Dostluk, toprak bir maşrapa gibidir, önemsiz bir nedenden birdenbire kırılır ve bir daha kullanılamaz. cicero
hüzünlükent
hüzünlükent
VİP ÜYE

Sol el

Yorum

Sol el

7

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

1203

Okunma

Sol el

Sol el

Yıl 2017…
Oğlum, üniversiteye geçiş sınavında başarılar elde etmiş ve artık bir tercih hakkı doğmuştu ona. Hiç unutmam… O günlerde evin salonundaki koltukta kendi halimde otururken gülümseyerek yanıma geldi. Gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Bana güzel bir şeyler söyleyeceği her halinden belliydi. Yanıma yaklaştı ve diz çöküp halının üzerine oturdu. Gözlerimin içine derin derin baktı. Ve kapalı olan avuçlarını önüme uzattı.
"Annem, seç birini… Sağ mı, sol mu?" Dedi.
"Ne var elinde oğlum, ona göre seçim yapayım?" dedim ama doğrusu çok merak etmişim.
"İki tane kelebek var hadi, sağ mı sol mu anne?" Diye hem heyecanlı hem de ısrarcı bir şekilde sordu.
"Eee… Sol el olsun." Diye cevapladım fakat merakım iyice artmıştı.
"Oley! İşte budur.
"Oley! Annemin seçtiği olacak…" diye sevinçle bağırdı. Adeta evin duvarları inledi çığlığından. Açtığı avucuna "uç, uç” diye üfledi.
"Şimdi bu da neyin nesi, oğlum?" dedim gülümsedim.
"Anne, iki tane hayalim vardı ve gerçek oldu. Fakat hangisini tercih edeceğime karar veremedim. Seçim yapmak için sağ elime hukuk fakültesini, sol elime kara harp okulunu koydum. Sen sol elimi seçtin… Oğlun asker olacak, anam…"
"Oğlun asker olacak!" dedi ve mutluluğu evin içinde dışına kadar yankılandı.
Onunla birlikte ben de çok mutlu oldum açıkçası.

Saat sabah 08.10… Günlerden “sol el”…
Üzerine giydiği siyah kapüşonlu montunun şapkasını başına geçirdi. Sırtında liseye giderken kullandığı okul çantası ve yanında, onu yolcu etmeye gelen birkaç lise arkadaşı vardı…
Balkona çıktım. Ardından hüzün dolu gözlerle bakarken bildiğim tüm duaları bir bir okuyordum.
Çocukluğunu ve anılarını geride bırakıp hayallerine doğru yürüdü… yürüdü… ve yürüdü…
Hiç arkasına dönüp bakmadı. Görüş mesafemin ve sokağın sonuna kadar yürüdü. Tam köşeyi dönmek üzereyken eve doğru dönüp baktı.
Yüksek bir sesle bağırdı:
“2021’de görüşürüz annem, hoşça kal! Hoşça kal çocukluğum... Hoşça kal ailem hoşça kal" dedi ve
İki kolunu havaya kaldırdı ve sol elini uzun uzun bana doğru salladı.
Sanki koca mahalle, o son vedasında çocuk sesiyle inledi. Kaç yaşında olursa olsun o benim için hala çocuktu.
Arkasında boş kalan yola öylece bakakaldım. Dakikalarca boş kalan sokakta gezdi gözlerim... Donmuştum adeta. Sanki o an dünya durmuştu. O son “Hoşça kal annem” sözleri kulağımda sürekli çınlıyordu. Birileri içimden bir parçamı koparıp almış gibiydi.
Balkonun ortasında kala kalmıştım. Dilimde “Annen sana kurban olsun” sözü, aklımda oğlumun yokluğuna nasıl dayanacağım düşüncesi kalmıştı. Ne kadar kaldım orada bilmiyorum. Son olarak “Bir tanem, annesinin canı…” deyip onu Rabbime emanet ettiğimi hatırlıyorum.
Yanımda beni teselli edecek herhangi birisi veya aileden kimse yoktu.
Bir süre daha olduğum yerde oturdum, sonra ayağa kalkıp evin içine girdim. Ev hem soğuk hem de ıssız gelmişti bana. Hava sıcak olsa da içim ürpermişti ve derin bir sessizlik çökmüştü o kelebek uçurduğu evin içine.

Oğluma sarılıp uğurlarken hiç ağlamadım. Gözbebeklerime yerleşen gözyaşlarımı ılık ılık içime akıttım adeta. Çünkü ağlarsam, o benden ayrılamazdı. İlk defa annesinden, ailesinde ve evinden uzaklara gidiyordu ağlayamazdım.
O an sımsıkı sarılmıştı bana… Defalarca boynumu koklamış,
“Ohh… Canım annem, unutmam bu kokuyu asla…” demişti.
Hatta avuçlarının arasına alıp onlarca defa yüzümü, gözümü öpmüştü. Arada gözlerimin içine dönüp dönüp bakıp:
“Ağlamak yok güzel kadın! Ağlamak yok!" demişti.
Ben ise ona sürekli tembih veriyordum.
“Kendine iyi bak. Sakın korkma, üşütme oralarda. Yemeğini düzenli yemeye çalış ve aç kalma…” diyordum.
“Anne merak etme, emin ellere gidiyorum. Asıl sen kendine dikkat et aklın benden kalmasın” demişti.
Bir anne için hiç kolay değildi… Evladının yaşı kaç olursa olsun, çocuğundan ayrılmak, hele ki onu askerî okula göndermek hiç kolay değildi… Çekeceği zorlu eğitimleri düşünmek bile yüreğimi parçalıyor, olsa da düşünmek istemiyordum.
O bu kutsal bayrak ve bu değerli vatan için okula gitmişti.
Sabahları bazen farkında olmadan odasına gidip:
“Hadi oğlum, kahvaltı hazır…” diyordum.
Yokluğuna bir türlü alışamamıştım.
Masaya herkes oturduğunda onun sandalyesinin boş kalması ilk haftalar çok ağır geliyordu bana. onun sevdiği yemekleri pişirmek istemiyordum.
Onsuz bir annenin boğazından geçmesi mümkün değildi...
Geceleri diğer çocuklarım uyuyunca oğlumun odasına sessizce giriyor, ranzasına uzanıyor, yastığını kokluyordum. Bu, davranışlar hasretimi biraz olsun dindiriyordu. Bir nebze olsun beni ferahlatıyordu.
Ona ait ne varsa benimle birlikte sessizdi. Kitapları, oyuncakları, çocukluğunun izlerini taşıyan herşeyi benimle baş başa uykuya dalıyordu.
Her zaman telefonla aradığında:
“Annem, odamı bozmadın değil mi? Geldiğimde her şeyi bıraktığım gibi görmek istiyorum…” diyordu.
“Hayır oğlum, her şeyin yerli yerinde duruyor, sen gelene kadar da öyle kalacak.” diyordum.
Biliyorum o şafaksız bir asker olacaktı arada sırada izinlerde gelecebilecekti biliyordum. Ama o varmış gibi her an gelecek gibi dokunmuyordum odasına.
Anaokulunda çizdiği o sevimli resimler, havası inmiş olmasına rağmen "Galatasaray" topu, çalmayı bir türlü öğrenemediği fakat bir öğreneceğim dediği bağlaması ve dahası...
Kırk beş gün sonra İzmir’e intibak için gitmişlerdi. Yanındaki arkadaşının annesi ziyarete gelmiş. Okulda telefon yasaktı. Oğlum, o kadına:
“Teyze, fotoğrafımı çekip anneme gönderir misiniz? Beni görürse çok sevinir…” demiş.
Kadıncağız, o fotoğrafı çekip göndermişti.
Telefonuma gelen mesajı açtım. Sevindim mi, ağladım mı, bilemedim… Karşımda oğlumun fotoğrafı vardı… Saçları kısa kesilmiş, üzerinde bol bir kamuflaj, başında kep… Elinde boyuna yakın bir silah…
Hüngür hüngür ağladım.
Komşum:
— “Ağlama, bak oğlun çakı gibi subay olmuş…” dedi.
— “Abla, ona ağlamıyorum… Ekmek tutmayı bilmeyen elleri, silah tutmayı ne bilsin…” dedim.
Zaman geçti… Günler, aylar… Tam dört yıl… Özlemle, hasretle…
Onu her istediğimde göremedim. O da gelemedi. Pandemi sürecinde ziyaretler tamamen yasaktı. Çocuklukla gençlik arasında nasıl büyüdüğünü doya doya izleyemedim.
Ve…
Yıl 2021…
Oğlum 21 yaşında…
30 Ağustos Zafer Bayramı’nda, kutlu bir törende… Yüzünün akıyla mezun oldu. Mustafa Kemal Atatürk ile aynı okuldan mezun olmanın gururunu yaşayarak…
Benim için o artık yürüyen bir yıldızdı.
Ona her zaman söylediğim gibi:
“Evet, seni ben doğurmuş olabilirim. Ama ben sadece Rabbimin seni dünyaya getirmek için seçtiği bir vesileyim. Senin de benim de, bütün kâinatın sahibi Allah’tır.
Ve sen, önce bu vatanın evladısın.
Bir gün ben olmasam bile, bu ülkedeki tüm anneler senin annen…
Ve inanıyorum ki duaları seninle…
Sakın nereden geldiğini unutma…”





Paylaş:
2 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Sol el Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Sol el yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Sol el yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Ahmet Zeytinci
Ahmet Zeytinci, @ahmetzeytinci
9.8.2021 10:10:35
O cephelerde ki aslanları da fedakar Türk Anneleri doğuruyor sizin gibi... Askerlerimizin hepsine hakkımız helaldir, anneleri ile birlikte yeter ki kanlarına hainlik girmesin birileri gibi, 15 temmuzlarda olduğu gibi... Kutlarım yürekten...
Etkili Yorum
MÜSLÜM BAYRAM
MÜSLÜM BAYRAM, @m-sl-mcbayram
9.8.2021 09:38:00
Ne muhteşem bir annesiniz değerli şair, gururla okudum duygulanarak ve de oğlunuza bende dualarımı gönderiyorum.
Bahtı ve şansı bol olsun.
yazınız günlerin değil yılın yazısı desem yeridir.,.. hele ki aşağıya aldığım sonuç kısmı edebiyat literatürüne geçti kanımca....
nice saygılarımla

Şu an yıl 2021:
Ve, oğlum 21 yaşında. 30 agustos zafer bayramı ile birlikte, kutlu bir tören, mutlu bir kavuşma, kutsal bir görev için yüzünün akı ile...
"Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK`" ile aynı okuldan mezun olmanın gururunu, mutluluğunu, yaşayarak ve yaşatarak annesine,
Yür yüzünün yürüyen yıldızı olarak mezun oluyor...

Ona bir anne olarak her daim hatırlattığım
"Evet, seni ben doğurmuş olabilirim!
Ben, sadece, Allahın seni doğurmam için seçtiği vesile olan annenim!
Senin ve benim, bütün kainatın sahibi Allah’tır...
Ve sen öncelikle
Bu vatanın bir evladısın
Bir gün ben olmasam bile...
bu ülke de ki, tüm anneler senin annendir.
Ve eminim ki duaları seninledir."

" Sakın nereden geldiğini unutma!"
Mehmet Burhan AKIN
Mehmet Burhan AKIN, @mehmet-burhan-akin
8.8.2021 23:52:06
Bu güzel yazıda neler gördüm, neler... Annelerin tükenmeyen merhameti, sevgi dolu gözyaşları, gurur, mutluluk, Allah'a olan inanç, milli duygular, vatan sevdası ve M. Kemal Atatürk yolunda yürüyen gençlerin gururu.
Tebrik ederim, yolu açık olsun .

Saygılarımla Efendim.
mutluluk mavi çocuk
mutluluk mavi çocuk, @mutluluk-mavi-cocuk
8.8.2021 15:42:47
10 puan verdi
// "Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK`" ile aynı okuldan mezun olmanın gururunu, mutluluğunu, yaşayarak ve yaşatarak annesine,//

Çok güzel bir yazı ve yüreği çok güzel bir anne...
Yazınızın en önemli cümlesini almak istedim yoruma. Atatürk'ü seven her delikanlı gibi uğraşmışlardır askerimizle akademide ama yılmasın yıkılmasın bu konuda bir tek annesine güvensin. Yüreğinize, evlat sevginize ve göz nurunuza saygı ile...
sarnıç
sarnıç, @sarnic
8.8.2021 11:59:06
onlar ki sadece annelerin değil
babaların duaları da onlarladır...
bir annenin evladından ayrılışının hüznünü okusak da
gelinen nokta itibarı ile sevinç ve mutluluğa şahit olduk...
duygulanmadım desem yalan olur hüzünlükent....
yolları bahtları açık olsun hep o vatan evlatlarının...

ve bir annenin evladına verebileceği en güzel nasihat

" Sakın nereden geldiğini unutma!"

çok çok güzel bir yazıydı

saygıyla

deniz-ce
deniz-ce, @deniz-ce
8.8.2021 06:58:05
annelik, daha iyi anlatılamazdı.
oğluna, kızlarına ve sana sevgiler❤
Sör
Sör , @sor
8.8.2021 01:28:17
Sen beni hep aglatiyorsun Hüzünlükent

Şişir göğsünü Hüzünlükent"in annesi, alnını daha yukarıyı kaldır, omuzların dik olsun her daim

Ayağına taş değmesin genç komutanımızın ve bütün Atatürk askerlerinin
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL