0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
135
Okunma
Aşk…
Adı anıldığında bile yürekte bir ürperti bırakan o sır. Söze gelmez, ölçüye sığmaz. Akılla başlanmaz ona; akıl, aşkın ardından tökezleyerek gelir. İnsan önce beşeri aşk ile sınanır. Çünkü ham kalp, ilahi ateşi taşıyamaz.
Derler ki, aşk bir yanma talebidir. Yanacağını bile bile ateşe yürümektir. Kimseyi suçlamadan, kimseyi tutmadan, kendinden vazgeçmeyi göze almaktır. Yokluğa razı olmaktır. Zira aşk, varlık iddiasını sevmez.
Bir dergâhta anlatılır bu hâl:
Genç bir mürit, kapının eşiğinde durur. Kalbi temiz, niyeti halistir. Derviş ona bakar ve sorar:
— Hiç âşık oldun mu?
Mürit mahcup bir edayla cevap verir:
— Hayır.
Derviş tebessüm eder, kapıyı gösterir:
— O vakit git, âşık ol da öyle gel.
Çünkü aşkı tatmayan, teslimiyeti bilmez. Sevilene bağlanmayan, bağ koparmayı öğrenemez. Beşeri aşk, insanın kendisiyle yüzleştiği ilk aynadır. Kıskançlığını görür, bencilliğini tanır, acziyetini fark eder. İşte o an kalp eğilir; secdeye alışır.
Bir başka kıssa anlatılır:
Bir padişah, en sevdiği kölesini çağırır ve ona sorar:
— Beni mi daha çok seversin, yoksa kendini mi?
Köle düşünmeden cevap verir:
— Seni.
Padişah sınamak ister:
— O hâlde git, kendini ateşe at.
Köle bir an durur, sonra geri çekilir.
Padişah der ki:
— Dilinle sevdin, canınla değil.
Aşk lafla değil, vazgeçişle ölçülür. İnsan sevdiği uğruna neyi bırakabiliyorsa, aşkı o kadardır.
Mecnun da böyleydi.
Önce “Leyla” dedi. Dağ taş onun feryadını duydu. Leyla diye ağladı, Leyla diye yandı. Herkes onu Leyla’ya meftun sandı. Oysa Leyla bir menzildi, durak değildi. Mecnun’un kalbi yanmadan olgunlaşamazdı.
Zamanla “Leyla” sözü dudaklarından düştü. Sorana “Leyla kim?” demeye başladı. Çünkü Leyla, onu Mevla’ya götüren bir çağrıydı. Çağrıya icabet eden, sesi unutur.
El olur Leylalar…
Mevla bulununca.
Tasavvufta derler ki:
“Aşk, seni senden alır; geriye kalanla Hak seni bulur.”
Beşeri aşk, kalbi çatlatır. İlahi aşk o çatlaklardan sızar. Bu yüzden aşk acıtır; çünkü genişletir. Can yakar; çünkü arındırır. İnsan önce bir kulun hasretiyle yanar ki, sonra Hakk’ın nuruna dayanabilsin.
Gerçek aşk, “ben” demekten vazgeçmektir.
Gerçek aşk, sevileni put edinmeden sevebilmektir.
Gerçek aşk, yolda kalmamaktır.
Ve nihayet…
Aşk bir varış değil, bir haldir.
Yanıp tükenmek değil, yanıp nurlanmaktır.
Aşkı bilen susar.
Sustuğunda konuşan kalptir.
Abdurrahman Tümer