2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
357
Okunma

Torosların eteklerinde rüzgâr eser, rüzgârın dili vardır; dağın, taşın, insanın dilini bilir.
O rüzgâr,
Mezopotamya’nın tozunu alır getirir, Fırat’ın sesini katıp söyler:
Kürtler köleniz değil.
Toprağa eğilmiş başlar gördünüz diye, yürekleri eğik sandınız; yanıldınız.
Çünkü bu topraklarda insan, başını güneşe doğru eğer; zulme değil.
Yüzyıllar boyunca bu dağlar nice ayak sesi işitti. Kervanlar geçti, ordular geçti, fermanlar geçti.
Yakmak yıkmakla bir şey olmadı hak ve halk kaldı.
Anaların ağıtları taşlara kazındı, çocukların gülüşü derelere karıştı.
Ekmek bölündü, su paylaşıldı; onur paylaştırılmadı.
Onur, insanın kendine ait tek mülküdür.
Kürt’ün dili rüzgâr gibidir; susturulmak istendikçe daha çok eser.
Bir türkü olur, bir masal olur, bir sabah tarlaya çıkan çocuğun gözlerinde parlar. “Sus” dediniz, o dinlemedi. “Unut” dediniz, o hatırladı.
Çünkü bu topraklarda hafıza, buğday gibi inatçıdır; ne kadar ezseniz de baş verir.
Zulmü adalet diye yazmaya kalktınız; mührünüz ağır geldi, kâğıt yırtıldı. İnsan, köle olmaz; hele ki toprağıyla konuşan, dağıyla barışık olan insan hiç olmaz.
Kürtler köleniz değil; bu söz, bir meydan okuma değil, bir hakikattir.
Hakikat ise eninde sonunda gün ışığına çıkar.
Bakın, akşam oluyor.
Dağların gölgesi uzuyor.
O gölgede bir halkın sabrı var; ama sabır, boyun eğmek değildir.
Sabır, günü beklemektir.
Ve gün gelir; rüzgâr yine eser, türküler yine söylenir, insan yine insan olur.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.