0
Yorum
4
Beğeni
5,0
Puan
251
Okunma

Yağmur, gece boyu usulca yağmış, sabah sokakları sessizliğe gömmüştü.
Hastanenin soğuk koridorlarında, bir kadın, elinde yıpranmış bir çift terlikle oturuyordu. Terlikler küçük, solmuş mavi renkliydi. Yan tarafında minik bir ayıcık figürü vardı.
Hemşireler, yanından geçerken bakmamaya çalışıyordu.
Çünkü o kadın günlerdir aynı yerde oturuyor, kimseyle konuşmuyor, sadece elindeki terliklere bakıyordu.
Adı Seher’di. Üç ay önce tek çocuğu, yedi yaşındaki oğlu Arda, lösemi teşhisiyle hastaneye yatırılmıştı.
Önce umut doluydu, doktorlar “şansı var” demişti. Ama hastalık, Arda’nın bedeninde hızlıca ilerledi.
Bir sabah, Seher’in kollarında nefesi kesildi.
O an dünyası yıkıldı.
Cenazeden sonra evine dönmedi. O terlikler, oğlunun hastanede giydiği son eşyaydı.
Her gün hastaneye gelip aynı köşede oturuyor, terlikleri avuçlarının içinde ısıtıyordu. Sanki Arda üşümesin diye.
O gün, temizlik görevlisi yanına gelip sessizce sordu:
“Abla Neden hâlâ buradasın?”
Seher gözlerini kaldırmadan fısıldadı:
“Arda, bu terliklerle koridorda koşardı, Ben de ‘yavaş ol’ derdim. Sesini duymadan eve dönemem.”
O günden sonra, kimse o kadını görmedi.
Ama her sabah, hastanenin o köşesinde, o mavi terlikler hâlâ duruyordu.
Sabahın ilk ışıkları, hastane pencerelerinden solgun bir şekilde süzülüyordu. Koridorda temizlik görevlisinin paspası sessizce kayarken, gözü istemsizce köşedeki mavi terliklere takıldı.
Onlara dokunmaya cesaret edemedi.
Sanki dokunduğu an, o annenin sessiz gözyaşları yeniden duyulacak, Arda’nın gülüşü duvardan yankılanacaktı.
Günler haftaları kovaladı. Terlikler hâlâ oradaydı, ama kimse sahiplenmedi.
Bir gün, gece nöbetinde çalışan genç bir hemşire, terlikleri alıp çöpe atmak üzere eğildi.
O an, koridorun diğer ucundan bir çocuk kahkahası duyuldu. İnce, hafif, bir anlık...
Hemşire irkilip etrafına baktı. Koridor bomboştu. Terlikleri tekrar yerine bıraktı.
O günden sonra, bazı hemşireler geceleri hafif adım sesleri duyduklarını söyledi.
Kimisi bunun yorgunluktan kaynaklı olduğunu düşündü, kimisi ise konuşmaktan bile çekindi.
Ama başhemşire, bir gece nöbetinde, köşede oturan siluet gördüğünü anlattı.
Uzun saçlı, ince yapılı bir kadındı. Elinde mavi terlikleri tutuyor, yere bakıyordu.
Aradan yıllar geçti. Hastanenin o kanadı yenilendi, duvarlar boyandı, zemin değişti.
Ama tuhaf bir şekilde, köşedeki küçük cam sehpanın üstünde hep aynı mavi terlikler durdu.
Ne temizlikçiler aldı, ne yöneticiler attı.
Sanki orası artık onların evi olmuştu.
Ve bazı sabahlar, erken gelen hastalar, koridorda minik bir çocuğun çıplak ayak seslerini duyduğunu söylerdi.
Ardından bir kadın sesi fısıldardı:
"Yavaş ol, düşeceksin..."
Yazar: Meltem Mesture Güven
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.