1
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
145
Okunma
Bugün İstanbul’a kar yağıyor.
Öyle aceleyle değil;
sanki kentin kalbini ürkütmemek ister gibi,
yavaş, sabırlı, incelikle…
Gökten süzülen her bir kar tanesi,
beyaz bir güvercinin tüyü gibi
sessizce bırakıyor kendini boşluğa.
Kimi zaman kanat çırpan bir martının denize inişi gibi,
kimi zaman da bir duanın yere düşüşü gibi…
Sokakta yürüyorum.
Ayaklarımın altında karın çıkardığı o tanıdık ses
çocukluğumdan kalma bir hatırayı dürtüyor içimde.
Ellerimi açıyorum.
Avuçlarıma düşen kar taneleri
bir anlığına var olup
sonra kayboluyorlar.
İnsan gibi…
Hayat gibi…
Yan bahçeden çocuk sesleri geliyor.
“Yaşasın, kar yağıyor!”
Bağırış çağırış,
sevinçle karışık kahkahalar…
Yüzlerde öyle sahici tebessümler var ki
hiçbir yetişkin aklı,
hiçbir hesap kitap kirletemez onları.
O an anlıyorum:
Mutluluk bazen sadece
gökyüzünden bir şeyin düşmesidir.
Biraz ileride başka bir çocuk grubu
kardan adam yapıyor.
Havuçtan burun,
taştan göz,
eğri büğrü bir gülümseme…
Belki yarına kalmayacak,
belki güneş görür görmez eriyecek.
Ama yine de yapıyorlar.
Çünkü bazı şeyler
kalıcı olduğu için değil,
anlamlı olduğu için yapılır.
Hava soğuk.
Ellerim üşüyor, nefesim buhar oluyor.
Ama değer…
Çünkü İstanbul her zaman böyle cömert davranmaz.
Bu şehir bazen yıllarca karı esirger insandan.
O yüzden herkes anın tadını çıkarmaya çalışıyor.
Kimisi fotoğraf çekiyor,
kimisi pencere kenarında çayını yudumluyor,
kimisi sadece durup bakıyor.
Hiçbir yere yetişme telaşı yok gibi bugün.
Kar, şehri yavaşlatıyor.
İnsanları da…
Bir apartman dibinde bir kedi görüyorum.
Tüyleri kabarmış,
gözleri biraz korku,
biraz teslimiyet dolu.
Üşüyor.
Belli…
İçim sızlıyor.
İnsan bazen kendi sıcaklığını
başkasının üşümesiyle fark ediyor.
“Keşke bir barınağı olsaydı,” diyorum içimden.
Sonra kaderle yetinmiyorum.
Marketin önünde boş bir karton kutu görüyorum.
Alıyorum.
Kedinin yanına bırakıyorum.
Hiç tereddüt etmeden içine giriyor.
Kıvrılıyor.
Gözlerini kaldırıp bana bakıyor.
Konuşmuyor ama
teşekkür ediyor belli ki.
Bazı teşekkürler kelimeye ihtiyaç duymaz.
Yoluma devam ediyorum.
Kar artık daha iri tanelerle yağıyor.
Şehrin sesi boğulmuş gibi.
Kornalar bile daha kısık,
insanlar daha yumuşak.
Sanki kar
herkese biraz insan olmayı hatırlatıyor.
Bir kafeden geçerken
tanıdık bir ses duyuyorum:
“Abdurrahman abi, taze çay var!”
Cemal Usta…
Gülümsüyorum.
Çayı sevdiğimi bilir.
Hele böyle karlı bir günde
sıcak çaya hayır demek
kendine haksızlık olur.
Giriyorum içeri.
Cam kenarına oturuyoruz.
Çaydan yükselen buhar
dışarıdaki soğukla inatlaşıyor adeta.
Bir yudum alıyorum.
İçim ısınıyor.
Sohbet ediyoruz biraz.
Hayattan, kıştan, eskiden…
Dışarıda kar daha da hızlanmış.
Camın ardında başka bir İstanbul var artık.
O an şunu düşünüyorum:
Hayat bazen çok karmaşık,
çok gürültülü,
çok yorucu…
Ama kar yağdığı günlerde
her şey daha sade.
Bir çocuk sevinci,
bir kedinin sıcaklığı,
bir bardak çay yeter insana.
Belki de mutluluk
hep büyük şeylerde arandığı için bulunmuyor.
Oysa bugün,
karın yağdığı bir İstanbul gününde,
küçük şeyler
büyük anlamlara dönüşüyor.
Ve ben,
bu şehrin karla örtülmüş sokaklarında yürürken
şunu biliyorum:
Bazı günler
hatırlanmak için vardır.
Bugün de onlardan biri…
Abdurrahman Tümer
5.0
100% (2)