2
Yorum
14
Beğeni
5,0
Puan
321
Okunma

İnsan, dünyaya adımını attığı andan itibaren yürümeye başlar. Kimi zaman bu yürüyüş farkında olmadan sürer, kimi zaman ise bilinçle, yön arayışıyla devam eder. Fakat hakikat şudur ki, hayat bir yolculuktur ve yolda ancak yürüyen için vardır ve eğer sen adım atmazsan yol da yoktur.
Beklemek çoğu zaman güvenli gibi görünür oysa insan durduğunu zanneder ama aslında geri kalır. Çünkü zaman kimseyi beklemez ve hayat, bir an bile durmadan kendi mecrasında akmaya devam eder. Bu yüzden beklemek, bir nevi geriye doğru sürüklenmektir ki, Asıl cesaret ise adım atmak ve yolun açılmasına izin vermektir.
Yolun üzerinde karşılaşılan her işaret, insan için bir öğretmendir. Bazen bir yol kenarında karşına çıkan bir ağaç, kimi zaman gölge verir, kimi zaman meyvesiyle besler, kimi zaman da hiçbir şey sunmadan yalnızca varlığıyla sabrı hatırlatır. Ağacın diliyle hayat şunu söyler: “Ben sana bazen kolaylık, bazen nimet, bazen de imtihan getiririm, sen hepsini de öğrenmeye bak.”
İnsan da bir ağaç gibi davranabilir. Diktiği bir fidan, kendisinden sonra gelenler için gölge olur. Söylediği güzel bir söz, hiç ummadığı kalplere ışık düşürür. Küçük bir iyilik tohumu, başkalarının yolunu aydınlatır. Bu yüzden insanın attığı her adım yalnızca kendisi için değil, ardında gelenler için de bir işarettir. Hayat, kişisel bir yolculuk gibi görünse de aslında ortak bir yürüyüştür.
Kader, insanın ötesinde duran ilahi bir sırdır ve bu sır, insanın iradesiyle şekillenir. Yürüyen, kendi izini kaderin haritasına işler. O yüzden her adım bir seçimdir, her seçim, arkada bir koku, bir iz, bir niyet bırakır. Senden sonrakiler de o izlerden yürüyerek yeni yolları bulabilirler. Bu yüzden yürüyüşün temiz olursa, arkandan gelenler de o ışığa doğru ilerlerler.
Tasavvuf, yol ve yolcu üzerine çok şey söyler. Hak yoldur, kul ise yolcu. İnsan yürüdükçe hakikate yaklaşır. Her adım, görünürde sıradan bir hareket olsa da aslında bir yakınlaşmadır. Rabbine yaklaşmanın yolu, kesintisiz yürümektir. İnsan ne kadar yürürse, o kadar olur, ne kadar olursa, o kadar hakikate varır.
Dönüp arkana bakmamak gerekir, geçmişe saplanıp kalan, yolun kendisini bile unutandır. Arkaya dönmek nefsin işidir, ileriye yürümek ise ruhun çağrısı. Pişmanlık, yolcunun yüküdür, iz bırakmak ise yolcunun vazifesidir. Unutma, yolun sonu kadar, yolun kendisi de önemlidir, çünkü varış, yalnızca bir noktadan ibaret değil, yürüyüşün her anında saklıdır.
Hakikati anlayan insan bilir ki her adımında O’na biraz daha yaklaşmaktadır ve yol, insana verilmiş en büyük imkandır.
Bu imkanı değerlendirebilenler ardında kalıcı bir iz bırakır. İşte o zaman hayat, gelip geçici bir gölge olmaktan çıkar, ve ardında ışık taşıyan bir yürüyüşe dönüşür.
“İnsan yürüdükçe kendi yolunu değil, ardındakilerin yolunu da şekillendirir.”
*
Mehmet Demir
20925
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.