Bir peşin hükmü söküp atmak, atomu parçalamaktan daha zordur. - einstein
Zeynep Perçin
Zeynep Perçin
VİP ÜYE

ZEUS WERE WERE

Yorum

ZEUS WERE WERE

( 1 kişi )

0

Yorum

7

Beğeni

5,0

Puan

246

Okunma

ZEUS WERE WERE



Paldır küldür odaya dalıyor.
Bir yabancı.
Daha hancı odadan çıkarken hissediyorum bu basılma hissini.
Anahtarı olmaz mıydı bir kapının? Göz göze geliyoruz yabancıyla. Yorulmuş. Ya koşmuş ya da tütün kullanıyor diye düşünüyorum. (Uzun yıllar kullandığımdan biliyorum.)
Sırtındaki eşyasını ranzanın ayağının dibine bırakıveriyor.
Masadaki haritaya baktığını görünce, aceleyle ama telaş etmeden haritayı yuvarlayıp topluyorum.

“Merhaba!”
Ranzalara bakıyor. (Altta ben uyuyacağım, gözünü çek oradan.)
Tamam. Diğerine gidiyor. Diğer duvardaki ranzanın alt katına deviriyor iri bedenini. İri, çok iri bir adam.
“Merhaba!”
Sağır olduğunu düşünmeye başlıyorum. Neyse ki yastığını, ceketini uzandığı yerde çekiştirirken cevap veriyor: “Sana da merhaba kuro!”
(Kuro mu? O da ne demek şimdi!)
“Sen de mi yabancısın benim gibi?” Yine ses yok. Alışacağım neredeyse. Olur mu hiç alışmak.
“Hey kuro, sen de mi yabancısın?”
“Niye soruyorsun,” diyor kıçını dönerken.
Niye sorar ki insan? “Bana ne!” diyeceğim de diyemiyorum. Aynı odada uyuyacağım bununla. Ben uyurken osursa, yine ben soluyacağım.
“Hancı dedi,” diyor, “burada kalacakmışım bu gece.”
Hancı mı? O mu karar veriyormuş kimin geceyi nerede geçireceğine? Garip. Şaşırmamalı. Gariplik daha hancının bana odamı gösterdiği anda başlamıştı oysa.
Deli cesaretiyle bir daha sorasım geliyor, tutuyorum kendimi. Hiç alışık değilim oysa zihnimden geçenleri yutmaya.
“Nerelisin?”
Al işte, dayanamayıp soruyorum yine. Haşır huşur, ranzanın yaylarının gıcırtısı eşliğinde dönüyor yatakta. Bir şeyler batıyor gibi canına. Biraz daha dikkat edince ceketindeki saman, kuru otları seçebiliyorum.
“Ne edeceksin nereli olduğumu kuro, düş yat işte.” Kaba herif diyorum içimden. Kırsal kesim diyorum. Hepsi kaba diyorum. Cahil diyorum. Neden bu kadar içerlediğimi kendim bile anlamıyorum.
Güneş batalı oldu bir hayli de uyku hissetmiyorum.
Elimdeki haritayı tekrar masaya yayıyorum.
Göz ucuyla da yabancıyı kontrol ediyorum. (Hey kuro! Kalkayım deme, dikkatimi dağıtıyorsun.)
Sandalyeye usulca oturuyorum.
Dirseklerim masaya dayalı.
Başımı alıyorum ellerimin arasına, haritayı inceliyorum.
Yamuk yumuk çizgiler arasından bir tek dağları seçebiliyorum.
Uzun uzun uzayan dağlar. Dağlar, dağlar, dağlar…

Tepelerinde küme küme bulutlar, eteklerinde irili ufaklı ağaçlar.
Yamacında güneşi ovaya yansıtan kuru kayalar.
Hızlanıyor her şey, şimşek hızıyla akıyor yanımdan. Kaba etim acıyor. Acıdan ölüyorum sanki, etimi sıyırıyorlar gibi.
Dağın kaygan kayalarından aşağı yuvarlanıyormuşum meğer.
Altımda hiçbir destek yok. Kaba etime çok güveniyorum demek ki.
Kafa üstü çakıldım bir ağacın gövdesini diktiği toprakla, tam o gövdenin köküne. Ne ağrı!
Gözümü açınca kanatları rengarenk birkaç kelebek gülümsüyor.
Yüzümde aptalca bir gülümseme. Gözlerim kaymış olsa gerek, sağımdaki dereyle solumdaki ormanı aynı anda görüyorum.
Ortada ikisini bağlayan bir çizgi. Dere akıp giderken, çizgi ormanı sabit tutuyor sanki olduğu yerde.
Gök gürüldüyor.
Aniden oluyor bu, nasıl bilmiyorum.
Apaniden oluyor.
Halbuki düşerken güneş vuruyordu yüzüme.
Bir gümbürdüyor ki aman Allah!
Zeus yine celallenmiş olmalı diyorum. Bu olsa olsa ya Hades’in ya da Poseidon’un işidir diye geçiriyorum aklımdan.
Koca koca adamlar oldular, bir türlü anlaşamadılar diyorum içimden.
Aman tanrılarım!
Önümden insan kafalı bir keçi meleye meleye koşuşturarak uzaklaşıyor.
Şaşırmıyorum bile. Şaşırmamam da saçma oysa.
Çok susamışım. Dereden bir yudum su içmeye niyetleniyorum. Yaklaşırken, gözlerimin dengeyi tekrar kurduğunu fark ediyorum.

Dizlerimi kızıl toprağa dayayıp eğiliyorum dereye doğru.
Tam dudağımın ucundayken su, arkamdan “paa!” diye bir ses duyuyoruym. Cup! Dereye düşüveriyorum.
Tanrıların laneti üzerine olsun, karnını tuta tuta gülüyor az önce gördüğüm insan kafalı keçi.
“Kış, kış ulan, kış! Başlarım sana da şakana da.”
Yağmur yağmadı ama dere beni koynuna alıp bir güzel yıkadı.
“Zeus dayı, hoşuna gitti zannımca dünyadaki bu kargaşa. Ondan mı çektin kendini geri kuro?”
Kuro mu? Bu da nereden çıktı şimdi, ne demek, nereden duydum ki? Her neyse…
Nefes alamıyorum sanki. Ah! Nefes, nefe, nef, ne, n!
Bir şey belimden sarmış beni. Bir sarmaşık, bir kök.
Başımı kaldırıp bakıyorum kurtulmaya çalışırken. Defne ağacının kökleri bunlar.
“Sal beni kurban olduğum bacım. Az su içmekti niyetim. Kesme soluğumu. Düşmek yoktu hesabımda yamacında büyüdüğün bu suya.”

Nefes, ne güzel seni almak. Oh! Nefes alıyorum, nefes veriyorum. Hızla çıkıyorum dereden. Nefess kurban olurum ben sana!
Lanet gelsin içireceğin suya.
“Keçiii!”
“Sensin keçi! Pan diyeceksin cahil insancık.”
“Neredeyim ben?”
“Kıçının kırıldığı yerdesin.” Kayboluyor.
“Lan pan herif, nerdesin?”
Boynuzu kırılıp kıçına batasıca. Hay boynu altında kalasıca!
Uzaklardan meleme seslerini duyuyorum hâlâ.
Meee mee me!
Git gide uzaklaşıyor.
Uzak, uza, uz, u…
Bomm!
Kapının çarpmasıyla irkiliyorum.
Alnımda acı bir ağrı. Yabancı gitmiş.
Geceden yağmur yağmış olmalı, yattığı ranza sular içinde. Şıp şıp yere damlayan damlaların sesini duyuyorum.
Masadan kaptığım gibi haritayı çantama sokuşturdum.
Yolum uzun. Nereden biliyorsam bunu. Ama uzun olmalı yolum, öyle düşünüyorum.

Hancıyı arıyorum odadan çıkarak. Hancı, eşikte yaymış mabadını, paslı bir tenekeye, cigarasını somuruyor.
Vallahi de somuruyor, billahi de! İçmek değil onun ettiği.
“Gidiyor musun yabancı?”
“Gitmem gerekiyor sanırım.”
“İyi o vakit, git!”
“Tamam.”
Nasıl saçma bir diyalog oldu bu.
Tam gidiyorum, sesleniyor:
“Kuro, bir dahakine bizde olmayan bir şeyle gel. Para kabul etmem.”
Hı?
“He tamam kuro!”
Ne dedi şimdi o? Neymiş onlarda olmayan şey?
Dilimde bir ıslıkla önüm sıra yükselen dağların yamaçlarına göz gezdiriyorum hızlı adımlar eşliğinde.
Üstüm başım kuru ot, üstüm başım geceden yağan yağmurla sırılsıklam.
“Kuro were were,
Benda teme,
Kuro were were,
Hevya teme.”


Z. P.






Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Zeus were were Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Zeus were were yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
ZEUS WERE WERE yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL