boynu vurulmuş sabahlar ve gümüş
yüzüğünün açık kapağından sızan kokusuyla
kaçınılmaz, yokluğun bedeniydi
aşkıyla gelir ve giderdi
Orhan Alkaya
incelikler indiriyor göle çağrışımları kullanarak şair.işte acının giri saatlerinde ne var.herşey yanmış kül olmuş uygarlıkla birlikte.elde var hüzün şarkısı gibidir yaşamak.eylemden arta kalan hayatlarda var ucuz hayaller.sanat konusundaki merakla başbaşa kalındığından.zengin bir kadındır artık hayat nazlı edasıyla.yobaz bir militan gibi bahaneler hazırlıyor hayata periler.sabahı yok bu ışıksız gecenin.üstelik sadakatten sözeden saat.yokluğun bedeniydi hayattaki anlamlardan uzak.günün yorgunluğuna karımakta var dostlukların yalnızlığında.
20
ankebut
kafdağı’nı aşan bulut anan baban sağ mıdır
beynindeki görklü tırpan bir uluca dağ mıdır
cinnet mülkü devşiren kan kayseri ankebut
rahimde bir şehzade gönüllerde yağ mıdır
gülü üç kez görmeden öpmeye kıyamazdım
çakır mızrak dikeni ektikleri bağ mıdır
bizi böyle ölümlü bir dünyaya ram eden
sen söyle kalbim şimdi devran mıdır çağ mıdır
sefa’mız ne olmakta deyüben gelir bir gün
can dostum kan kardaşım yunus emre sağ mıdır
Sefa Kaplan
bu şiiri bir kaç defa okudum.bu tarz şairlerin denediği türden.annlamın keskinliği saplanır yalancı arzulara.bizi yüzleştirir korkunun silahıyla.yunusu arıyor şair hoyrat gülüşlerde.bir de karacaoğlan var tabi sevgisini bahçede itiraf eden.koklanmamış bir gül gibidir sevgili şair için.bir içim su olmanın haketmesi iltifatı.yoz bir kültüre bakışta var anadolu.bu nedenle şiirde sarsıcı unsurlar var.şehzadeyi prenslikle tanıştırmanın geç kalışı gibidir çoğulcu kültür.yoksulluk ve hainliğin devraldığı mülkiyet.geçmişin ihtişamı yokluyor fukara evleri.tepeden bir bakış getirmek yakışmamış şiire.aşıklar atışıyor bir saz ustası gibi.kadınlar uzaktan izliyor mizah yüklü kara bulutları.
21
requiem
-I-
Dönsem bir şeyler umarak, dönmesem kim sürer ayak izimi,
benden başka? Son katın da tutulduğunu bilmesem, bu gövde
kendine kiracı, demlenir.
-II-
Dönerim bir gün, dal gelir dünya. Kalsam giderim buralardan
gitsem oralarda kalırım, yarım.
-III-
Parmaklarımdır tarih; mürekkep ve hokka, o gri kalem,
yazsam hep sarmal-gece. Kimbilir hangi kapıdır, geçmiş dolunaylar;
çalmayın! Açılmaz, kendime yazdığım mektuplar!
-IV-
Çeksem tetiği, kimseler ölmez. Kuşatır eşyanın yılgınlığı;
siyah! Gitgide uzaklaşan kent rüyasıyım. Kendine saplanan
ok olurum, yok olurum; ölemem!
Turgay Kantürk
şehir kireç akıtıyor bulvarlara.özgül ilişkiler çağı eskilerde kaldı.yalnızlık gideremiyor hayatlardan.bu nedenle tarikatler güç kazanıyor ülkede.evlilikler ve sohbetler onların tesislerinde.sol düşünceye getirilen yasaklar neden neden reva görülüyor toplumda.yıldızlar altında kendi buruk kanını içmek.şehre taşınmıştır bu sancılar.aşkıda sınırlıyor kapalı toplum olma hevesi.burjuvanın sanatıda gösterimden ibaret.büyük ülküler çekilmiş hayattan.git gide uzaklaşan kent rüyasıyım diyor şair intiharların diretmişliği içinde.
22
Mare Seranitatis
Etinde ağır metal taşıyan kör balık
gibi geçiyorum sessizce sularınızdan. Kamaşıyor,
dünyanın kadim yaralarındaki yırtık. Som
zaman akıntıları… Fosilleşen
arzular…
Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık
Kuyu, geceyi kustu. İri yapraklar
altından, sabaha kadar bahçede yıldız
topladık. Ellerimiz kanadı. Ve koptu, ruhu
hatıraya bağlayan aşinâlık. Ay… buruştu
saflığımızdan.
Rüzgârın iyi huylu arkadaşlığı. Ödünç
tüyler bulduk ormanda. Kör balık bir imâ,
gibi geçerken aramızdan, hepimiz birbirimizi
bağışladık.
Hem ne olabilirdi ki Öteki’nin tenhasında?
sürerken her dilde aynı kıstırılmışlık.
Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık! … Ah
bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık!
Vural Bahadır Bayrıl
koklaşmanın aşka uygunluğu.bunu anımsatıyor tilkiler.yapaylığın anlaşılması gibi süregiden hayat.gülmek için nedenler arıyor kuşlar.bir marjinal uğraş gibi aradığımız yoksunluklar içinde.zamanı nasıl örgütlemeli sorusu.acıyla sevişiyor kartallar.bitmeyen bir kışın ortasında çay içmek gibi bir kahvede.kitaplar hayat öpücüğünün bir parçası.hikayelere merak sarıyorsan kuşkularla başetmek kolaylaşır.tartışmalar üniversite kantinlerinde.bir ajanın günlüğündeki ifadeler.gözaltılar sessizce uygulanıyor evler ve sınıflarda.fikrin tehlikelisi var kanunlarda.12 eylülün değişmeyen acısıda sanatçıların değişmez kaygısı.tuvallere yansıyan dirençlerle başlıyor gece.klüp ve lokaller bu yasak kapsamında nedense.
23
ağrı
Kendime bir doğum günü hediyesi
Can evim ağrımıyor aşikâre
Ben uyanınca hayat uyanıyor
…Ona uyuyor rüya…
Her şekli alıyor toprak
çeşit çeşit, renk renk, kat kat…
ekmek, pasta, çörek…ismim tek
Bir kelime…daha demin
Bedenimi zapt eden âraz
Durmuyor zaman iki ayrı oda içinde
Kapılarla dolu kuş evim…iç içe
Büyük…firar başlamıyor yine de
Ben yürüyünce su yürüyor
…Ona uyuyor hayat…
Kök, dal, yaprak kardeş oluyor
Bir anda saplanıyor gece içime
Daha demin…bir isim…o yana
Yüzüm bu yana sürükleniyor
Uzakta, katı, donuk, sarı a ğ a ç
i s m i m… toplanıyor oradan oraya
Can evim ağrımıyor aşikâre!…Hayat!..
Ben uyanınca, rüya ona uyuyor, derinde
Tek bir ‘kelime’…yüzüm sığmıyor içine
Osman Hakan A.
seksenlerin şiirinde var apolitik tutum.bu konuda çok şeyler söylendi ikinci yeniden sonra.günümüz şiiri bahçeyle sokak arasında düş sığıntısı günlerin izinde.anayasa değişmeli diyor kimileri.ama atılacak adımların takibinde suç dosyaları.kanunların ruhuda değişti günümüz hukuk anlayışıyla.hakaret kin ve düşmanlık demek yasalara göre.tabiatas bakış bir suçluluk artık.dine küfrediyor şairler ak partili gazeteciler için.modernin nihilizm tanımına uygun suçlama.küfrün içinde debelenmek yandaş medya için.ırzına geçiliyor hakikatin sosyal medyada.bizi kıyıya ulaştıracak bir gemide yok.kısır tartışmaların ortasında yüzeysel davranışların hakimiyeti moda.
24
ASMALARIN DANSI
1.
Bir Akdeniz Haziran’ında
Öğleye doğru.
Yalnızca kavaklar altında öten cırcırların sesi
---Sıcaktan kaçın diyen sirenler---
Taş sofada
Güneşin yaktığı otların ve toprağın soluk kesen buğusu
Sırtları serin duvarlarda
Köşede yirmi taş oynayanlar :
Kız ergen gibi , oğlan daha kısa pantolonlu.
Kızın taşları süpüren eli
Oğlanın paçasından yavaşça süzülüyor içeri.
Birazdan yüklük odasında
Her günkü oyunlar.
2.
Yağmurlu günlerde seviş benimle
Kuşlar çinko damı gagalarken
Tenimin kokusunu değiştiren yağmurlarda
Sıcak öğlesonlarında seviş benimle
Buhurlar tüterken tenimden
Yanan toprağın buğusu soluğumken
Bahar günleri dereboylarında seviş benimle
Kestane saçlarında kelebekler asılıyken
Yaz geceleri kurumuş dere yataklarında
Sıcak kumlar yatağımız , söğütler çatımız , duvarımızken
Ne olursa olsun sabahları seviş benimle
Dinlenmişliğin gücü kaslarında
İçinde ne varsa dökmenin hazzıyla saran
Sonra ilk kez görür gibi algılaman için
Her sabah öylece bırakayım seni dünyaya
3.
Kol kıvrımımdan öp beni
Tüylerimin arasında yollar açan dudaklarınla
Mavi damarlarımdan
Bileklerimden öp beni
Nabzımın tıpırtısı tavşan dudağını titretsin
Öpüşten bilezikler kollarımda
Parmaklarımın ucundan öp beni
Soyulmuş yumurta beyazlığındaki etimden
Öpüşlerin yanıp geçen bir ışık değil
Uzun yazların güneşi gibi kalsın tenimde
4.
Asma bahçelerde gezerken omzuna değen elim
kristal taneler gibi döküverir seni toprağa
Basma entarinin çıplak altı ter ter istek
Altımda canlı , bulunmaz bir yumuşaklık
sırtımı göğe dayayıp beni ezen
Memelerini emerken , bacaklarını kıstığında
solumaların volkanik lavlar
Sen bitersin başlar asmalar
açıp kollarını dans etmeye
Neyimi beğenir bilmem
bırakmaz beni
Yeşil , filiz dudakları
Geniş yapraktan elleri
dönerken çevremde
sürünür boynuma
göğsüme
Sallar memelerini salkım sal
-kım
Hangisi tatlı , bir de bundan em bakalım!
Turgay FİŞEKÇİ
sevişme sahnesi şiirin bütününde var başka bir yol aramayan.kamasutraya rahmet okutan tasvirlerle gülistan şehrine giriyoruz.burdan çıkan sözlere aşık şairler aşkın kimyası bozulduğundan.gecenin şehvetiyle birleşmiş dudaklar.sevişmek direnmek denilebilir değerlendirme için.asma bahçeleriyle geçirilen zamanda bir düş şiir için.soğuk duvarlara çarpıyor nefesi kuşların.atölyelerde başlayan tanışmalarla sürüyor hayat batıda.ancak sex turizmi patlayabilir türkiyede.buda sarılmak ve elele tutuşmanın naifliğini bozabilir.bir şiirde başka ne aranır idealler yoksa hayata.ihanetin kollarında kimi aldattığından habersiz ressamlar sokağıda bunu bilir.
25
sözler
Burada kal.
Öğlen avlusunda.
Zamanın yalın diline yerleş.
Ufka bakmanın meraklısı ol.
Maviye, beyaza, gündüze çalış.
Zakkumu anla!
Ağusu,tenime sürdüğüm merhemdir diye
beni, mırıldanıp şaşırt.
Ağustosun hummalı böceğini,
onun terli şarkısını
gayret et,Türkçe’ ye çevir.
Taşlığı yıkamanın, asmayı budamanın,
çıplak ayakla yürümenin
hayli zengin üslubunu edin.
Burda kal.
Kalıcı zamanda.
Öğlen avlusunda.
Arın gövdenden.
Kendin oluncayakadar soyun.
Ferah sular dökün.
Derin uyu.
Sina Akyol
zamanın diline yerleşmekmidir pedofili.bu tür rezaletlerle çalkalanıyor dünya.yada yeteneklerini kiralamak burjuvaya.amcaoğlu olsaydı daha iyi olurdu.yada yurtdışına kapağı atmak.ordada hayat zorlaşıyor gelen bilgilere göre.işçi alıyorlar daha çok ülkenin doktorlara ihtiyacı varken.kendi halkına hizmet.bu tür anlayışlar çürüdü geçen zamanla birlikte.aşk için yaşayaamaz insan kötürüm bırakılmışsa toplumda.bizde hayallerle başladık hayata.çoğaltan hüzünlerin suçu teşvik etmesi.böyle işliyordu kurulu düzen.şimdi herkesin şikayetçi olması iman tartışmalarından.sonu gelmeyen itiraflarla başlarsın yakınlaşmaya.ama işin içinde vicdan var dudaktan kalbe inmeyen kelimeler için.
26
değişip yok olann bir kenti anımsayarak
bu kent büyük bir ihaneti gizliyor
sabahlara dek inlemesinden belli
seni nasıl uzak kentlere götürsem
nasıl uyutsam nasıl dinlendirsem
bu kent gizliyor büyük bir ihaneti
bu kent küçücük adamları büyütüyor utanmadan
ışıl ışıl yanan lambaları
pişman gözleridir pişman gözleridir pişman
bir ölüyü suçlamak kadar anlamsız
üstüme üstüme geliyor hiçbir şey
anlatmadan anlatmadan anlatmadan
ben nasıl yanılmışım bilmiyorum bilmiyor
ne çok şey anlatamadığımı gizlemekle
umarsız iniyor umarsız akşam iniyor
bir çiçek bırakıyorum gecenin başladığı yere
Eray Canberk
sokak lambaları aydınlatıyor geceyi.ideolojilere bağlılıkta benzer kaygıları taşıyor.fetö gerçeği bir aldatmaca olduğundan rejimin gölgesinde.yanılgı burda başlıyor sokakla başbaşa kaldıysan.kanamalı bir kaldırımda öksürüyorsun durmadan.gece melek ve bizin çocuklar kanımızı köpürtüyordu rejim değişikliğinden önce.hayaıflanmanın ayıp olması tekdüze hayat ırmaağı için.senin denizinde balıklar yok tartışması.artık ölüme olan yakınlıklar kelimeleri yaralıyor.tuşlara basmanın acıtan bir şey olduğu.bunun farkında kemann çalan kız.hıçkırığa yakalandım bir ara hayattan kopuşum nedeniyle.şimdi ceza sömürgesi gibi hayatım.rabdan bir şey beklemenin durağında yapayalnız bir hasta.nasıl bulduysam erenköy hastanesini.
27
Uçuruma Düşen Nehir
Sende bu yükseklik korkusu,
boşluğunun kıyısından geçmişe baktığın gün mü başladı
oturduğun yerden seyrettiğin kuşlar bile ürpertiyor içini.
İçin ki uğultulu bir orman. Ruhunu çizen, kanatan dallar ve rüzgar...
- Ah! kalbin sürgün günlerinden kalma hüzün
diyorsun
yüzünde güzden gölgelerle karşılarken akşamı
kucağında yalnızlığına sürtünen kedin.
Tanımlamak gerekirse bir imgeyle seni
uçuruma düşen nehir... Oysa şehir
aşağıdan seni çağırıyor.
Oya Uysal
şiirin ustası şehre yığınak yapmış.şiir yazmanın saygınlığını yitirmesi var yüzlerde.iknaya zorlayamam kelebekleri.ancak gövdene sokulmanın emniyet vadetmesi kadar boşluk.kimsesizliğe yaskışmıyor hüzün.yüzümü ikiye bölecek zaman alametlerin gecikmesini bekliyor.hür olmanın cetveliylemi çizildi coğrafya.şimdi soytarılar kadar anlamı yok politik kişiliğin.bir çağlayanda boğuldu sesim iffetimi kaybetmeme yakın.uğultulu bir ormanın şehirden farkı yok.bunlar çizilmiş kaderi doğanın.
28
gökyüzünü çevir bana
bende bulduğun benim de aradığımdı
sarmaşıp inceldiğimiz o nokta
hadi tut elimden gezdir sokaklarını
ansızın yakalan sağnağıma
akşam kendini karartırken geliyorsun
komşular kimbilir ne diyor
günü soyunup beni giyiniyorsun
parmakların ışıkları dinlendiriyor
gökyüzünü çevir bana
gezinsin tutkunun alevden dili
uçarken çıkardığın o ses var ya
bütün sözcüklerin özeti gibi
tanrı bu geceyi korusun
balonlar
Yaz akşamları
hava daha kararmadan
bu yörede büyük balonlar
beliriyor gökte bazı;
baş aşağı armutlar gibi
süzülüp geçiyorlar yavaşça,
brülörlerinin alevleri
arada bir parlayarak.
Ve onlardan birine binip
yükseldiğini düşlüyor insan;
rüzgarın kımıldattığı ipler,
boşlukta sallanan sepet
ve aşağıda tanıdık
coğrafyası bir hayatın:
Umut çayırları, sevgi tepeleri,
düşlerin sona erdiği
karanlık korular,
bellekten silinmemiş
bir iki acı kasaba
ve kıvrıla büküle
uzanan yolları pişmanlığın,
hepsi küçük, uzak, uyumlu
ve neredeyse önemsiz artık
gün ağır ağır sönerken.
Şavkar Altınel
sabahın ilk ışıkları gibi buluyorum yüzünü tepelerde.bunca acının değiştiremediği yazgımla gülümsüyor sonbahar.çıplak kalmış bir ağaç yaprakları dökülünce.burda yaban hayvanlarla gizli bir anlaşma içinde insan.bir düşe ulaşmış gibi bileğimi sıkıyor sincaplar.ama barıştım tabiatla kirli bir ergenlikten sonra.bir öğütnameye dönüşen şiirlerde var güze dair ne varsa.denizlere çıkar sokaklar şarkıdaki gibi.neyin sevdasıydı kesilen uğultu.başlarmı yeni bir serüven post modernin aynasında.bunları yanıtla öncelikle.başedemiyeceğin bir yüz yok perilerin aydınlattığı.bekledim gelmesini anlayışlı bir gecenin.ancak başladığım yerdeyim hala yeryüzünün bütün isyanlarıyla.
29
kaktüs kadın
Fırlatıyor iğnelerini kaktüs kadın
Sarınca bir erkek kokusu tuz çölünü
Baldıranlar akıyor memelerinden
Kıl damarlarında yeşil zencar
Bakışı bir ısırganlar gecesi
Sesinin sabahında okunmamış kitaplar
Bir erkekcik kuşu yiyor
Bacağındaki kısırböceğini
Fırlatıyor iğnelerini kaktüs kadın
Günleri
Yaşam süsü verilmiş bir intihar
Erdal Alova
cemil filminde anlatılan hikaye.ırkların çölleşmesi genel bir kabulle.işte evlere girmeyen güneşle yaprakların sararması gibi yatak fetişizmi.yoksunluğun en dipteki hali gibi şehri taanıma durağı.kendini dönüştürme ustalığında var mühürlenmiş kalplerdeki sevinç.intiharın yaşattığı boşlukta var yaşama bağlılık.bunu anlıyacak yetkinlikte değildi aklı.uzaktan bakınca kitaplara dair genel bir izlenim.gerisi sanatın ustalığıydı her zaman.okumakla ustası olunur çelişkilerin.budur yere batıran yalnızlıklar.iki yüzlü bir hayatın sığınağıydı karanlık şehir.yada güneşteki özleminde vardı ikbalsizlik.buda çürümenin olağanlığını dayatıyordu kalbine.
30
BÖĞÜRTLEN
Kokumla yaşıyorum, dağ, orman kokuyorum ben
Çalı kokuyorum, ıssız bozkırlar kokuyorum, tren kokuyorum
Patikalarda böğürtlenler korku içinde çekilirler derin yarlardan
Yılgın seviler kokuyorum, böğürtlen kokuyorum
Yaşadım bir su gibi, eriyecek
Köpek havlamaları gibi.
Çınlıyorum da, kimsesiz çocukların uykuya geçmeleri nasıl çınlarsa;
Sonsuz ve mutsuz olanı duyuyorum yalnız.
Mehmet TANER
bu sevinç kaynağı nedirki bozgunlardan sonra.şehrin kokusu başkadır trenlerden yardım alan.bir insan büyüğtmenin sevinciyle yaşar analar çocukları tarafından terkedilen.yada yatalak bir babanın görmediği şefkat.huzurevinde ziyaretçi beklemenin adıdır yaşam.yada şairlerin iş bulma hevesine takılır duygusallıkları.kaç roman binbir umutla raflarda beklemiş okurunu.satışa gelmenin adresidir arkadaşlık.yinede neşeli olmanın bir manası var hayatta.gitgide uzaklaşan gençliğini baştacı eder tutuklu sonbahar yağmurları.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.