9
Yorum
23
Beğeni
5,0
Puan
179
Okunma


Bu sabah yine aynı saatte, aynı telaşla, aynı hayatın ortasına uyandım…
Çalar saat 09.15’i gösteriyordu. Her şey, her gün olduğu gibi aynı güzergahta ilerliyordu; benim hayatım da…
Olduğum yerden miskin bir hâlde doğruldum. Güne ilk olarak yüzüme, gözüme dağılan saçlarımı toplamakla başladım. Ardından yatağı düzelttim. O sabah da elim ilk telefona uzandı aslında. Beklediğim arama ve mesaj yoktu. İçimde küçük bir boşluk hissettim. Vakit ilerledikçe o küçük boşluk büyüyüp derin bir eksikliğe dönüştü.
Bugün yine eksilerek başlamıştım güne…
Yatağın başucundaki pencereyi usulca açtım. Bahar güneşi, ılık bir meltemle birlikte odaya doldu. Kiraz ve erik ağaçlarının dallarına konan serçelerin sesi, cıvıl cıvıl yayıldı içeriye. Yüzümde hafif bir ferahlık, içimdeyse kısa süreli bir huzur hissettim.
Dışarıda ağaçlar çiçek açmıştı ama sokaklar eskisi gibi değildi. Duymak istediğim çocuk cıvıltıları yoktu artık.
“Bu serçeler de olmasa…” dedim içimden.
Birkaç çocuk evin önündeki dar yolda yürüyordu. Başları önde, bakışları telefon ekranına gömülmüş hâlde, sanki bir bilinmezliğe doğru ilerliyorlardı. Ne geleni görüyorlardı ne gideni… Yanı başlarından hızla geçen araçların bile farkında değillerdi. Hatta içlerinden biri bir an kaldırımdan yola indi ve bunu fark etmedi bile. Çalan korna sesiyle irkildi yalnızca. Başını çevirip ne olduğuna bakmadan yeniden kaldırıma çıktı.
“Nereye gidiyor bu gençlik?” demekten kendimi alamadım doğrusu.
Bir an gözlerim uzaklara daldı. Çocukken oynadığım “yerden yüksek” oyununu hatırladım. Evim zemin kattı… Ve ben hep zemine yakın yaşamayı tercih etmiştim. Her oyunda aşağıda kalan ben olurdum çünkü. Belki korkularımdandı, belki de hayat bana en başından beri yük taşımayı öğrettiği için omuzlarım yere yakın olsun istemiştim. Yere sağlam basabilmek adına hep aşağıda kaldım…
Pencerenin önünde uzun uzun düşündüm. Yıllarca herkesi toparlamıştım ama beni toparlayan hiç kimse olmamıştı. Ve ben, daima dağınık kalmıştım. Belki insanın kendine yüklediği en derin yorgunluk da buydu…
Salonda oraya buraya dağılan eşyaları yerine koydum. Yıllardır yaptığım ilk görev hep buydu aslında. Aynaya bakmaya bile fırsat bulamadan yalnızca evi değil; kırılan umutlarımı, eksilen neşemi, çocukların sessiz hüzünlerini de toparlıyordum.
Hayat sanki bana sessiz bir görev vermişti:
Dağılan her şeyi yeniden bir araya getirmek…
Herkese yetişirken kendine geç kalmak ve kendi içinde yavaş yavaş tükenmesi gibi…
Vakit ilerledikçe ilerledi. Ne beklediğim mesaj geldi ne de kulaklarım bir arama sesi duydu.
Bir umutla aramak için tuşlara dokunmuş olsam da,
“Aradığınız numara görüşmeye kapalı…”
Bir kez daha dağılmama neden oldu bu ses.
Yeniden toprağa doğru indirdim bakışlarımı.
Bugün Anneler Günü…
Ve ben, ruhumda sessizliğin en derin hâlini, sürekli eksilerek yaşarken;
yine kendimi, kendim toplamaya çalışıyorum.
O mesajın hiç bir zaman gelmeyeceğini bile bile.
5.0
100% (15)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.