10
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
1138
Okunma


Yazının başlığını görünce işaret parmağınız şakağınızda düşünüyorsunuz:
“Allah… Allah… Tarih bilgim de fena değildir ama kim bu Ateşdar Nuri Efendi?”
Hiç yormayın kendinizi. Onu bu isimle Türkiye’de hiç kimse, Isparta’da da sadece üç kişi tanır.
50 yaşlarında, atletik yapılı hareketli, kuvvetli, güler yüzlü, hoş görülü, yumuşak huylu bir arkadaşımızdır. Bazı yazılarımda bahsettiğim arkadaşım Servet Usta vasıtasıyla tanıdım onu.
İyi ki de tanımışım, iyi ki de o da benim arkadaşım.
Arada bir buluşuruz. Saç ayağıyız biz. Bineriz Sıdıka’ya çıkarız Kirazlıtepeye. (Sıdıka Skoda marka arabamızın adı. Biz taktık ona bu ismi)
Kirazlıtepe Isparta’yı yukarıdan gören küçük bir dağ. Orada restoranlar, kafeler var. Bir de F- 86 savaş uçağını da oraya yerleştirmişler. (Uçak modellerindeki -F- harfi Fighter Falkon kelimelerinin baş harfleridir. Savaşçı, Şahin anlamına gelir)
Isparta’da havacılıkla ilgili bir geçmiş olmadığından, halk o uçağı ilgiyle izler, uçakla ilgili hikâyeler anlatırlar. Uçak demiş ki:
“ Ben Isparta’yı havadan çok gördüm. Hayran oldum. Ömrümün son deminde beni Kirazlıtepeye yerleştirin. Isparta’yı tepeden seyretmek istiyorum.”
Daha buna mümasil birçok hikâyeler… F- 86 lar Hava kuvvetlerinin envanterinden yıllar önce çıkarıldı. Nasıl bir girişim sonucu alınmışsa alınmış o uçak oraya yerleştirilmiş. Benim güzel halkım askerini sever. Hayal dünyaları deryalar kadar geniştir.
Güneş başını alıp giderken, nöbeti yıldızlara Ay’a devreder. Bizde Sıdıka’mızla ineriz Kirazlıtepeden aşadıdaki ağaçlıklara. Alırız nevalemizi. Yerlerimiz vardır bizim.
Emir komuta Nuri’dedir.
Onun işi ateşledir. Kıyamaz yeşillere ama ne edip edip bulur ağaçlardaki kuru dalları. Kırar getirir yakar ateşini. Sonra alınanlardan ustaca kurar soframızı. Biz içerken o diker gözlerini ateşe dakikalarca bakar.
Konuşmaz.
Biraz içmesi beklenir. İçtikleri kana karışıp Nuri kıvamını bulunca bir soru sorar:
“Haşhaş kellesini biliyorsunuz değil mi? Bir kellede milyonlarca tane varken kavga olmuyor da biz insanlar niye geçinemiyoruz?
Nuri geçmişinde kim bilir hangi olayı hatırlamıştır da bu soruyu sormuştur?
“Haklısın Nuri “der susarız.
Ne demek istediğini sorsak, belki de anlatacak hüzünlenecektir.
Düzenli bir işi yoktur Nuri’nin. Bu gün bulur bu gün yer.
Yine bir gün oturuyoruz ağaçların altında. Yıldızlar göz kırpıyorlar birbirlerine bizi dinliyorlar.
Nuri gözlerini ateşe kilitlemiş düşünürken, hoşuna gideceği umuduyla:
“ Nuri sana bir isim buldum. Bundan sonra senin Adin- ATEŞDAR NURİ EFENDİ olsun.”
Hiç cevap vermedi. Bir süre sonra:
“Ateş yakmasını severim. Ama ATEŞDAR ne demek bilemedim. Sonra Bedros Baba, sen niye bana efendi dedin ki? Ben sizlerin hizmetine bakıyorum. Bundan da zevk alıyorum. Ama sen beni site kapıcıları gibi mi görüyorsun? Onun için mi bana efendi dedin ?”
Anlattım:
“Atatürk konuşmalarına hep – efendiler- diye başlarmış. Efendilik BEY kelimesinden daha anlamlıdır.
Efendi adam dersin de bey adam diyemezsin. Ama haklısın o insanlara bey dememek için efendi deniliyor. Farkında olmadan o insanlar onore ediliyor.”
Nuri alınmıştı bir kere. Ne kadar anlatsam da anlamayacaktı.
“Tamam, Nuri bir daha sana -efendi- demeyeceğim beni bağışla EMİ?”
Küstü gitti Nuri
Küssün ona küslükte yakışıyor. Ne der Servet usta?
“Bu işler narin bu gün olmazsa yarin!
Yarın barışırız Nuri’yle.
Önce Kirazlıtepe sonra yine aşağıdaki bizim yer…