Bir kadının yeniden evlenmesi, onun ilk kocasından nefret ettiğini gösterir. bir adamın yeniden evlenmesi, onun ilk karısını çok sevdiğini gösterir. oscar wilde
Nur tanesi
Nur tanesi

Dünya Sürgünü

Yorum

Dünya Sürgünü

( 4 kişi )

4

Yorum

6

Beğeni

12,5

Puan

583

Okunma

Dünya Sürgünü

Dünya Sürgünü

Adına Cennet denilen bir alemde, merak duygusunun aciziyetine uğrayıp, yeni bir yolda buldular kendilerini.

Öyle bir fırtına esti ki, Adem’i Hindistan’ın Nud dağının tepesine, Havva’yı Cidde’ye savurdu. 200 yıl sürecek bir ayrılığın savruluşuydu.

Derin bir uykudan uyanır gibiydi. Gözlerini açmaya yeltendikçe üzerindeki ağacın dalları arasından, bir demet ışık hüzmesi süzülüyordu yüzüne. Yaprakların çıkardığı sesler bir melodi tadinda değerken kulağına, ılık rüzgar ruhunu okşuyordu. Öylece uzun süre hareketsiz kaldı. Sol yanına döndü, bu dönüş onu ışığın hapsinden kurtardı.
Vücuduna sert bir cisim battığını hissetti, elini uzatıp ne olduğunu öğrenmek istedi. Bu bir taş! Çok tanıdık geldi ona. En son onunla bir meyveyi taşlamıştı. Meyvesi olan her ağaç taşlanır mıydı?
Taşlar birleşip sürgününün yoluna döşenmişlerdi. Artık bu yolun mahkumu olduğunu fehmetti.
Yolu sevmeyi denedi. Gözleriyle yolu yutarcasına süzdü. Ufuk çizgisinde asılıp kaldı bakışları.
Yerde uzanan bedenini iyice yaydı yola. Elleriyle taşlara tekrar tekrar dokundu. Gerçekliğe bir onay aradı.


Taşların arasından bir koku yayıldı,tüm hücrelerine çekti tek nefeste.
Topraktandı bu tanıdık koku, aidiyet hissini alıp ona yükledi.
İnsanlığın mayası bu yol için karılmıştı. Öyleyse yola revan olma vaktiydi.
İçini apansız bir ürperti sardı.
Kozasından yeni çıkmış kanatları tembel bir kelebek gibi, sağa sola çarpıp durdu ruhu.

Bir aslanın geyik yavrusunu yediğine şahit oldu. Burada kurallar bu şekilde işliyordu. Bu alemin ilk duygusuyla tanıştı. Adına "Kaygı" deniyordu. Her şeyi alt üst etmesi ile meşhurdu.
İçinde bir şeyler gezindiği hissi ile irkildi, garip sesler geliyordu karın boşluğundan. Acıkma duygusu ile tanışıyordu. Açlık !dedi ne tuhaf bir his.
Bir ipe itina ile dizilmiş gibi, dalda asılı duran mor salkıma ilişti gözleri. Daha önceki yedigi meyvelere ne kadar da benziyordu. Hayranlıkla baktı, kokladı, sonra gayri ihtiyari bir tanesini alıp attı ağzına. Dilindeki tat alma kabarcıklarını aynı anda coşturan bu tanelere bayılmıştı.



Az ileride, iki yükseltinin arasında gizlenmiş Bir ışıltı fark etti, cezboldu! Cazibeden gelen, tüm kaybedişleri biliyordu.
Yaklaştı parmağı ile dokundu, bu dokunuş saydamlığı delerek, bir ok gibi saplandı suyun bağrına. Ona akseden silüeti titriyordu. Cennetten bu aleme kadar uzanan bir ırmak tüm ihtişamıyla karşısında duruyordu.

Ey su! bana verecek bir sırrın var mı? dedi.
Su: bastığın bu alemin canıyım ben. Enginden akmama aldanma!
toprağın, kuşların, yeşeren dalların aziziyim. İnsan neslinin, topraktan damıtılan, iz düşümüyüm. Hürmet edildikçe çoğalırım, çağlarım! çoğaldıkça, cana can bağlarım!
Yüzünde buruk bir tebessüm belirdi. İnsan mı?
dedi, neydi insan?

Söz dinlemeyen, meraklı, doyumsuz, unutandı, zahmetti, çileydi.
Bu gerçekler ile yüzleşmekten imtina etti, cennette kalmayı yeğledi.

Bir de nesil mi demişti?
Bilinmezin korkusu çöreklenmişti içine zaman kontrolden çıkıp onu yüzyıllar, bin yıllar sonrasına savurdu. Neslini gördü!
Savaşan, kan döken, aslını çizen,yakan, yıkan,ağlayan, hazzın ızdırabın, ölümünün kol gezdiği çıldırmış bir nesil!
Temizlenmeliydi!
Ya yıkanarak!
Ya yanarak!
Yitik bir cennette Havva’sını aradı yıllar boyunca, yüreği bir yangın yeriydi zaten.

Sonunda kader kapılarını açmış, Müzdelife’de vuslat gerçekleşmişti. Havvasının omuzlarına yaslandı. Burada her acı dinebilirdi, çünkü Cennet artık bu omzun ayakları altındaydı.



Meyveye attıkları taşın merakı dinmişti. Artık bir mabedin temelini oluşturacaktı.
Rabb’dan bir nida geldi!

"Arşımın hizasında Harem yerim var, oraya git benim için muhabbet yap. Meleklerin arşın çevresinde nasıl tavaf ettiklerini gördün. Sen de et. Duaları kabul edeceğim yerdir orası"
İçindeki acı, kaygı, mahcubiyet ne varsa bu buyruk ile yerini ümide bıraktı. Hira’dan getirdiği taşı mabedin temeline koydu. Turu Sina, Zeytın, Lübnan, Cudi dağlarından aldığı taşlar ile de mabedi inşa etti. Bir hafta tavaf yapmaları buyuruldu.Sonra bulanan tüm sular duruldu.

Artık Adem ve oğulları yeryüzünün saygınıydı. Meleklerin bile gıpta ettiği bir saygınlık!


İrade nimeti ile donatılıp tercih adı verilen bir çeşit hürlük sunulmuştu. Ağır bir yük olsa da kıymetliydi. İnsanlık bu tercihlerinden doğacaktı.

Adem heybesindeki tohumları serpti toprağa. Aşk, kardeşlik, umut, feragat, paylaşım, sevgi... Devasa vadide yeşeren tohumları,seyre daldı.

Paylaş:
6 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (4)

10.0

75% (3)

5.0

100% (4)

Dünya sürgünü Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Dünya sürgünü yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Dünya Sürgünü yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Etkili Yorum
Tokdemir Kansu
Tokdemir Kansu, @tokdemirkansu
25.5.2026 21:07:42
5 puan verdi
Okurken kendimi çok eski, çok kadim bir hikayenin tam ortasında buldum. Sanki zaman durdu ve ben de o ilk adımlara, o ilk şaşkınlığa tanıklık ettim. Bir meyve yüzünden her şeyin değişmesi… O taşı atan elin şimdi taşların üzerinde yürüyor olması ne kadar acıklı. “Meyvesi olan her ağaç taşlanır mıydı?” sorusu içime işledi. Evet, belki de her güzel şeyin bir bedeli var.

Yere uzandığında elleriyle taşlara dokunup gerçekliği onaylamaya çalışması… Çok tanıdık bir çaresizlik. İnsan bazen en büyük kaybından sonra etrafına dokunarak, “Bu gerçekten oluyor mu?” diye sınar kendini. Sonra o toprak kokusu, aidiyet hissi. Ne kadar zıt duygular: hem sürgün hem ait olmak.

Kaygıyla tanışması, açlıkla tanışması… Bunların hepsi ilk kez yaşanıyor. Bir aslanın geyik yavrusunu yediğine şahit olmak. Dünyanın kuralı bu işte: hem acımasız hem yaşam dolu. Ve sonra suyla konuşması… Suyun ona “insan neslinin topraktan damıtılmış iz düşümü” olduğunu söylemesi çok derin. Su gibi olmak, akmak, çağlamak, hürmet görünce çoğalmak… Ama insan neymiş? Söz dinlemeyen, meraklı, doyumsuz, unutan, zahmet eden, çile. Bu tanım ne kadar doğru ve ne kadar acı.

Neslini gördüğü o an… Savaşan, kan döken, yakan, yıkan, ağlayan bir nesil. Çıldırmış bir nesil. Temizlenmeli, ya yıkanarak ya yanarak. Bu satırlar çok ağır geldi. Tarih boyunca insanlığın yaptıkları düşününce, belki de gerçekten her şey hâlâ aynı yerde dönüyor.

Ama sonra vuslat. Müzdelife’de buluşmak. Havva’nın omzuna yaslanmak ve “Cennet artık bu omzun ayakları altında” demek. Ne kadar güçlü bir imge. Kaybettiğin cenneti bir insanın omzunda bulmak. Ondan sonra mabedin inşası. Hira’dan, Turu Sina’dan, Zeytin’den, Lübnan’dan, Cudi’den taşlar getirip bir araya koymak. Her acının, her sürgünün bir anlamı olduğunu gösteren bir inşa.

En sonunda irade nimeti. Tercih adı verilen o ağır yük. İnsanı insan yapan şey. Ve heybedeki tohumlar: aşk, kardeşlik, umut, feragat, paylaşım, sevgi. Bunları toprağa serpip seyre dalmak. Bütün o kaygıdan, acıdan, sürgünden sonra yeniden bir başlangıç. Belki de hikâyemiz hep böyle: düşeriz, kayboluruz, acı çekeriz, sonra bir omza yaslanır, taşları toplar, tohumları serperiz. Okumayı bitirdiğimde içimde hem ağırlık hem hafiflik vardı. Sanki hepimiz Adem’in o heybesinden dökülen tohumların birer parçasıyız.
GÖK…
GÖK…, @gok
17.1.2025 10:19:26
Güzel bir kitabın başlangıç müjdesi gibi…. Kaleminize sağlık
Ömer Hüdayi
Ömer Hüdayi, @omerhudayi
17.1.2025 08:30:27
10 puan verdi
Temizlenmeliydi!
Ya yıkanarak!
Ya yanarak!
Baştan sona etkileyici bir yazı. Tebrik eder sıhhat ve afiyet dilerim kıymetli hocam.
Halit Durucan
Halit Durucan, @halitdurucan
17.1.2025 01:13:39
10 puan verdi
İnsan nesli, cennet-cehennem ve meyveye atılan taşlar ve sonra insan türü. Yüce Allah'a kul olma bilinciyle cennet denilen yerkürede barış, esenlik, hakça paylaşım... Her ne kadar menkıbe kalıbında yazılmış olsa da değerliydi, öğüt vericiydi. Kutluyorum değerli kalemi
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL