0
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
172
Okunma

Yatsı ezanı yeni okunuyor; dışarı çıkmakla çıkmamak arasındayım.
Kaç gündür yatak döşek yatıyorum; işin aslı, mevsimler bile eskisi gibi değil.
Mevsimler aynı yüreğim gibi… Kış eski kışlar gibi karlı ve soğuk değilken, yazlar eskisi gibi serin ve sıcak değil.
Bazen öyle çok canım acıyor ki, dayanamıyorum içimdeki sızıya. Sanki yaraya tuz basar gibi, gözyaşlarım daha da yakıyor yüreğimdeki yarayı.
İnsanın gözyaşı içine akar mı?
Gözyaşı yarayı yakar mı?
Bir türlü anlayamadığım bu!
Yağmurları neden çok sevdiğimi sormuştun ve o zaman sana cevap verememiştim.
Geç oldu belki ama şimdi veriyorum:
“Çünkü yağmurlar, kalabalıklarda gözyaşımı saklayan tek şey!”
Ve o an; kimseye aldırmadan ağlayabildiğim tek an!
Bazen olur olmadık zamanlarda ve yerlerde aklıma geliyorsun. Saatlerce kafamı cama yaslayıp, içinde sen olan hayaller kuruyorum.
Sonra beni sevmediğin, bana değer vermediğin aklıma geliyor; yeniden, içimde kabuk tutmaya yüz tutmuş senli yaralarım kanamaya başlıyor.
İnsanın en büyük düşmanı kendisiymiş meğer.
Zaten ben de öyle değil miydim?
Kendini önemsemez, kendini düşünmez, kendine acıması olmayan biri değil miydim?
Şimdi biraz farkına vardım sanırım; belki de bu hastalık bana kaybettiklerimin değerini anlamamı öğretti.
Her şeyi öğreniyor insan zamanla da bir unutmayı öğrenemiyor, Roza!
“Unuttum” diyenlere inançsızca bakıyorum. İnsan yarasına yara açanı nasıl unutur?
Ardı sıra nefes nefese koştuğu kişinin onu görmezden gelmesini nasıl unutur?
Bir türlü inanamadığım bu!
“Alıştın” diyenler oluyor ara sıra. Alıştığımı da çok söyleyemem.
Gece seni düşünerek uyuyor, uyanınca yine ilk seni düşünerek uyanıyorum.
İşin aslı, “yaşamaktan önce sen geliyorsun aklıma.”
Nasıl alışılıyor, Roza?
“Sen nasıl başardın unutmayı?” diye sormuyorum. Sen hiç sevmemiştin beni, biliyordum.
Bile bile de ben seni çok seviyordum.
İnsan birine alışır; birini sevmeye alışır; birinin varlığına alışır; birinin sohbetine, gülüşüne ve sesine alışır da yokluğuna nasıl alışıyor?
Cevabını bulamadığım tek soru bu!
Saat gece yarısına on var. Ara ara balkondan bakıyorum uçsuz bucaksız gökyüzüne. Bir yıldız seçiyorum ve o sen oluyorsun. Sonra gözlerimi kapayıp derin bir nefes çekiyorum içime; içim seninle doluyor.
Gözlerimi açtığımda yıldız bile beni terk etmiş oluyor.
Neden beni hiç sevemedin?
Hadi seni anladım; yüreğin bana katıydı da sevmedin!
Peki ya yıldız neden sevmedi?
Neden o da tıpkı senin gibi beni görmezden geldi?
Neden, neden…
Nedenler dilsiz ve hatta sağır.
Senin beni sevmediğini düşündüğüm zaman kalbim sıkışıyor, nefes alamıyorum; hatta aldığım her nefes ciğerlerimi delip geçiyor.
Gecenin karanlığını ardı ardına yanan sigara aydınlatıyor; ona da aydınlık denirse!
Az önce derin derin içime çektiğim kokunun yerini sigara kokusu alıyor.
Her nefeste, film şeridi gibi yıkılan hayallerim geçiyor gözlerimin önünden.
Saat on ikiye geliyor. Sanırım bu gece de en uzun gece yaşanacak; bu gece, sanırım bitmeyen gecelerin arasına bir yenisi daha eklenecek.
Zaman kısa, Roza. Belki bugün, belki bir gün mutlaka bu acılarım dinecek ve o gün ben de mutlu bir yusufçuk kuşu gibi gökyüzünde uçacağım.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.